Mektup

üç sayıdır derginizde bana da yer verdiğiniz için teşekkür ederim. dergi içersindeki bilâ-istisna bütün yazar ve yazıların; insan düşüncesini ve dolaysıyla felsefeyi yücelten makaleleri arasında, yazdıklarımın her seferinde derginin en önemli ve müstesna köşelerinde çıkması ile beni çok onurlandırdınız. usta yazar bukowski’nin bir yerlerde dediği gibi yazarken yazmak için yazmayı hiç denemedim. sanırım belki de bu da her seferinde; derginin, o bin katlı sarsılmaz bir monoblok gibi duran felsefe abidesi içerisinde –par politesse– yer verdiğiniz yazılarımın sırıtmasına neden oldu. aslında söylemek istediklerim bunlar değil. önerilen her bir konu başlığında kalem tutan elim (?!) kendiliğinden ne yazmak istediyse onu yazdı. serazat mı, saçma mı, spontane mi.. ne denebilir bilemiyorum.. fakat en son önerilen başlıkta bütün hoppalığına rağmen elim kıpırdamadı… bende hiç bir tepki yaratmadığı gibi aksine hissettim ki içinde bulunduğumuz ve at gözlükleri ile dörtnala bir meçhule doğru koşturulan insanımızı, sınır tanımayan bir yabancılaştırmaya doğru ittildiğini… ve sonunda büyük usta dante’nin endişe ve korkuyla adımını atmakta olduğu o meş’um yazılı kapıdan eninde sonunda bizlerin de bir tür cehenneme gireceğimiz kaygısıyla… ve nihayet (berç baba duymasın) belli bir yaşa geldikten sonra şunun şurasında kalan bir kaç seneciğin içerisine, – hayata ve yaşam biçimimize dayatılmak istenen esaret korsesine rağmen- halen umudu koymak, koyabilmek… ve umut üzerine yazmak… zor… çok zor… son bir söz… james hilton, goodby mr. chips adlı romanında; yaş nedeni ile okuldan ayrılmak zorunda kalan mr. chips son olarak şunları söyler: -ve artık ben aranızdan ayrılıyorum. belki bu okul, belki brookfield değişecek. birçok yenilikler gelecek. sakın kızmayın ve gocunmayın. yenilikleri olduğu gibi, çağın gereği olarak kabul edin. (belki de umudu…ay) ben, ama, yaşım icabı buna hiç te mecbur değilim. dostluk ve en içten sevgilerimle.