Felsefe Taşı: Kaybolan Kelime

Dünyada bir kriz yaşanıyor, biliyorsunuz. Bu kriz içinde, tabii ki nesnel koşullar var. Belirli bir çıkara bağlı davranışlar çeşitli ülkelerde sergileniyor ama bunun arkasında meşrûiyet zemini aramak için karşılıklı iki taraf, birtakım değerleri konu ediniyor ve bu değerler üzerine birtakım çatışmaların olduğunu söylüyor. Bunun bir de geçmişi var. Yapmış olduğumuz [...]

Yazar: Metin Bobaroğlu|2024-04-19T16:27:26+03:00Şubat, 2018|Kategoriler: Felsefe, Hikmet ve Tasavvuf, Kavramsal, Umut - 2017|

Tevhid

Vakit, zaman derler: (ân-ı dâim)dir: (Zevk-i Küllî) derler: (kalb-i selîm)dir; (Hâl) lisânı derler, sükûtlar okur, Bakıp (ümmî) derler; onlar âlimdir. Göz ile okunur, dudak değildir, Bakarak dinlenir, kulak değildir; Öyle bir yoldur ki, değil meydanda, İrfanla yürünür, ayak değildir. Semâda zannetme, senden sanadır, Boşluğa değildir, O Rahmân’adır; Adetsiz yolların, bir [...]

Yazar: Metin Bobaroğlu|2024-07-12T17:47:21+03:00Temmuz, 2017|Kategoriler: Felsefe, Hikmet ve Tasavvuf, Kavramsal, Sayı 75 | Temmuz – Ağustos 2017|

Modern Fizik Ve Felsefe

Platon’dan günümüze insanı felsefe yapmaya yönelten şey, onun kendisini bir aradurum içerisinde görmüş olmasıdır. İnsanın, kendisini çevreleyen doğa ile kendisini aşan sonsuzluk (Tanrı) arasındaki sıkışık konumu, Plato ve Aristoteles’ten beri hep bir şaşkınlık ve merak konusu olmuştur. Aynı merak, nesne, olgu, olay ve giderek evren bilmecesi karşısında olduğu kadar, insanın [...]

İmam Cafer Buyruğu

İmam Cafer-i Sadık (699-765), Hz Muhammed’in torunu Hz. Hüseyin’in oğlu olan Hz. Zeynel Abidin’in torunudur. 12 imam sıralamasında kendisinden önceki soy sıralaması şöyledir; İmam Muhammed Bakır (babası), İmam Zeynel Abidin (dedesi), İmam Hü- seyin (büyük dedesi), İmam Hasan (büyük dedesinin abisi), İmam Ali (büyük dedesinin babası). Alevîler arasında genel ifade [...]

Büyük Özlem Üzerine

Ey ruhum, sana “bir zamanlar” ve “eskiden” dercesine “bugün” demeyi öğrettim ve bir de dansını tüm Burada, Şurada ve Oradakilerin üzerine etmeyi. Ey ruhum, seni tüm köşelerden kurtardım, tozu, örümcekleri, bulanık ışıkları üstünden aldım. Ey ruhum, seni küçük utançtan ve köşede kalmış erdemden temizledim ve güneşin gözleri önünde çıplak durmaya [...]

Yazar: Friedrich Nietzsche|2024-07-22T21:14:28+03:00Ocak, 2017|Kategoriler: Edebiyat, Hikmet ve Tasavvuf, Sayı 47 | Nisan 2014|

Sevgi

Sevgi kelimesini sık sık kullanmamıza rağmen, çoğu zaman bu kelimenin anlamını doğru oturtamıyoruz. Sevgiyi, çıkarlarımız, arzularımız, korkularımız, beklentilerimiz için kullanabiliyoruz. Bu yanlış olmamakla beraber gerçeği, hakikati keşfedebilmek için engel oluşturabiliyor, oysa sevgiye ulaşmak için bir sebep aramamıza gerek yoktur. Sevginin iyileştirici gücü şefkattir. Şehvet ise tutku, arzu, paylaşamama, açgözlülük halidir [...]

Yazar: Nilgün Çevik Gürel|2024-07-23T17:28:14+03:00Ocak, 2017|Kategoriler: Hikmet ve Tasavvuf, Kavramsal, Sayı 46 | Mart 2014|

Astroloji ve Vahdeti Vücûd

“ Bizler astrologlara elzem olmayan şeyler hakkında danışmak için gideriz. Birisi astroloğa gidip ne zaman iş bulacağını danışır. Senin iş durumunla Ay’ın yahut yıldızların bir ilişkisi yoktur. ” - Osho Astroloji, tüm sanıların ötesinde lojik olarak bir bilimin adıdır. Onun kendini dayandırdığı bilimsellik, her ne kadar tümden hurafelere ve boş inançlara itilmeye [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-07-13T19:43:11+03:00Aralık, 2016|Kategoriler: Denemeler, Hikmet ve Tasavvuf, Kavramsal, Sayı 71 | Kasım – Aralık 2016|

Kemter Dede’nin Sohbetinden Alıntı

Akıl ilimdir, akıl deryadır, akıl arş-ı âlâdır, akıl sidret’ül müntehadır, aklın ne kadar tarifini versek imkânını bulamazdık. Akıldır insanları her türlü varlığa vasıl eden. Aklın karşısında da bir düşman var nefs-i emmare. İşte mürşid-i kâmilden, anadan değil, mürşid-i kâmilin kelâmından doğduğu zaman, işte o evlâ, o aklın aşinası oluyor. Aklın [...]

Yazar: Sadık Acar|2024-07-17T16:55:17+03:00Kasım, 2016|Kategoriler: Anı ve Güncel, Hikmet ve Tasavvuf, Sayı 64 | Ocak 2016|

Muhammedî Din

Dinler, vahye mazhar olan Nebîler için bir inanç unsuru olmaktan ziyade, yaşamsal bir olgu, bir tecelli, yüksek bir idrak, ulvî bir keşif, âli bir deneyimdir. Bu idrak ve şuur kendilerine hariçten ihsan olsa idi, onlar da cemaatleri gibi kendilerine bildirilene itaatle memur olurlardı. Hâlbuki bilinmeyene itaat, gaybe imândan aşağıdır. Nebîyi, [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-07-15T18:48:05+03:00Kasım, 2016|Kategoriler: Hikmet ve Tasavvuf, Sayı 66 | Mart 2016, Tanrıbilim|
Go to Top