“23 Nisan”ı Kutlamak Üzere

19 Kasım 2016

Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1929’da “23 Nisan” gününü tüm dünya çocuklarına armağan eder; böylece 23 Nisan günü 1929’dan itibaren, ulusal egemenliğin yanı sıra “Çocuk Bayramı” olarak da kutlanmaya başlanır. Bir günü “bayram” olarak kutlamanın olmazsa olmaz ön koşulu tabii ki var olabilmektir. Bayramın kutlanabilmesi için bu, “yaşamda olabilme” önkoşulunun yanına bir de “emniyette hissetme” duygusunu eklememiz gerekebilir; zira güvenliğinden endişen eden birinin bayram kutlayabilecek bir ruh durumu içinde bulunabileceğini tahayyül etmek güçtür. Evrensel insan haklarından biri olan “yaşam hakkının” yasa koruyucular tarafından hakkıyla korunduğundan şüphe duyulmaya başlanan toplumlarda bu “şüphe” bireylerde, tedirginlik, kuşku, endişe duygularını doğurarak bayram günlerinin coşkusuna gölge düşürebilir. Özellikle yaşamı tehdit edici toplumsal travmaların sıklıkla yaşandığı toplumlarda bu gölgenin rengi zaman zaman koyulaşabilir. Bizim de ülkemizde yaşanan toplumsal travmatik olayların yanı sıra yaşanan çocuk hakları ihlalleri çocuk bayramı olarak kutlanan 23 Nisan coşkusuna gölge düşürebilmektedir. 23 Nisan, tüm çocukların (en temel haklardan olan “yaşama hakkı” elinden alınmış ve başka birtakım hak ihlallerine uğramış mağdur çocukların, suça sürüklenmiş ve bu sebepten ceza/ıslah evlerinde kalan çocukların, psikolojik sağlıkları bozulduğu için kliniklerde tedavi görmekte olan çocukların, hasta çocukların, yetimhanelerdeki çocukların da) bayramıdır. Peki bu bayram nasıl kutlanır, nasıl kutlanabilir veyahut nasıl kutlanmalıdır?

23 Nisan’ın her çocuk için bayram tadında kutlanabileceği psikolojik, fiziksel, hukuki koşulları oluşturmak yetişkinlerin vazifesidir. Bireyler, bu koşulların oluşabilmesi için yalnızca bireysel çaba gösterebilecekleri gibi sivil toplum kuruluşları gibi oluşumların içinde oluşturulan ekip çalışmalarıyla da bu sürece katkı verebilirler. Çocukların, varlıklarını sağlıklı bir biçimde sürdürebilmeleri yetişkinlerin sorumluluğundadır ve bu bağlamda yardıma muhtaç çocuğa yardım eli uzatan her türlü bireysel ve kurumsal girişim desteklenmelidir. Çocuğun fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak, istismara uğrayan bir çocuk için yetkili kurumlara ihbarda bulunmak, çocuğu kendi hukuki haklarından haberdar etmek gibi faaliyetler, çocuğa yönelik yapılan doğrudan yardım faaliyetleri arasında sayılabilir. Bu yardım faaliyetlerinin gerekçelerini ve çerçevesini hukuki olarak belirleyen yasa Türkiye’nin daha henüz 1995 yılında imzaladığı “BM Çocuk Hakları Sözleşmesi”dir. Bu sözleşmenin ana nitelikleri UNICEF tarafından şöyle anlatılır:

“Sözleşme, bütün çocukların aynı haklara sahip olduğunu ve bütün hakların birbirine bağlı ve eşit derecede önemli olduğunu vurgular. Ayrıca, çocukların başkalarının haklarına -özellikle anne babalarının haklarına- saygı gösterme sorumlulukları olduğuna işaret eder. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi, her biri ayrı bir hakkı özetleyen 54 maddeden oluşur. Haklar dört gruba ayrılmıştır: Hayatta kalma, korunma, gelişme ve katılma.

Hayatta kalma hakkı çocuğun yaşam hakkını ve var olmak için gereken temel ihtiyaçlarını vurgular. Bunlar arasında beslenme, barınma, yeterli bir yaşam standardı ve sağlık hizmetlerine erişim yer almaktadır.

Gelişme hakkı çocukların tam potansiyellerine erişebilmeleri için neye ihtiyaç duyduklarını özetler; örneğin, eğitim, dinlenme, kültürel faaliyetler, bilgiye erişim, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü gibi.

Korunma hakkı çocukların her türlü istismar, ihmal ve sömürüden korunmalarını gerektirir. Mülteci çocuklar için özel koruma, çalışan çocuklar için güvenceler, herhangi bir istismar veya sömürüye maruz kalmış çocukların korunması ve rehabilitasyonu gibi konuları ele almaktadır.

Katılım hakkı çocukların toplumlarında ve topluluklarda aktif bir rol oynayabilmeleri gerektiğini kabul eder. Bu haklar görüşlerini ifade etme ve yaşamlarını etkileyen konularda söz sahibi olma haklarını da kapsar. Yetenekleri geliştikçe, sorumluluk sahibi yetişkinliğe hazırlanmaları amacıyla, çocuklara daha çok katılma fırsatının verilmesi gerekir. Sözleşmenin maddi hakları düzenleyen 41 maddesinden dördüne özel bir vurgu yapılmıştır, çünkü bunlar sözleşmedeki diğer bütün hakların uygulanması için temel oluştururlar. Sözleşmenin “genel ilkeleri” olarak bilinen bu maddeler şöyledir:

Madde 2: Sözleşmenin güvence altına aldığı bütün hakların herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bütün çocukları kapsaması gerekir.

Madde 3: Çocuklarla ilgili her türlü faaliyette çocuğun yüksek yararı temel düşünce olmalıdır.

Madde 6: Her çocuğun yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı vardır.

Madde 12: Kendini ilgilendiren her konuda çocuğun görüşünün dinlenmesi ve dikkate alınması gerekir.” (http:// elearning-events.dit.ie/UNICEF-TK/ unit1/1_2_4.htm)

23 Nisan’ı kutlamanın bir yolu da, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi vb. çocukların güvenlik ve özgürlük içerisinde gelişebilmelerinin koşullarını oluşturan evrensel çocuk haklarının faaliyete geçebilmesi için gösterilen çalışmalara ve çocuk hakları ihlallerine gösterilen itirazlara destek vermektir. Bu çaba, bireysel olarak olabileceği gibi devlet kurumları ya da sivil toplum kuruluşları bünyesinde de olabilir. Çocuk haklarının korunmasına yönelik bireysel ve kurumsal girişimlerin artış göstermesi dileğiyle nice 23 Nisan’lara…