Yeruşalim

19 Kasım 2016

Ne mutlu barışı sağlayanlara!

Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek. [1]

İşte, sana bir oğul doğacak, o barış adamı olacak; ve ona etrafındaki tüm düşmanlarından rahat vereceğim; onun adı Süleyman olacak ve onun günlerinde İsrail’e selâmet ve sükûn vereceğim.[2]

Yeruşalim zahiri haritaların göstermediği, Allah’ın mübarek kıldığı toprağın adıdır. Onu kutsal yapan ne bir kavim ne de tarih kitaplarıdır. Yeruşalim, isminin mânâsı ile mukaddestir. Ve bu mânâ ile kutsanmıştır toprak; mübarek kılınmış ve onda tüm başlar, gönüller secdeye eğilmiştir. Yeruşalim, Kral Süleyman’ın hüküm sürdüğü topraklardır. Yeruşalim Süleyman’ın krallığıdır; nihayet Yeruşalim Süleyman’dır.

Yeruşalim, çifte barış anlamına gelir. Kendi ile barışıklığın ve öteki ile dostluğun zaferidir. Kendi ile bu barışıklık iç evinde sakin olmaktır, nefsi ile uzlaşabilmek; çekişmeyi bir kenara bırakıp dingin ve huzurlu olabilmektir. Yeruşalim’in yüce mabedinde eli kanlı olmak men edilmiştir talibe. Eli kanlı olan mabedi kana bürür ihtiraslarıyla. Mabedin girişine konulan taharet suyu bunun içindir. Mabede elinde kanla, kalbinde şer ve öfkeyle giren, girdiğinde mabedi orada bulamaz. Mabet bir anda kaybolur. Kalp kızgınlıkla attığında, burun öfkeyle soluduğunda mabet kendini gizler. Zira Yeruşalim’in sıradan bir toprak olmaması gibi, mabedi de taş duvarlar değil, ama gönüldür.

İçteki sükûneti, zahir âlemden ayrı tutanlar Yeruşalim’in temiz topraklarına girmeyi başaramazlar. Meditasyonlar, yoga ve ibadetler, tecritler, inzivalar kendini kapamaktır dış âleme, ancak kişinin dünyası dışarıda değildir asla. Kapılarını kaparken evin ve gözlerini bedenin, dünya zaten içeridedir. Dünya, insanı yalnız bırakmayacağından, Yeruşalim de dünyayı terk etmeyi öğütlemez. Yeruşalim insanı barışa davet eder. Barış için gelene açar kapılarını. Barış ile gelene sunar huzuru.

Yeruşalim’e giremeyenler için, o bir mekândır dünyada. Bir toprak parçası… Savaşılır, kan dökülür uğrunda. Hâlbuki kan dökülüyorsa, incitiliyor, kırılıyorsa gönüller, Yeruşalim yoktur orada. Dağlarından bal ve süt akmaz o zaman. Kin ve nefret hüküm sürüyorsa orada, Süleyman tahtında oturmuyor demektir. Süleyman’ın kral olmadığı, hükmünün geçmediği, sözünün duyulmadığı Yeruşalim, Yeruşalim değildir. Eğer asası elinde, oturuyorsa tahtında ve terennümler ediyorsa Rabbe, Rabbine; hikmetli sözlerini dinliyorsa çocuklar ve barış için işliyorsa eller, kalpler sevinçliyse; o zaman Tanrı’nın Krallığı Yeruşalim’dedir. Süleyman o vakit kraldır ve barış egemendir.

İlâhi barışın, kendi ile barışıklığın biricik yolunu bildirmiştir Süleyman; varlığıyla onur duymayı fısıldar şövalyelerine; akl-ü hikmetin yolunda yürümelerini öğütler. Hikmet, nihayetinde barış ve sevgiye erdirir insanı. Yeruşalim’in yüksek yerlerinde, şeytanın nice İsa’ya fısıldadığı o mukaddes dağda şöyle bildirir Kral Süleyman: “Yurtta sulh, cihanda sulh”. Cihanı yurt edinenler için, Yeruşalim, o mukaddes dağı, mühr-ü Süleyman’ı evi bilen ve barışa hizmet edenler için iç ile dış bir olur. O vakit Yeruşalim Kudüs çağırılır.

Ne mutlu cihanı yurt edinene, onlar huzuru miras alacaklar…


Referanslar:

[1]  İncil, Matta 5:9

[2]  Tanah, 1. Tarihler 22:9