Ayşe Acar

Bu yazara ait 29 yazı bulundu.

”Türkiye Cumhuriyeti İlelebet Payidar Kalacaktır!”

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı sırada yeni Türk devletinin adı henüz konulmamıştı. Hükümet, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti adını taşımakta, hükümet başkanlığını ise meclis başkanı yapmaktaydı. Yürürlükte olan siyasî rejime uygun devlet şeklini bulmak artık bir zorunluluktu. Millî Mücadele dönemindeki olağanüstü şartların bir ürünü olan meclis hükümeti [...]

Yazar: Ayşe Acar|2024-07-25T21:46:01+03:00Kasım, 2016|Kategoriler: Denemeler, Sayı 41 | Ekim 2013|

Beni Hatırlayınız!

Milliyetçilik ırkların üstünlüğüne dayalı, insanları bölüp parçalayan ilkel bir unsur mudur? Ya da insanları çağlar boyu “toplumsal anomiye” sürüklenmekten koruyan, tarihle bugün arasında köprü kurarak kimlik / varlık tanımlaması yapılmasını sağlayan evrensel bir unsur mudur? Latincede natio kavramı dilimizde iki kelime ile günlük kullanımda karşılığını bulmaktadır: Arapça bir kelime olan [...]

Yazar: Ayşe Acar|2024-07-27T19:34:14+03:00Kasım, 2016|Kategoriler: Bilim ve Teknoloji, Sayı 36 | Mayıs 2013|

Güneş – Dil Teorisi

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamının son yıllarında çalışma ve araştırmalarının merkezinde olan “Güneş-Dil Teorisi” geniş kitlelere ilk kez şu metinle duyurulmuştur: 1. “Etimoloji, morfoloji ve fonetik bakımından Türk Dili” hakkındaki şu notların ifade ettiği fikirler, 26 Eylül 1932 tarihinde toplanmış olan Birinci Dil Kurultayı’ndan beri geçen üç sene içinde, Türk Dili [...]

Mustafa Kemal Atatürk

Gazi Paşa’nın aziz hatırasına... Özneler tüm yaşamlarını insanlık adına hayal kurmaya adarlar. Bu hayal Tanrı’ya aittir ve Tanrı’nın insan’a dokunmasının yegâne yoludur. Özne tümelin hayalini tikel olarak duyumsayan ve kendi karakterinde bunu hüviyet olarak açığa çıkaran kişidir. Toplumların tarih serüveninde yaşadıkları tüm deneyimler şuur düzeyine ancak bir özne yaratımı ile [...]

Yazar: Ayşe Acar|2024-07-29T19:20:10+03:00Kasım, 2016|Kategoriler: Alıntı ve Derlemeler, Sayı 30 | Kasım 2012|

Bostanlar Nasıl Ziyan Olmaz?

Yaşlı bir teyze köyünden Erzurum’a gelince ezan sesini duymuş ve sormuş: “Bu ne bağirir?” Cevap vermişler: “Ezan ohinir.” “Mala davara zararı var mi?” “ Yoh.” “ Eyi eyi değmeyin ohusun,” demiş. Dinler arası diyalog üzerine düşünmeye başladığında insan, doğal olarak düşünme kapasitesini geniş tutmak zorunda kalıyor, çünkü konu neredeyse tüm [...]

Yazar: Ayşe Acar|2024-07-30T22:24:25+03:00Kasım, 2016|Kategoriler: Hikmet ve Tasavvuf, Sayı 26 | Temmuz 2012|

Fatıma-tüz Zehra

Tanrı kâinatı yarattığında, daha kara parçaları yokken, yer ve gök su iken, Kandilde bir Nur parladı. Bu nur’un içinde bir kadın gözüktü. Başında bir Taç, iki kulağında iki Küpe, belinde de bir Kemer vardı. Cebrail Nur içinde Kadın’ı görünce hayrete düştü. Hakk’a niyaz etti, kim olduğunu bilmek istedi. Hakk’dan bir [...]

Yazar: Ayşe Acar|2024-08-02T14:31:57+03:00Kasım, 2016|Kategoriler: Hikmet ve Tasavvuf, Sayı 22 | Mart 2012|

Hüseyin…

10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezid’in ordusuna yaklaşarak onlara hitap etmek istedi. Ancak bu çok veciz konuşma gözleri dönmüş azgınlardan oluşan orduyu etkilemedi. Hz. Hüseyin atını sürerek iki ordu arasında bir yerde durdu ve Yezid’in ordusuna hitaben şöyle dedi: “Ey Kufe [...]

Yazar: Ayşe Acar|2024-08-02T18:23:48+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Hikmet ve Tasavvuf, Sayı 20 | Ocak 2012|

‘Sevdiğim…’ Âşık Yusuf Kemter Dede…

İnsan var olduğu o günden bu yana kendini anlamak, anlamlı kılmak için kim bilir ne çok serüven yaşadı… Her bir bireyde yeniden yazılan ve bir diğerine benzemeyen serüven... serüvenler… Belki savaşlar çıkardı kendini anlamak için, yasalar yazdı, sayısız oyunlar keşfetti… Belki sorular sordu… Bazen vazgeçti sormaktan… Belki sustu… Susarak konuşmayı [...]

Yazar: Ayşe Acar|2024-08-06T21:09:45+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Hikmet ve Tasavvuf, Sayı 07 | Aralık 2010|

Televizyon Ekranlarında Sohbet: AŞURE

‘Binlerce yıllık inanç ve kültür birikimine kucak açan Anadolu, dünyanın dört bir yanından coşkulu bir edayla akan nehirlerin buluştuğu bir ‘Vadi’, ya da devasa bir ‘Aşure Kazanı’dır. İçerisinde her biri ayrı bir değer ve lezzet taşıyan taneler, sentez olmadan, hiç biri diğerine öğütülmeden, Halil İbrahim Sofrasında yan yana bağdaş kurar [...]

Yazar: Ayşe Acar|2024-08-07T19:56:24+03:00Ekim, 2016|Kategoriler: Sayı 04 | Eylül 2010|
Go to Top