İzzet Erş

Bu yazara ait 98 yazı bulundu.

Felsefe ve Peygamberlik

Filozofların aklî tefekkürleri ve peygamberlerin vahyî risaletleri üzerine... Hiçbir peygamber risaletini müminlerinin aklına hitaben yapmamıştır. Zira peygamberlik gönüllere hitabetin sanatıdır. Peygamberler akıllarına gelen bir düşünce veya tefekkürle ulaştıkları bir sonucun Allah’ın buyruğu olduğunu söylememişlerdir. Onlar kendilerine nasıl ihsan edildiyse öyle bildirmişlerdir. Vahiy kalbe bir anda inzal olur, nebilerin nübüvvetleri ise [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-08-06T15:42:40+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Sayı 11 | Nisan 2011|

Amel-i İnsânî

Ey kâfirler, nefsine uyanlar, müşrikler, müminler, putperestler, ateşe tapanlar, Nasrâniler, Yahûdiler, Hidâyet ehilleri, Müslümanlar, İsrâiloğulları, Âdemoğulları, Allah’ın sevdikleri, ilhâm verdikleri, razı oldukları, kendinden razı olanlar, emin olanlar, tatmin olanlar ve ey nefslerini kendilerine ilâh edinenler... Hitap - muhatap ilişkisinde okunur her kitap. Okunan, bu irtibat ile okunduğunda anlamlıdır, ancak o [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-08-03T22:28:05+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Hikmet ve Tasavvuf, Sayı 15 | Ağustos 2011|

Yeruşalayim, Rabbin Sağ Eli…

“... seni unutursam ey Yeruşalayim, sağ elim hünerini yitirsin.” (Mezmur 137:5-6) Rabbine bu yemin ile seslenir Davud. Bu nida, bu yakarış bir ahitleşmedir. Davud’un Rabbi ile kestiği vefa ahdidir bu. İnisiyasyona kabulüdür. Bir cümlede söylenen bu söz, tek hamleyle başını vermektir O’nun ismi uğruna. Nedir ki Yeruşalayim? Bir toprak mı? [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-08-05T15:31:27+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Sayı 14 | Temmuz 2011|

İnisiyasyona Girmek…

İnnel insâne le fî husrin. [1] Ne ararsa arasın veya neyi aradığını söylerse söylesin, aslında tüm ibadetler, peşinden koşulan tüm Tanrılar her zaman insanın kendini arayışıdır. Ritüeller, yeminler, elde mum ile mânâ arayışları insanın kendisine dair bir ipucu dilemesidir. Bu ipuçlarından kendini bulma emelidir inisiyasyon. Özünde inisiyasyon mürşide dâhil olmaktır, [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-08-05T18:19:22+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Hikmet ve Tasavvuf, Sayı 13 | Haziran 2011|

Kutsalın Temeli

Mekke, Medine, Kâbe, Kudüs, vaat edilmiş topraklar, Ganj Nehri, Adem’in toprağı, Harun’un asası, Musa’nın çarıkları, Yusuf’un gömleği, İsa’nın kanı, Buda’nın incir ağacı, sedir ağacı, elma ağacı, hayat ağacı, iyiliği kötülüğü bilme ağacı vs., taşından kuşuna, gezegeninden yaprağına bir imgeyi kutsal kılan nedir? Aslında hiç teferruatlı değil, çok basit... Muhammed bir [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-08-05T19:48:59+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Sayı 12 | Mayıs 2011|

Eyyûb’u da Zikret… [1]

“Feryat ediyorlar ama cevap veren yok. Gerçek, boş feryadı Allah dinlemez, ve Kadîr ona bakmaz.” [1] Eyyûb kimdir ki insan onu ansın? Derler ki Eyyûb bir kitaptır, bir öykü, bir mit, bir efsane. Birilerine göre masal, bir diğerlerine göre sadece söylenti. Denildiğine göre kâmil bir zâtmış, arif ve sâlihmiş üstelik. [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-08-06T16:37:01+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Sayı 10 | Mart 2011|

Hızır’ı Görmek

Bildik bir öykü... Vakti zamanında adamın biri Hızır’ı görmeyi çok istermiş. Belki şu fani hayatında bir defa olsun görmek nasip olur diye yollara düşmüş, her gördüğüne Hızır’ı sorar olmuş. Arayıp sorarken bir zâta rast gelmiş. Kendisine ne aradığını soran zâta Hızır’ı aradığını söyleyince, bu sefer zât adama sormuş: “Ararsın da, [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-08-06T18:23:42+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Sayı 09 | Şubat 2011|

Buda ve Tasavvufun Nihayeti…

Tasavvuf, nihayetinde altın bir Buda’ya dönüşmektir... Mâbed mahiyetindeki tüm yapılarda olduğu gibi, Budist mâbetleri de belirli bir remz ve simge zemini üzerinde inşâ olunmuştur. Ve Budist mâbetlerinin tümü, merkezinde mutlaka altın bir Buda’yı tasvir eder. Neden altındandır Buda? Buna cevaben altının mikrop tutmadığı elbette söylenebilir. Zirâ kâmil şuurdur Buda. Onda [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-08-06T19:16:15+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Sayı 08 | Ocak 2011|

Yüreğe Yazmak

Tarih bilinci öznenin kendi üzerine dönmesi ile başlar. Bu dönüş başlangıçta her ne kadar öznelmiş gibi görünse de bu nevi bir etkinlik içindeki özne, toplumun özeğinde, onun dinamizmini taşır. Tarih bilinci, bilinçli bir etkinlik olduğundan, şüphesiz toplumun her ferdinde tam ve kâmil olarak bulunması beklenemez. Nitekim insan dünyaya bilinçsiz olarak [...]

Yazar: İzzet Erş|2024-08-06T21:05:56+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Sayı 07 | Aralık 2010|
Go to Top