Samsara’nın Dışında Olmak

Hint felsefesi insanın düşünce ve eylemlerinin etkilerini bu dünyada ya da bir sonraki hayatında yaşayacağı bir döngünün içinde olduğundan bahseder. Samsara olarak tanımlanan bu sonsuz ölüm ve tekrar doğum döngüsünden çıkmak ise kurtuluş ile olur. Kurtulmak başka bir varoluş evreninde sınırlarını aşarak insanlık halini kırmak, beşeriyeti yok etmek olarak kabul edilebilir yani ölüm halinden sonra başka oluş hallerine yeniden doğulması. Kurtuluşa erişebilmek için madde dünyasına bağlayan bağlardan kurtulmak, gerçeği aramak, gerçekle birlikte özgürlüğün kazanılması yani maddi olanı terk edip, nefsini terbiye ederek, öz varlığını bulması gerekir insanın. Bu hiç kolay değildir.

Zihnimiz bizi bu dünyada tutabilmek için düşünceler ve duygularla doludur. Endişeler, korkular, kaygılar zihnin bize yarattığı küçük oyunlardır. Beden varlığını devam ettirebilmek, geliştirebilmek için acılarla dolu bu doğum ölüm döngüsünden çıkmak istemeyiz ve bunun içinde kendimize küçük mutluluklar ararız, bulduğumuz mutlulukları da kaybetmekten korkarız, bundan dolayı gelecekte mutlu olabileceğimiz ya da mutluluğun devamını sağlayacak arzularımız olur, bu arzu ve istekler geleceğe dair bir umut ışığı yaratır ve geleceğe yönelik motive edici harekete geçirici bir güç olabilir. Daha iyiyi, daha güzeli ararız ama elde ettiklerimizle ebedi mutluluğu ve huzuru yakalayamayız ve yeni umutlar, yeni arayışlar içine gireriz.

Umuda gereksinim duyduğumuz anlar ise karşıt kavramlarını oluşturan karanlık, yok olma, kaybetme korkusu yaşadığımız hallerdir. Oysa yaşadığımız evrende bulunan her şey kendi zıttı ile var olabilmektedir. Karanlık aydınlık ile sıcak soğuk ile mutluluklar, sevinçler ise acılar ve üzüntülerle anlam kazanmaktadır. Umut da karanlığın içinden aydınlığa çıkan bir yol gibi gelir bize, umutlar geleceğe aittir ve gelecekte gerçekleşmeleri için bir proje oluşturmamız gerekir. Proje ise yaşadığımız o ana aittir ve o anı tüm benliğinle yaşayıp umut ettiğin hedef için sabır ve disiplinle eyleme geçersen gelecekteki hayal âleminden kurtulmuş olursun.

Geçmiş yaşanmış ve bitmiştir geçmişe takılıp kalmamalı ama geçmişte yaptığın eylemler seni şu anda sen yapan gerçekleştirdiğin projelerindir. Gelecek de henüz gelmemiştir, onun içinde endişe etmenin bir anlamı olmayacaktır ama gelecekte olmasını istediğin kişiyi inşa edebilmek için şu anda eyleme geçmelisin.

Umutların gerçekleşebilmesi tıpkı ekin alabilmek için tarlaya tohum ekmek ve süreci yaşamak gibidir. Yavaş yavaş gelişmeye tanık oluruz.

Aristoteles’in “Umut uyanık insanın rüyasıdır” sözü ile ise emek verilmeyen istekleri umut etmenin bizi maya âleminde tuttuğunu anlayabiliriz.

Hint kutsal metinlerini yorumlayan Patanjali, hayatın acılarla dolu olduğundan ve acıdan kurtulmanın yolunun ise arzu ve istekleri söndürmek olduğundan bahseder. Mutlu olduğumuz, zevk aldığımız anlar bile aslında acı verir ve bunlarda hep geçicidir ve biz bunu kaybetmenin korkusunu, acısını yaşarız. Meditasyon ile öze döndüğümüzde ve aslında geçmişin de geleceğin de illüzyonun kendisi olduğunu kavrarız, yaşadığımız acı dolu deneyimleri, deneyimi yaşayan kişinin kendisi ile özdeşleştirmesinin acıların sebebi olduğunu anlayabiliriz.

Eğer ebedî mutluluğu ve huzuru umut ediyorsak, hayatta karşılaştığımız tüm zıtlıkları iyi ya da kötü yaşananları, duygularımızı dâhil etmeden anlamayı ve olanı kabul etmeyi denemeliyiz.

 


Kaynakça:

Patanjali, Sutralar-İçsel Özgürlüğün Yolu, Ceviren: M.Ali Işım, Arıtan Yayınevi, İstanbul,1992.

Zimmer, Heinrich, Hint Felsefesi, Çeviren: Sedat Umran, Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul,1992.

Eliade, Mircea, Yoga-Ölümsüzlük ve Özgürlük, Çeviren: Ali Berktay, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2003.