Tanrı, İbrahim’e babasının evinden ayrılmasını ve kendisine göstereceği diyara gitmesini söyler.[1] Bu “diyar” Tora’nın anlatımında mitsraim (מצרים) veya Mısır ülkesidir.[2] Coğrafi olarak bir ülke olan Mısır, simgesel olarak bir mahaldir. Yani sembolik içeriği itibariyle Mısır bir ülkenin değil, ruhsal bir durumun adıdır. İbrahim, baba evindeki sabitlikten Mısır’daki hareketliliğe geçer. Bu hareketlilik, dönüşümdür.

Leh leha sadece gitmek değil, gitmek ve dönüşüme katılmak demektir. Zira “gitmek ve geri dönmek” sadece yolculuktur. Örneğin, tatile gidilir ve geri dönülür veya doğulur ve ölünür. Bu, leh leha değildir. Ama gitmek ve dönüşüme katılmak, gittiği yerde dönüşmek ve katıldığı savaşta zafer kazanmak demektir. Savaşta ölene şehit denmesi de bundandır. Zira şehitlik, yani “hak yolunda ölmek” yine de zafere ait bir durumdur. Ancak muzaffer olmak, savaşı kazanmaktır: “Git ve git”, yani yap ve başar.

Nasıl ki Mısır bu anlatım içerisinde yalnızca bir ülkeye değil ama ruah’ın nefeş’teki durumuna işaret ediyorsa, İbrahim de bir kişiye değil, ruhun bir durumuna işaret eder. Bir kişi olarak İbrahim, bu ruhsal dönüşüm içinde olan kimsedir. Ancak bir “kişilik” olarak İbrahim, dönüşüm içindeki ruhsallığın adıdır. Dolayısıyla bir kişi olan İbrahim için “Mısır yolculuğu” mutlaka coğrafi, tarihsel ve bedensel bir yolculuktur. Ancak bu, İbrahim’de meknuz olan şekina için bir gezinti değil, sürgündür.[3]

İbrahim’in oğulları olan İshak ve İsmail bu veçheden tefrik edilmelidir. İshâk duran, koruyan, sürdüren, bulunduğu yeri yücelten, yükselten, değer kazandırandır.[4] Medeniyet, İshak ile anılır. İsmail ise giden, sürülen, atılan, kaybolan ama kaybolduğu yerde kendini bulan, sıfıra inen, çölü yeşertendir. İsmail, zemzemi kendi özünde bulup içendir. Ancak zemzem, tulumda su tükenince hasıl olur.[5] Velhasıl İshak babasından aldığını biriktiren ve büyüten, İsmail kendini yokluktan inşa edendir. Bunların her ikisi de İbrahim ile anılan ruhun kudretleridir.

Bu görsel yapay zekâ ile oluşturulmuştur.

Kabalistler şekina’nın sürgünü için galut (גלות) kavramını kullanırlar. Galut “yerinden oynamak”, “yerinden edilmek” anlamlarına gelir. Bu nedenle galut, tasavvufun gurbet kavramına benzer. Yerinden edilmek; Eyüp’te olduğu gibi tüm kazanımların kaybedilmesi[6], Yusuf’ta olduğu gibi el konulması veya İbrahim’de olduğu gibi geride bırakılmasıdır. Diğer yandan gerçek kazanım, yerinden edildikten sonra elinde kalandır. İsmail, sürgünde elinde kalan üzerinde kendini bina eder. Bu nedenle Kâbe, İbrahim’in İsmail ile çölde inşa ettiği evin adıdır.

Kabalacıların yeniden doğum için kullandığı kelime ise gilgul’dur (גלגול). Gilgul kelime olarak “yuvarlanmak, hareket etmek”, ruh açısından ise “yeniden doğmak” anlamına gelir. Galut ve gilgul kelimelerinin her ikisi de “dönmek” anlamına gelen gal (גל) kökünden gelir. Dolayısıyla yeniden doğum yani ölümsüzlük insandaki en derin anksiyetenin yanıtı gibi görünürken, gerçekte bu kelimenin bedensel ölüm ve yeniden doğumla ilgisi yoktur. Gilgul ölümden dirilmek değil, ölümlülükten dirilmektir. Bu da nefsin ölüp yeniden bir nefes sahibi olması anlamına gelmez. Zira nefeş, yeniden nefeş olacak değildir. Çünkü nefeş onu verene geri dönecektir[7] ve onun için bu dünyadan bir pay olmayacaktır[8]. Bu, münzevi keşişlerin sandığı gibi hayatın kötü olduğu anlamında değil, hayatın kendinde bir bekâsı olmadığı, ancak onun onarılması, ikmali ile dönüşümün olacağı anlamındadır. Dönüşüm ruh ile ve ruh içindir.

İbranice “kendi içine, kendi özüne git” anlamına gelen leh leha kalıbını “gitmek ve gitmek” şeklinde okumak da mümkündür. Eğer bu kelime kalıbı “gitmek ve dönmek” anlamına gelseydi, gittiği yerden geri dönmek bir aydınlanma olurdu. Halbuki gittiği yerden, gittiği gibi geri dönmek regresyondur. İbrahim ve kendisinden feyz alan tüm manevilerin durumu leh leha’dır. Gitmek ve gitmek; çünkü birinci gidiş kendinden çıkıştır, bu İshak’ın durumudur. İkincisi ise gittiğinden de gitmektir, bu İsmail’dir. Bu manada kurban edilen oğulun hangisi olduğu tartışması da sonlanır. Zira İbrahim her iki oğlunu da Rabbe kurban olarak adamıştır.

Gilgul denilen “yeniden doğum” doğmuş olanın ölüp yeniden doğması değil, ölünün dirilmesi yani nefeş’in neşemah olarak dirilmesidir. Rab elini üzerine koymazsa nefeş asla neşemah’e rücu edemez. Zira nefeş’te böyle bir kudret yoktur. Kanatları Rab vermezse hiçbir kuş uçamaz. Tavuk yerden yükselir (hal) ama onda uçma kudreti (makam) bulunmaz. Nefeş’in neşemah’a yükselmesi bir gidiş değil, ölüp yeniden dirilmedir. Bu durum gelenekte kutsal ruhun yalnız Yahudilere verildiği şeklinde ifade edilir.[9] Buradaki Yahudilik ne bir din ne de dindarlar topluluğudur. “Yahudi” neşemah’ı olandır ve neşemah, “kutsal ruhu” (ruah hakodeş) giyinmektir.

Nefeş, neşemah’a yükselemez ama neşemah, ruh tarafından çağırılana dek Mısır denilen nefeş’te gezer. Ancak Musa[10] ve İsa’nın[11] tecrübesinden bildiğimiz üzere çöle sevk eden de ruhtur. Çöl, nefeş’tir ve çölde söyleyenin sesi ruah.

Öyleyse gilgul, leh leha’nın gitmek ve dönmek anlamına gelmeyip “gitmek ve gitmek” anlamına geldiği gibi, dönmek ve dönmektir. Gittiği yerden geri dönmek değil. Gittiği yerde dönmektir ve dönüşmektir. Buna tikkun, yani onarım denir. Galut’tan gilgul’a geçiş, sürgünün içinde gerçekleşen harekettir. Bu, Yusuf ve Davut’tur. Çünkü onlar gittiler ve gittikleri yerde yeniden de gittiler. Yusuf, Mısır’a satıldı[12] ama Mısır’a ait olmadı, Davut kral oldu ama susmadı. Gittikleri yerde zafer kazandılar. Gilgul denilen yeniden doğum budur. Gilgul ölümün perdesini kaldırmaktır. Bu perdeyi kaldırana gilâ (גלה) yani örtüyü kaldıran denir. Ve ölümden azade olan neşemah’ın her sözü[13] ve eylemi megila’dır[14] (מגילה‎).

 

[1] Tora, Tekvin 12:1

[2] Tora, Tekvin 12:10

[3] Tanah, Ağıtlar 1:3 Yeremya’nın sözü: “Yahuda cefa çekmek ve ağır kölelik etmek için sürgüne gitti; Milletler arasında oturuyor, rahat yeri bulmuyor; Darlıkta iken ardını kovanların hepsi ona eriştiler.”

[4] Tora, Tekvin 26:12-13

[5] Tora, Tekvin 21:14-19

[6] Tanah, Eyüp 1 ve 2. bab

[7] Tanah, Vaiz 12:7 “ve toprak yere, evvelki haline dönmeden ve ruh onu veren Allaha dönmeden, seni Yaratanı hatırla.”

[8] Tanah, Vaiz 9:5-6 “Çünkü yaşayanlar biliyorlar ki, öleceklerdir; fakat ölüler bir şey bilmezler ve artık onlar için ücret yoktur; çünkü onların anılması unutulmuştur. Sevgileri de düşmanlıkları da kıskançlıkları da çoktan yok olmuştur ve güneş altında yapılan bir şeyde artık onlar için ebediyen pay yoktur.”

[9] Tanah, Yoel 2:28

[10] Tora, Çıkış 3:16-17

[11] İncil, Matta 4:1

[12] Tora, Tekvin 37:28

[13] Tanah, Hezekiel 3:1-3

[14] Megila: Vahiy tomarları

 

Sözlükçe

Leh leha (לֶךְ־לְךָ) Kendin için git anlamına gelen İbranice kalıp.
Gal (גל) Kıvrılmak, yuvarlanmak, dalga
Galut (גלות) Sürgün, yerinden edilme
Gilgul (גלגול) Dönüş, yuvarlanma, dolaşım. Öldükten sonra dirilme için de kullanılan kavramdır.
Gilâ (גלה) Açmak, örtüyü kaldırmak, ifşa etmek.
Megilâ (מגילה) Tomar, yazılı metin.
Nefeş (נפש) Ruhun hayat, yaşam gücü ve bedensel varoluşla ilişkili katmanıdır. Daha çok dünyevi bağlar, arzular ve varlığın temel canlılık düzeyini ifade eder.
Ruah (רוח) Rüzgâr, ruh.
Neşemah (נשמה) Ruhun en üst düzeyidir. İlahi nefes, Tanrısal bilinç ve hakikatin idraki ile ilişkilidir. Kabalistik anlamda kurtuluş ve diriliş bu düzeyle ilgilidir.
Ruah HaKodeş (רוח הקודש) Kutsal Ruh anlamına gelir. İlahi ilham ve vahiy ile ilişkili ruhsal durumdur. Neşemah’ın etkinlik kazanmış halidir.
Şekina (שכינה) Tanrı’nın dünyadaki içkin varlığıdır. İlahi huzurun tezahürü olarak anlaşılır. Kabalistik düşüncede sürgünde olduğu kabul edilir ve kurtuluş süreci onun yeniden yükselişidir.
Tikkun (תיקון) Onarım, düzeltme anlamına gelir. Kabalistik sistemin merkez kavramlarından biridir. Kapların kırılmasıyla dağılan ilahi düzenin yeniden kurulması sürecini ifade eder.
Mitzraim (מצרים) Mısır’ın İbranicesidir. Kök anlamı dar yer, sıkışmadır.
İzzet Erş
+ Son Yazılar