Kavramsal

30 Temmuz 2017

Korku Hayatın Bekçisi, Özdeşlik Korkunun Elçisi

Hayata ne için geldiğimiz sorusuna doğru dürüst bir yanıt veremeyiz, ancak ne aradığımız konusunda bir şeyler söyleyebiliriz. Yaşımıza, sosyal konumumuza, yetilerimize ve olanaklarımıza bağlı olarak farklı yanıtlarımız olsa da bunları soyutlamaya taşıdığımızda sonuçta “Mutluluk” istediğimiz konusunda birbirimize yaklaşırız. Diğer tüm canlılardan farklı yanlarımızdan birisi de bu; maddî yaşantımızı nasıl sürdüreceğiz sorunu yanında bir de nasıl mutlu olacağız gibi varoluşsal bir sorunla da uğraşmak zorundayız. “Doğa, insanın hayvansal varlığının mekanik düzeni […]
30 Temmuz 2017

Gerçek Kavramı Üzerine

Osmanlıca: Vaki, Şen’i; Fransızca: Reel; Almanca: Real; İngilizce: Real; Türkçe: Gerçek. Sözlükteki karşılığı: Bilinçten bağımsız, somut ve nesnel olarak var olan. Etimolojisi: Hint-Avrupa dillerinde mal ve mülkiyet anlamlarına gelen re kökünden türetilmiştir. Önce Sanskritçeye “zenginlik” anlamında ram sözcüğüyle geçen bu kök, sonra da Latinceye mal ve şey anlamlarına gelen res, “isim halinde rem” sözcüğüyle geçmiştir. Türkçemizde: Kir/gir-ger kökünden, kirçek-girçek/gerçek olarak türetilmiş olup, “söz verme”, “and içme”, “bağlanma”, “uyuşma”, “birleşme” ve […]
30 Temmuz 2017

Tevhid

Vakit, zaman derler: (ân-ı dâim)dir: (Zevk-i Küllî) derler: (kalb-i selîm)dir; (Hâl) lisânı derler, sükûtlar okur, Bakıp (ümmî) derler; onlar âlimdir. Göz ile okunur, dudak değildir, Bakarak dinlenir, kulak değildir; Öyle bir yoldur ki, değil meydanda, İrfanla yürünür, ayak değildir. Semâda zannetme, senden sanadır, Boşluğa değildir, O Rahmân’adır; Adetsiz yolların, bir ucu sende, Yürü! Gayre değil, her yol O’nadır.  İdrâk eylediysen, hayret değildir, Tamam eylediysen, gayret değildir; Edeple yürüyen, oluyor vâsıl, […]
14 Mayıs 2017

Modern Fizik Ve Felsefe

Platon’dan günümüze insanı felsefe yapmaya yönelten şey, onun kendisini bir aradurum içerisinde görmüş olmasıdır. İnsanın, kendisini çevreleyen doğa ile kendisini aşan sonsuzluk (Tanrı) arasındaki sıkışık konumu, Plato ve Aristoteles’ten beri hep bir şaşkınlık ve merak konusu olmuştur. Aynı merak, nesne, olgu, olay ve giderek evren bilmecesi karşısında olduğu kadar, insanın kendi iç dünyasına yönelik olarak da duyulmuştur. Felsefe tarihini oluşturan olumlu olumsuz tüm çözüm denemeleri, hep bu arada kalmışlığı kavramaya […]
14 Mayıs 2017

Happening ve Performans

Sanat ne zaman gerçekleşir? İlk sezgi sanatçıya ulaştığında mı? Bu sezgilerin bir eskize dönüşmesinde mi? Tüm eskizleri unutup sanatını icra edeceği araçlarının önüne geçtiğinde mi? Eseri hayata geçirme anında mı? Yoksa eser tamamlandığında mı? Hatta Marksist bir tavırla eserini sergilendiğinde ve izleyici onu kendine ait kıldığında mı? Çünkü bir eserin toplumsallaşma yoluyla değer kazanması bu anda olacaktır. Bir sanat eseri, sanatçının hangi durumunda doğum/yaratım evresinde olur? Eğer sanat eseri, bir […]
14 Mayıs 2017

Ana Tanrıça Kültü

“Bir zamanlar, Gökler, denizler ve kayalar, Birbirlerinden ayırt edilemeyecek halde imişler. Fakat birdenbire ortada bir musiki ötmüş; Gökler ve denizler gene bir kâinat teşkil etmekle beraber birbirinden ayrılmışlar. O esrarengiz mûsıkî, Kybele’nin doğduğunu ilân ediyormuş. Onun sembolü de ay imiş.” İlk insan topluluklarının anaerkil düzende bir yaşantılarının olup olmadığı 19. yüzyıldan günümüze dek hâlâ tartışılmakta olan bir konudur (1). Bachofen, 1861 yılında yayınladığı “Analık Hakkı” (Das Mutterrecht) adlı eserinde, insanlık […]
16 Mart 2017

İnsan, Varlık, Kaygı

Günümüz sanatı içinde, özellikle sinema, tiyatro ve edebiyat alanında, insan neslinin tümüyle kötücül olduğunu ve yok edilmesi gerektiğini söyleyen birçok eser çıkmıştır. İnsanoğlunun, suçluluk duygusu içindeki ortak vicdanının çığlıkları… İnsan, bu kâinat içindeki var olanların en üstün ve en şereflisi midir, yoksa aşağıların en aşağısında mıdır? Bu sorunun cevabı için, önce insanı, diğer varlıklardan ayıran özellikleri ortaya çıkartmaya çalışalım. Şimdilik tanık olabildiğimiz evren içinde, insanı diğer var olanlardan ayıran en […]
5 Şubat 2017

Yok’luk ile Var’lık Arasında Kaygı

Kaygı, başlangıçta duygu düzeyinde idrak edildiği için, fark ettiğimizde varlığına açık seçik bir anlam veremediğimiz bir duygu türüdür. Kaygı, sürekli farkındalıklı olarak duyumsadığımız ve bilinçli olarak içinde kaldığımız bir ruh hali de değildir. Hatta istesek de sadece kaygıda kalmayı sürdüremeyiz. Düşüncelerimizden arındırılmış saf duyguda duramayız. Bir bakıma kaygıdan kaçarız ve kurtulmak isteriz, ancak buna rağmen kaygısız da olamayız. Diyebiliriz ki, mutlak kaygısızlık durumunda insanın, günlük yaşamını sürdürmesi bile, imkânsız hale […]
5 Şubat 2017

Dünya’nın Kaygısı…

“Gaybî, kaygudan rehâ buldun, şimdiden sonra Kaygusuz oldun…” [1] Kaygı, en genelde gelecek endişesinin şimdide yarattığı olumsuz, kimi zaman da olumlu sayılabilecek bir etkinin genel adı olarak değerlendirilir. Kaygının kapsamını mânevî bir güç veya ruhsal bir çöküntü olarak sınırlamak, olgunun bütünlüğünü yansıtma konusunda yetersizdir. Örneğin bir vatansever için kaygılı olmak onu vatanını içinde bulunduğu olumsuzluklardan kurtarmaya veya bunları düzeltmeye itecektir. Kurtarma gücünü kendinde bulma konusunda sınırlarını zorlayacak, hatta tinsel, fiziksel […]