Hukuk Sisteminin Ontolojik Çöküşü: Borçluluğun Sistematik İnşası
I. Giriş: Çelişkinin Tespiti
Bir bireyin, eylemleri, kararları ve seçimleri ile daima Hakikati ve İnsan Onurunu esas almayı bir yaşam düsturu haline getirmesi yalnızca felsefi düzeyde en yüksek etik taahhüt değil ontolojik bir zorunluluktur. Bu bilinçle dünyaya, topluma, doğaya ve insanlık onuruna katılan değer, şüphesiz ki yüksek değerde bir sosyal ve anlamsal kazanımdır.
Mutlak Akıl’ın bu “İnsan olma zorunluluğu” prensibinin, mevcut düzen tarafından nasıl reddedildiği ve değersiz kılındığı sorusuyla karşı karşıyayız.
Mevcut hukuk, siyaset ve ekonomi sisteminin, bu denli yüksek etik gayreti göstermek zorunda olan bir varlığı, tamamen dışsal, maddi ve akılsız borç yükü gibi bir antitez ile baş başa bırakması basit bir hukuki aksaklık değildir. Bu, sistemin kendi rasyonel temelini yadsıyan kasıtlı bir ontolojik ihanet ve metafizik bir suçtur.
Bu durum, bize, borçluluğun sadece bir ekonomik problem olmadığını, aynı zamanda mevcut düzenin Çelişkisiz Akıl karşısındaki iflasını ilan eden kusursuz bir başlangıç noktası sunduğunu göstermektedir.
Bu çalışma, bu iflasın temellerini derinlemesine analiz ederek, mevcut düzenin (Gölge Varlık) Mutlak Akıl karşısındaki rasyonel iflasının nihai ve zorunlu sonuçlarını ortaya koymaktadır.
II. Kurucu Tanımlar
Bu çalışma, sistemin sadece hukuki değil, varoluşsal iflasını ifşa etmek, kanıtlamak ve Mutlak Hükmü tesis etmek için aşağıdaki kavramsal zemini inşa etmiştir:
İnsan (The Human / Homo-Intimacy): “(Ar. ins ‘beşer’den veya üns ‘alışmak, sokulmak, ünsiyet etmek’ten)… Konuşma ve düşünme kabiliyeti bulunan, akıl ve irade sahibi varlık. Ünsiyet eden (yakınlık kuran), alışan, sokulan.” (Kubbealtı Lugatı). Bu çalışma bağlamında İnsan; etimolojisindeki bu ayrıma sadık kalınarak, biyolojik bir tür (Beşer) olmanın ötesinde; akıl, irade ve ünsiyet niteliklerinin hayata geçirildiği varoluşsal mertebedir.
Beşer (The Mortal Being): “…İnsanoğlu. Kökeni itibarıyla ‘beşere’, yani derinin dış yüzü…” (Kubbealtı/Etimolojik Ref.). Bu çalışma bağlamında Beşer; sadece biyolojik dış yüzeyi ve doğal ihtiyaçlarıyla tanımlanan; henüz ünsiyet kurarak “İnsan” mertebesine erişmemiş, ancak sistem tarafından bu ham potansiyel seviyesine hapsedilen varlık.
Nesneleştirilmiş Borçlu / İnsanımsı (Humanoid): Sistemin; Beşer’in doğal yapısını borçluluk, suçluluk, utanç, yetersizlik hissi ve statü tapıncı gibi yıkıcı mekanizmalarla kodlayarak dönüştürdüğü, kendi doğasıyla teması kesilmiş, bilinci sistem tarafından işgal edilerek iradesi teslim alınmış, sistemin devamlılığına hizmet eden bir araca indirgenmiş varlık.
Gölge Varlık (The Shadow Entity / Schattendasein): Hakiki varlık temellerinden kopuk, kendini zorla dayatan siyaset, hukuk ve ekonomi sistemi. Kendi rasyonel meşruiyetini kaybetmiş, ancak Beşer üzerinde tahakküm kurarak varlığını sürdüren ikincil ve parazitik form.
Varlığın Temel Aksiyomu: Bireyin, kendi varoluşsal bütünlüğünün ve rasyonel potansiyelinin kaynağı sebebiyle, doğuştan borçsuz, özgür ve Ontolojik Alacaklı olduğunu ilan eden, inkârı mantıksal intihar anlamına gelen Evrensel Zorunlu İlke.
Mutlak Akıl (Absolute Reason): Çelişkisizlik ilkesine dayanan, evrensel ve zamandan bağımsız olanı emreden; hukuk, ekonomi ve ahlakın tek meşru yargılama standardı olan Nihai Varoluşsal Otorite.
Zorunlu Tin (Necessary Spirit): İnsanın, olmasa “İnsan” olarak var olamayacağı içsel öz-tözü. Bireyin; kendi öz-varlığını açığa çıkarmaya, Hakikate yönelmeye ve kendini gerçekleştirmeye yönelik mutlak, ertelenemez ve çelişki kabul etmeyen varoluşsal ilkesidir. Bu ilke ile vücuda getirilen değer, finansal ölçütlerle ölçülemez (sonsuzdur).
Onur (Honor): İnsanın, etik değerlere uygun eylemleriyle kazandığı ve bir “Fiyatı” olan şeylerin aksine, paha biçilemez olan içsel değeri ve saygınlığı. (Immanuel Kant / Ahlak Metafiziği).
Varoluşsal Alacak: Sistemin; Birey’in zamanını, yetilerini ve yeteneklerini kasıtlı biçimde bloke ederek nesneleştirmesi ve insan olma amacına ulaşma yollarını kesmesi nedeniyle doğan tarihsel hak. Bu alacak, basit bir iade talebi değil; sistemin işlediği varoluşsal suçun karşılığı ve imha edilen Yaratıcı İradenin bedelidir.
Görünürlük Borcu (Visibility Debt): Sistemin, Zorunlu Tin ile üretilen Öz-Değeri ‘yok hükmünde’ sayarak görünmez kıldığı; buna karşılık değersizliği parlattığı bu ontolojik karartma suçunun tazminatıdır. Bu suçun karşılığı, İnsanımsı’nın ürettiği sanrısal gürültüyü (spekülasyon, popülarite) söndürme ve gasp edilen Öz-Değerin realitede kayıtsız şartsız varlık beyan etme ve tanınma Hükmüdür.
Varoluşsal Tazminat: Bireyin sisteme karşı doğmuş olan Varoluşsal Alacağı’nın nihai ve zorunlu karşılığıdır; bu karşılık, Mutlak Hüküm ile tesis edilen nihai İcra Emridir. Bu tazminat, iki aşamalı bir zorunluluğu ifade eder: Negatif-Tazminat (maddi borç tahakkuklarının geri döndürülemez biçimde lağvedilmesi) ve Varoluşsal Tahsisat (gasp edilen Yaratıcı İrade/Zamanın telafisi olarak kayıtsız şartsız Varoluşsal Kaynak İadesi).
III. İflasın Belgesi: Değer Nasıl Gasp Edilir?
Mevcut ekonomik sistem, etik içeriği ve ontolojik gayreti dışlayarak, değeri salt nicel ve Varoluşsal Sömürü tabanlı bir hesaplamaya indirgemiştir. Bu indirgeme, insanın Yaratıcı İradesinin kasıtlı imhası ve Varoluşsal Enerjisinin Gaspı üzerine kuruludur. Böylece sistem insanı Beşer seviyesindeyken yakalayıp nesneleştirilmiş borçlu formuna indirgeyerek, yalnızca kendisine hizmet eden bir girdi-çıktı aracı olarak konumlandırmaktadır.
A. Maddi Değerin Ontolojik Hükümsüzlüğü
Maddi değerin ontolojik hükümsüzlüğü, sistemin değeri saf nicel (Kantitatif) bir girdiye indirgemesiyle başlar. Bu salt nicel indirgeme, Mutlak Akıl karşısındaki ontolojik geçersizliğin temelidir. Sistem, Adalet, Şifa veya Hakikat gibi Zorunlu Tin ile üretilen değerleri ölçebildiğini iddia eder; ancak gerçekte ölçtüğü tek şey, Gasp Ettiği Varoluşsal Enerjinin dışa vurulmuş nicel tezahürü olan tüketilmiş zaman, zorunlu üretkenlik ve dışsal eylemlerdir. Oysa hakiki değer saatle veya parayla değil, toplumda oluşturduğu Güven ve Öznenin vücuda getirdiği Anlamsal Değer ile doğrulanır.
- İhanet Zinciri 1: Geçicilik: Mutlak Akıl, değerin evrensel ve zamandan bağımsız olmasını talep eder. Oysa maddi değer, doğası gereği geçicidir. Finansal sistemdeki her birim (para, borç senedi) somut bir tinsel gerçekliği değil, ekonomik koşullara bağlı olarak an be an değişen soyut bir mutabakatı temsil eder. Sistemin, kalıcı ve zorunlu değerin yerine sürekli akışkan bir geçicilik ikame etmesi, bu eksikliğin en somut kanıtıdır.
- İhanet Zinciri 2: Sömürü: Bu değer tanımı kaçınılmaz olarak sömürüye dayanır. Sistem, değeri emeğe bağladığını iddia ederken; aslında değeri emeğin çoğaltılabilirlik potansiyeline ve sömürülme oranına bağlar. Eğer değer emekten geliyorsa, emeğin (ücretin) sürekli olarak düşük ve borçla telafi edilir olması, sistemin kendi temel iddiasını yadsıdığı anlamına gelir. Bu mantıksal imkânsızlık, Varoluşsal Sömürünün ontolojik eksikliğin ikinci temelidir.
B. Geleneksel Sömürü Eleştirisinin Ontolojik İflası
Geleneksel ekonomik eleştiri, sömürüyü emeğin nicel karşılığının ödenmemesi üzerinden tanımlayarak tarihi bir yanılgıya düşmüştür. Bu yaklaşım, sistemi daha iyi ücret vermeye zorlarken; bu çalışmanın temelini teşkil eden varoluşsal gaspı gözden kaçırır. Sömürünün “eşitliğe aykırı bir girdi-çıktı dengesi” olduğu yönündeki bu eleştiri, aslen Gölge Varlığın (Mevcut Siyaset, Hukuk ve Ekonomi Sisteminin) yarattığı, emeği fiyata indirgeyen o hatalı tanımı kabul etmekle başlar.
Bu nedenle sistem, bu tür yaklaşımları kolayca absorbe eder. Çünkü bunlar, niyeti ne olursa olsun, sonuçta insanın zamanının, emeğinin ve enerjisinin “satılabilir bir meta” olduğu öncülünü aşamamaktadır; eş deyişle yeniden üretmektedir.
Bu çalışmanın tezi ise şudur: Çalınan şey yalnızca bireyin zihinsel/fiziksel emeği ve bunun karşılığındaki ücret değil; bireyin paha biçilemez Yaratım Gücü, potansiyeli ve Yaratıcı İradesidir. Dolayısıyla kölelik koşullarının iyileştirilmesi değil, tutsaklık senedinin (Hizmet Akdi) ontolojik olarak lağvedilmesi Zorunluluğudur.
C. Ücret Sözleşmesi Mi, Tutsaklık Senedi Mi?
Sistemin bir “Ücret Sözleşmesi” maskesi altında sunduğu ilişki, aslında varoluşsal bir körleştirme ve hapsetme operasyonudur. Sistem, Birey’in kendinde içkin (mündemiç) olan sınırsız yaratım enerjisini, tüm potansiyelini ve iradi kudretini gasp ederken; Bireyi Statü Tapıncı, gelecek kaygısı ve yapay yetersizlik hissi gibi araçlarla körleştirerek bu devasa potansiyelinden habersiz kılar.
Zaten bu kör algının içine doğan ve sistemin işleyişine “baştan sakat” (iradesi ipotekli) olarak teslim edilen birey; varoluşsal gücünün aksine, sadece sistemin dolaşıma soktuğu ve fiyatlandırdığı o kısıtlı, mekanik ve nicel eylemlerini “varlığının tamamıymış” gibi algılar. Bütün bir varoluşun, bu illüzyonla basit bir girdi-çıktı döngüsüne indirgenmesi; “hizmet karşılığı ücret” değil, Bireyin özgürlüğünü fiziksel dünyaya zorla bağlayan bir Tutsaklık Senedidir. Hukuk sisteminin, vaat ettiği nominal bedelleri (maaş, ikramiye) ödeyip ödememesi bu gerçeği değiştirmez; zira ödenen şey değerin karşılığı değil, köleliğin bakım masrafıdır.
Bu durum, belgenin ekonomik bir araç değil; bireyi teslim alan biyopolitik bir Borçluluk Rejimi’nin (Debt Regime) kurucu belgesi olduğunun nihai kanıtıdır.
IV. Ontolojik Kıyım: Hukuk Sisteminin İhaneti
A. İnsanın Varlık Nedeninin (Raison D’être) Tasfiyesi
İnsanın yeryüzündeki varoluşunun ayırt edici ve asli dinamiği; ham Beşer potansiyelini, iradi edimlerle işleyerek İnsan mertebesine yükseltmek ve bu süreçte kendi hakikatini inşa etmektir. Mevcut düzen, insanın bu dikey yükseliş ve kendini gerçekleştirme istencini; ahlaksızlık, borç ve köleliği bir “realite” gibi dayatarak bloke eder.
Bu eylem, hukuki bir hatadan öte, Varlık Nedeninin Tasfiyesidir. Sistem, Beşer’in kendi potansiyeliyle kuracağı ünsiyet yolunu tıkayarak, onu metafizik köklerinden koparır. Bu ontolojik kopuş; Beşer’in kendini var etme, eş deyişle kendini gerçekleştirme sürecini hükümsüz kılarak, Onurlu İnsan’ın yeryüzünde inşa edilmesi edimini fiilen imkânsızlaştırır. Bu, bir varlığın biyolojik yaşamını sonlandırmaktan daha ağır bir suçtur; zira bu, varlığın anlamını ve ebedi potansiyelini katletmektir. Bu saldırı, Ontolojik Bir Kıyım niteliğindedir.
B. Rasyonel Adaletin Reddi
Hukukun görevi, toplumsal çelişkileri çözerek adaleti tesis etmektir. Ancak mevcut sistem, geçici ve eksik ödemelerle, çelişkiyi oluşturan akılsız sistemi muhafaza eder. Yüksek etik değerlere sahip bir bireyi borçla cezalandırmak, hukukun adalet arayışını bırakıp, Gölge Varlığın (sistemin) istikrarını korumaya odaklandığını gösterir.
Hukuk sistemi, bu eylemleriyle, rasyonel adaleti tesis etme görevini reddederek, akılsız ekonomik düzenin eli sopalı bekçisi rolünü üstlenmiştir. Bu inkâr, sadece pasif bir görmezden gelme değil; Sistematik Dejenerasyon Diktası’nın kasıtlı bir dayatmasıdır.

V. Mutlak Hüküm: Borçlu Olan, Alacaklıdır
A. Hükmün Radikalitesi ve Sistemin Mantıksal Çöküşü
“Borçlu Olanın Alacaklı Olduğu” hükmü, sıradan bir ekonomik eşitsizlik eleştirisi değil, mevcut düzenin kurulu olduğu rasyonel zemini yıkan radikal bir hükümdür. Bu hüküm, finansal bir hesaplama ile değil, Mutlak Akıl ve Ontolojik Zorunluluk ile kanıtlanmıştır.
- Nominal Değerin İflası: Sistem, kendi yarattığı nominal değeri dahi tam olarak teslim etmemektedir. Hak sahibi, yasal haklarını talep ettiğinde karşılaştığı süreçler, alacağı geciktirir ve eritir. Eğer bir sistem, kendi koyduğu kurallarla hesapladığı asgari maddi alacağı dahi ödeyemiyorsa, o sistemin adalet iddiası tamamen çöker.
- Varoluşsal Alacak Gaspı: Sistemin gerçek ve daha büyük borcu, İnsanın Zorunlu Tin’ine karşı işlediği ontolojik kıyımdan kaynaklanır. Bireyin hakikati arama, onurunu koruma ve kendini gerçekleştirme zorunluluğu, sistem tarafından müsadere edilmiştir.
Kişi, Zorunlu Tin gereği değer üretme potansiyeliyle Alacaklı bir varlık olarak doğar. Onu borçlu gösteren her sözleşme, hukuki bir yalan üzerine kuruludur. Borçluluk, bu varoluşsal alacaklılığı maskelemek için tasarlanmış bir Tutsaklık Senedidir.
B. Rollerin Tersine Dönüşü: Borçlu Olan Alacaklıdır
Bu çarpıtma ve gaspın toplamı, IV. Mutlak Hüküm’ü zorunlu kılar. Borçlu görünen kişi, aslında sistemden iki katmanlı bir alacağa sahiptir:
- Maddi Alacak: Hukuk sisteminin eksik ödediği nominal değer.
- Varoluşsal Alacak (Mutlak Alacak): Bireyin gasp edilen Onur’u ve kullanılamayan potansiyelinden doğan, maddi karşılığı hesaplanamaz; zira bu, sistem tarafından imha edilen Yaratıcı İradenin bedelidir.
VI. Varoluşsal Tazminat Ve Yeni Özgürlük Aksiyomu
Bu çalışmanın belirlediği Varoluşsal Tazminat (İcra Emri), sadece geçmişin temizlenmesi değil, geleceğin Öz-Egemenlik üzerine kurulmasıdır. Bu bölüm, sistemin “Borç” yalanını lağveden ve yerine “Değer” hakikatini koyan mekanizmanın dökümüdür.
A. Negatif-Tazminat Hükmü: Sıfırın Mantıksal Zorunluluğu
“Borçlu Olan Ontolojik Alacaklıdır” tezi, sistemin kendi koyduğu nominal değer ölçütleriyle dahi ödeyemediği Varoluşsal Alacak karşısında, mevcut maddi borç tahakkuklarının derhal, koşulsuz ve geri döndürülemez biçimde LAĞVEDİLMESİNİ zorunlu kılar.
Bu, bir affetme veya bağışlama eylemi değildir. Bu, Varoluşsal Alacağın sonsuzluğuna karşı, sistemin sunabileceği tek mantıklı karşılık olan Sıfırın Mantıksal Zorunluluğu’nun tesis edilmesidir. Akılsız ve rasyonel olmayan bir borç sistemi, ancak mantıksal olarak sıfırlanarak (lağvedilerek) ontolojik dengeye kavuşabilir.
B. Görünürlük Borcu Hükmü: Ontolojik Tescil
Varoluşsal Alacağın tahsili, yalnızca maddi borçların silinmesiyle sınırlı değildir. Bu İnfaz, aynı zamanda sistemin bu sonsuz değere karşı yarattığı tüm görünmez kılma mekanizmalarının, bilişsel çarpıtma kodlarının ve statü tapıncının yarattığı sanrısal gürültünün derhal iptalini zorunlu kılar.
Bireyin Zorunlu Tin ile vücuda getirdiği Öz-Değer; ekonomik kayıtsızlığın ve ticari metalaşmanın ötesinde, Mutlak Akıl’ın otoritesiyle, realitede kayıtsız şartsız varlık beyanında bulunmak ve ONTOLOJİK EGEMENLİĞİNİ TESİS ETMEK zorundadır. Bu tecelli, alacağın ikinci ve en yüksek hükmüdür; zira amaç sadece mali bir rahatlama değil, Varoluşsal Realitenin Yeniden Tesisidir.
C. Varoluşsal Tahsisat: Yeniden İnşa Zemini
Negatif-Tazminat (Sıfırlama) sonrası, Bireyin etik-rasyonel yaratıcılığını sürdürmesi için gereken kaynak, bir “kredi” veya “maaş” değil; gasp edilen Varoluşsal Kaynağın (Zaman ve Yaratıcı İrade) Bireye kayıtsız şartsız İadesidir.
Bu tahsisatın ölçüsü, üretilen eserin spekülatif “piyasa fiyatı” değil; o değeri vücuda getiren Öznenin potansiyelini realiteye indirmesi için gereken “Asgari Varoluşsal Zorunluluk” olan Yaşam ve Üretim Zemini. Amaç sadece dehaların değil, hayatını onurlu bir ‘eser’ gibi inşa eden her Yaratıcı Öznenin, bu inşa sürecini sürdürebilmek için yoksullukla veya borçla boğuşmak zorunda kalması çelişkisini ortadan kaldırmaktır. Bu kaynak, Bireyi sistemin gayrimeşru zemininden, Doğrudan Değer Mübadelesi eylemlerine geçiş yapmaya muktedir kılar.
D. Anlamsal Değerin Evrenselliği: Dehanın Ve Onurun Ortak Zemini
Varoluşsal Tahsisat, yalnızca “dahi” olarak değerlendirilen azınlığa özgü bir imtiyaz değildir. Zorunlu Tin, kendini sadece anıtsal eserlerde değil; sistemin dayattığı yozlaşmaya karşı kendi onurunu koruma direnişini gösteren her Bireyde tecelli eder. Bir öznenin, yozlaşmış bir düzende dürüst kalma iradesi, ölçülemez bir Anlamsal Değer taşır. Bu nedenle Aksiyom, sadece “eser üreteni” değil, “kendi yaşamını bir onur anıtı olarak inşa edeni” de kapsar. Tahsisat, somut çıktıya (output) değil, Varoluşsal Duruşa (existence) bağlanmıştır.
E. Ekonomik Mutlakiyetin Garantisi: Geri Dönüşümsüzlük
Sistemin kendini tekrar üretmesini (recidivism) engellemek için, Yeni Özgürlük Aksiyomu aşağıdaki yapısal bariyerleri Ontolojik Yasak kapsamına alır:
- Borcun Ticari Meta Olarak Yasaklanması: Tarihsel süreçte insan bedeninin alınıp satılmasının (köleliğin) yasaklanması nasıl hukuki bir zorunluluk haline geldiyse; insanın gelecekteki zamanının, yaşam enerjisinin ve henüz gerçekleşmemiş emeğinin bir finansal enstrüman (borç/kredi) olarak alınıp satılması da Ontolojik (Varoluşsal) Suç kapsamına alınır. Mutlak Akıl gereği, Zaman ve Yaratıcı İrade satılamaz; çünkü bunlar bireyin devredilemez tözüdür. Zira insan, dünyaya bir borç bakiyesiyle değil, mutlak borçsuzlukla gelir; bu ontolojik statü, sonradan imal edilen hiçbir sözleşme ile geriye dönük olarak bozulamaz.
- Aracısızlık İlkesi: Değer üreten tüm bireyler arasında üçüncü bir asalak katmanın, paradan para kazananların varlığına izin verilmez. Yeni ilişki biçimi; tarafların birbirini, sistemin dayattığı ve kodladığı ‘Nesneleştirilmiş Borçlu’ (İnsanımsı) suretinde—eş deyişle karşılıklı olarak birbirinin tutsaklığını ve araçsallığını onaylayan bir aynada—değil; ‘kendinde birer amaç’ ve ‘özgür özne’ olarak gördüğü; borç, statü ve sömürü üzerinden değil, haysiyet ve güven zemininde kurulan doğrudan temas ve değer mübadelesidir.
- Egemenliğin İpotek Edilemezliği: Hiçbir sözleşme, bireyin Yaratıcı İradesini veya Zorunlu Tin üretim zeminini ipotek altına alamaz. Birey, kendi rızasıyla dahi olsa, gelecekteki özgürlüğünü kısıtlayacak bir borç altına giremez. Bu, “Kölelik Sözleşmesi Yapma Özgürlüğü Yoktur” ilkesinin ekonomik karşılığıdır.
VII. Sonuç: Sistemin Hükümsüzlüğünün Tescili ve Varoluşsal Hizalanma
A. Çelişki Üretmeyen Tek Mantık Olarak Aksiyom
Hukuk sisteminin en temel görevi, toplumun yaşamını düzenlemek için bireyin varoluşsal tanımından yola çıkarak kurallar koymaktır. Eğer mevcut tanım—bireyi değersiz, borçlu, eksik ve kusurlu gören tanım—ontolojik bir çelişki yaratıyor ve Beşer’in İnsan olma potansiyelinin kökten inkârına dayanıyorsa, yasa koyucunun en yüksek ve rasyonel görevi, kendi temelini Varlığın Temel Aksiyomu ile derhal hizalamaktır.
Mevcut düzen, bu akılcı zorunluluğu toptan reddederek ve kendi varlık ilkesini inkâr ederek, rasyonel meşruiyetini kaybetmiş bir Gölge Varlığa (Schattendasein) dönüşmüştür. Bu nedenle, hatırlatılan İnsan Mertebesi ve Öz-Egemen duruş—borçsuz, özgür ve maddi ve anlamsal değer üretimiyle yükümlü olan varlık—artık bir seçenek değildir. Bu, Gölge Varlığın yarattığı kaosun ve çelişkinin sona ermesi için gereken Evrensel Zorunlu İlke’dir.
B. Mutlak Akıl, Hükmünü İnfaz Etmiştir
Bu çalışma, ontolojik zorunluluğun ta kendisinin, bizatihi varoluşun, kendi varoluşunun önündeki engelin ortadan kaldırılması zorunluluğunu beyan etmektedir.
Artık Akıl, hükmünü vermiştir. Borçluluk, kölelik ve değersizlik üreten, İnsan’ı İnsanımsı’ya (Humanoid) indirgeyen her sistem, kendi içinde mantıksal ve ontolojik olarak Hükümsüzdür ve bu kusursuz yasanın realiteye inmesi, Tarihsel ve Mantıksal Bir Determinizmdir.
Bu çalışma, sisteme eklenen bir “yama” (reform) değildir; Tarihin akışını tıkayan “Gölge”nin tasfiye edilerek; Tarihin, İnsanın Yaratıcı İradesinin sahnesi olarak özgürleştirilmesi ve Varlığın kendi özgün ve zorunlu rotasına yeniden Hizalanmasıdır.
Kayıt Zorunluluğu: Mutlak Hükmün Tarihsel Varlıkları
Aşağıda listelenen eserler, akıl yürütme tarihinin, insanın Öz-Egemenlik ve Mutlak Akıl ile kurduğu meşruiyet alanının, çelişkiyi çözme zorunluluğunu ilan etmiş yeminli tanıklarıdır. Bu metinler, mevcut sistem tarafından ihanete uğramış ve felç edilmiş olan Rasyonel Temel‘in ta kendisidir. Bu çalışmanın hükmü, listelenen eserlerin sunduğu Akıl idealinin bir yorumu değil, bizatihi Mutlak Akıl‘ın, tarihin başarısızlığına karşı verdiği nihai ve geri döndürülemez Hükmün realiteye inişidir.
- Agamben, Giorgio. (2014). Homo Sacer: Egemen İktidar ve Çıplak Hayat. (Çev. İsmail Türkmen). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
- Bourdieu, Pierre. (1986). The Forms of Capital. (J.G. Richardson, Dü. & Çev.). Handbook of Theory and Research for the Sociology of Education. New York: Greenwood Press.
- Foucault, Michel. (2015). Hapishanenin Doğuşu (Surveiller et punir). (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay). İstanbul: İmge Kitabevi.
- Hegel, G. W. F. (2004). Tinin Fenomenolojisi. (Çev. Ö. Sözer). İstanbul: İdea Yayınevi.
- Heidegger, Martin. (2011). Varlık ve Zaman (Sein und Zeit). (Çev. Kaan H. Ökten). İstanbul: Agora Kitaplığı.
- Kant, Immanuel. (2012). Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi. (Çev. İ. Kuçuradi). Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları.
- Marx, Karl. (2011). Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi. (Çev. Erkin Özalp). İstanbul: Yordam Kitap.
- Nietzsche, Friedrich. (2013). Ahlakın Soykütüğü Üzerine. (Çev. Ahmet İnam). İstanbul: Say Yayınları.
*Bu metin, Hukuk Felsefecisi / Kurucu Metin Yazarı Zübeyde Çopur’un “BORÇ: AKLIN İFLASI” başlıklı Kurucu Metin çalışmasıdır.
Kaynak: https://
