Aletheia, Lethe ve Ölüme Karşı Meydan Okuyan Aşk

Özet:

Antik Yunan’da
evrenselleştirilebilecek bir insan doğası bulunmaz; insan potansiyellerden
oluşan, potansiyelleri teorik ve pratik yaratıcı faaliyetle ortaya koyandır.[1]
Evrensel insan doğası anlayışıyla şekillenmiş modern bir insan Antik Yunan’a
dair okuma yapmaya karar verdiğinde ya bütünüyle Antik Yunan’a ait olmayan bir
anlayışa sahip olacaktır ya da daha önce hiç karşılaşmadığı ve bu nedenle
bilmediği bu anlatımın ona ne söylediğini anlama çabasına girecektir. İnsan,
anlama çabasına yönelse de Doxa ile kuşatılmış her edimi yine de Antik Yunan’ı
anlayamama risklerini her zaman içinde barındırmaktadır. Bu makale Antik Yunan’da
ölüme karşı bir tür meydan okuma olarak kendini gösteren Aşk’ın (Eros), Symposium[2]
diyaloğunu merkeze alarak, Platon’da ne anlama geldiğini anlamaya çalışırken
Aşk’ı Aletheia ve Lethe kavramlarıyla birlikte yorumlamayı amaçlamaktadır.

Giriş:

Platon’da Eros’un ana tema olarak kendini
gösterdiği diyalog olan Symposium da
geçen konuşmalar, Appollodoros’un[i]
Aristodemos’dan dinlediklerini bir Arkadaş’a diyalog şeklinde aktarmasıyla
gerçekleşir. Adı Symposium olan, özel koşullarda, geleneklere uygun olarak
kurulan bir toplantıdır bu.[3]
Toplantı Agathon’un evinde yapılır. Evde onun dışında Phaidros, Pausanias,
Eryksimakhos, Aristophanes, Agathon, Aristodemus ve Sokrates vardır.

Alkibiades geç bir vakitte, sarhoş
olarak dâhil olur toplantıya.[4]
Eryksimakhos, Phaidros’un her fırsatta üzerine övgü yazılmamış tek Tanrı’nın
Eros olduğunu söylediğini belirtip bir

teklifte bulunur; Aşk üzerine herkes
övgüler söylemelidir. Konuşmaya ilk Phaidros başlar.

Phaidros konuşmasında Eros’un en
eski Tanrı oluşuna ve eşsizliğine vurgu yaparken

Pausanias, Aşk’ın tek değil çok
oluşuna, güzel yapılırsa güzel, çirkin yapılırsa çirkin olacağına dolayısıyla
Aşk’ın kendi başına ne güzel ne de çirkin olabileceğine değinir. Eryksimakhos
için Aşk sanatlarla ilişkisinde ve uyumda kendini gösterirken Aristophanes’te insan
bedeni, kadın-erkek ayrımları üzerinden anlatılır. Sokrates’ten hemen önce
konuşan

Agathon ise yapılan konuşmaların
Eros’a bir övgü olmadığını onun yerine Eros’tan görülen iyiliklerin
anlatıldığını ifade eder. [5]

Sokrates ise konuşmasına ironi
yaparak başlar; “Ne aptalmışım! Övmek
benim için gerçeği söylemekti! Oysa övülecek şeye en güzel en büyük değerleri
vermek, bunların onda olup olmadığına bakmamak gerekirmiş!” [6]

Sokrates bu tür bir övgüyü yerine
getiremeyeceğini bu sebeple toplantıdan ayrılabileceğini söyler fakat
isterlerse kendi yöntemiyle Aşk üzerine gerçeği söyleyebileceğini de belirtir.
Orada bulunanlar bu teklifi kabul ederler ve Sokrates, Agathon’a sorular yöneltmeye
başlar.[7]

“Aşk, bir şeyin aşkı mıdır? Aşk, henüz bizde olmayan bir şeyin aşkı
mıdır?”

Platon burada Sokrates üzerinden Aşk’ı,
nesnesi olan bir arzu değil, bir yoksunluk olarak tanımlar. Ona göre,
güzellikten yoksun, güzelliğe kavuşmamış bir şey Güzel ve dolayısıyla İyi değildir.
Güzelin yoksunluğunun fark edilmesi ile Aşk kendini gösterecektir.

Platon orada bulunmayan Matineialı
bir kadını, Diotima’yı Symposium’a dâhil eder.

Diotima, Sokrates’in, Aşk konusunda kendisine
öncü ve eğitmen olarak gördüğü bir kâhindir.[8]
Aşk konusunda aralarında geçen diyalogda Sokrates, Diotima’nın karşısında kendisini
tıpkı Agathon’un söyleminde olduğu gibi bulur; Aşk büyük bir Tanrı’dır ve
güzelin sevgisidir. Diotima, bu düşünceleri çürütünce Sokrates; “Ama herkes Aşk’ı
büyük bir Tanrı sayıyor,” der. Diotima sorar:

– Herkes dediğinde bilenleri mi, bilmeyenler mi söylüyorsun?

– Hepsi birden. [9]

Sokrates ve Diotima arasında geçen bu
diyaloğun belki de en kritik yerlerinden biri tam da “bilenler-bilmeyenler”
ayrımının yapıldığı bu noktadır. Bu durum bize ister istemez yaşamı bir
faaliyet, faaliyetlerin kaynağını da Psukhe olarak gören Antik Yunan’da
bilginin mümkün olmadığı Doxa’yı hatırlatacaktır.[10]

Algı ve Hegemonikon; Doxa:

İnsan zihninin bir faaliyeti, bu
faaliyetin ürettiği içerik ve dünyanın kendisini üreten şey olarak karşımıza
çıkan Doxa’nın[11]
temel özelliklerinden biri çelişkidir. Marcel Detienne Hakikatin Efendileri[12]
isimli eserinde Doxa’nın Deadalus heykelleriyle aynı doğaya sahip olduğunu
belirtir; sıvışırlar ve yok olurlar.[ii]
“Onların müphem yönlerini Platon’dan daha
iyi kimse tespit edemezdi,”
diyen Detienne, Platon’un bu şeylerin doğasını
açıklarken bunları şölenlerde söylenen çift anlamlı sözlere ya da çocukların
bilmece oyunlarına benzettiğini belirtir.[13]
Bu bulanık dünyada her kelime karşıtıyla yan yanadır, ne vardır, ne yoktur ne
kendisidir ne de öteki. Doxa’da tecrübe edilen bir çelişkidir ve bu çelişki
Doxa’da bilgi olanağına izin vermediği için bir varlıktan söz edilemez ve
dolayısıyla cehalet kaçınılmazdır. Tecrübi olanın tamamı ve hatta onu olanaklı
kılan matrisi de üreten Doxa, algı ve hegemonikonun (muhakeme) birlikteliğinde
kendine olanak bulurken sınırın kendisi olan soma (beden) sınırlı ve sonluluğa
tabi olanı (algılanan) algı nesnesi olarak üretmektedir. Tüm faaliyetlerini
ölümü ertelemek üzere kuran soma imal ettiği bu çelişki dünyasında yaşamın
bundan ibaret olduğuna dair bir inanç taşırken Platon başka bir imkân daha
olduğunu söyleyen kişidir.[14]
Bu imkânın ne olduğunu anlayabilmek için Antik Yunan’ın Psukhe dediğinde neyi
kastettiğine odaklanmak gerekiyor, zira bu imkân Psukhe’nin hareket etmesi ile
var olabilecek bir durumdur.

Verili bir merkezi ve bütünlüğü
olmayan, nüfuz eden, nüfuz edilemeyen, kararlılığın ve direnişin yok oluşu olan
Psukhe[15]
yaşam ve faaliyetin kaynağıdır. Kendi kendini hareket ettiren, otokinetik bir
enerji alanı olan Pshuke sınır olanın, ölüm karşısında konumlanmış olan soma
tarafından engellenmiş olsa da insan eylemi ile açığa çıkacak olan, ölümü aşan
bir faaliyettir. Antik Yunan’da modern zamanların (Hristiyanlık sonrası) bir ön
kabul olarak verili kabul ettiği insan içeriğini bulamayız, bu durumu dikkate
almak Psukhe’nin anlaşılmasında oldukça önemlidir. Psukhe sonsuz ve sınırsız
kapasiteler ve potansiyellerden oluşur fakat bu imkân insan faaliyetinde
gerçeklik kazanmaktadır. Yaşamı faaliyet olarak tanımlayan Antik Yunan’da
Psukhe yaşamı mümkün kılan güçtür.[16]
Ancak Psukhe’deki bu imkân onun Doxa ile olan ilişkisinde bir cehalet perdesi
ile örtülmüş gibidir. Symposium’da Diotima
şöyle der:

“Cahil olmanın zor yanı; cahil kişi güzellikten, iyilikten, akıldan
yoksunken bunların hepsinin kendinde toplanmış olduğunu zanneder. Bunlardan
yoksun olduğunu bilmeyen kimse ne diye kendinde olmayanın peşine düşsün?”
[17]

Cehalet kendinde güzeli, iyiyi (olmadığı
halde) var kabul etmek iken güzelin yoksunluğu olan Aşk, Pshuke’yi kaynağı
kendinde olan bir harekete sevk eder.[18]
Bu “peşine düşüş” ün ne bir yönü ne mekânı ne de bir içeriği mevcut, ancak ve
ancak hareketle var olacak bir gerçeklik; bir tür poiesis (yaratma); var
olmayan bir şeyi var etme.[19]
Bu oldukça sıkıntı verebilecek bir duruma benziyor; başlangıçta bir tür oryantasyon
yitimi; cehalet içindeyiz, Varlığı göremiyoruz ve ölüm hala mevcut. Peter
Kingsley Batı Hikmetinin Bilinmeyen
Tarihi’
ndeşöyle diyor:

“Eğer şanslıysanız, hayatınızın bir noktasında bir yol ayrımına
gelirsiniz. Burada sola kıvrılan yol cehenneme çıkmaktadır. Sağa kıvrılan yol
da cehenneme çıkmaktadır. Dümdüz giderseniz varacağınız yer yine cehennem
olacaktır ve eğer geri dönerseniz yol sizi yine cehennemin dibine götürecektir
.”[20]

Cehennemden çıkışın kolektif bir
eylem olmadığı, her insanın kendi cehenneminden kendisinin çıkacağını hesaba
katarak İyi’ye, Güzel’e kendisinin yöneleceğini fakat bu İyi veya Güzel’in de
“verili” olmadığını belirtmek gerekiyor. Kişi, Güzel’i, Psukhe’de kendisi yaratacaktır.
Antik Yunan’ın “etik mekânı” verili bir İyi’den söz etmemize izin vermemektedir.[21]

Aletheia (Hakikat) ve Lethe:

Detienne, Hakikatin Efendileri’nde bilimle uğraşan ‘medeniyet’te hakikat
fikrinin nesnellik, söylenebilirlik ve birlik kavramlarını beraberinde
getirdiğini ifade eder. Bizim için hakikat iki seviyede tanımlanmaktadır;
mantık prensiplerine ve gerçekliğe uygunluk. Hakikat modern dünyada ispat,
doğrulama ve deneylemeyi gerektirir.[22]
Antik Yunan söz konusu olduğunda Aletheia veya Hakikat belgelenmiş haliyle
Homeros’la dikkati çeker ve şairin, kâhinin dilinde Psukhe’nin temaşa ettiği
bir ovaya dönüşür.[23]
Bu ‘Varlık’ın unutulması ise ‘Unutkanlık Ovası’nda[24]
bulunmaktan ibarettir. Unutmak, ölüm suyu olan Lethe’nin suyundan içmiş
olmaktan kaynaklanmaktadır. Symposium’da
Diotima; “Bilgi yitirildiği için öğrenme vardır, unutma, bilginin
silinmesindendir,” der.[25]

Platon, diyaloglarında bazen mitsel
anlatımlara başvurur. Bu belki de çevresinde bulunan kişilere anlatılan
meseleyi daha anlaşılır kılabilmek için gösterilen bir çabadır. Republic Book X’de [26]
anlatılan Er mit’i ‘unutkanlık’ konusunu detaylıca işler. Pamphlialı Armenius’un
oğlu cesur savaşçı Er bir savaşta öldürülmüş ve ölümünden sonraki dokuzuncu
günde diğer cesetler çürümeye başlamışken, onun cesedi bozulmamış bir halde
bulunmuştur. Ceset evine götürülmüş ve on ikinci günde düzenlenen cenaze
merasimi sırasında tam yakılmak üzereyken Er dirilmiştir. Neler olup bittiğini
çevresinde bulunanlara anlatan Er psukhesinin vücudundan ayrıldıktan sonra
diğer psukhelerle birlikte bir yolculuğa çıktığını anlatır. Bu yolculukta birtakım
sorgulamalar, seçimler ve kuralarla karşılaşan Er, cehalet içinde olan
psukhelerle saflığını koruyanlar arasında ne tür ayrımlar olduğunu anlatır
bize. Yolculuğun bir bölümünde “Unutkanlık Ovası”na gelinir ve burada Lethe
Nehri’nin kenarında dinlenmeye çekilirler. Orada bulunan psukheler nehrin
suyundan içmeye başladıklarında her şeyi unuturlarken Er’in bu sudan içmesine
izin verilmez ve Lethe ırmağını güvenle geçer.[27]

Detienne, bu mitsel çerçeveyi Platon’un
bilgi teorisi üzerinden yorumlamaktadır. Teoriye göre Aletheia ovası ve Lethe
ovası arasındaki karşıtlık, mitsel olarak ananmesis
(hatırlama) fiili –zamanın dışına kaçış, ölümsüz Varlığın (Güzel, İyi)
görülmesi– ve Lethe hatası –insanın cahilliği ve hakikatleri unutması–
arasındaki karşıtlığı temsil etmektedir.[28]
İnsanın cehaletini ve hakikati unutmuş olmasını Platon, Republic Book VII’de de
“Mağara Alegorisi” ile anlatır.[29]
Anlatım Book VI’da karşımıza çıkan
bir ayrımın alegorik anlatımıdır. Bu ayrım (a line divided) bize eikasia, pistis, dianoia ve
ayrımın en üst bölümünde bulunan noesis’i
verir.[30]
Eikaisa (imagination), zihinsel faaliyet ve onun nesnesi olan imgeleri temsil
ederken Pistis (belief), inanma fiili ve inancı, Dianoia (thought), ilk aklı
faaliyeti –ki bu faaliyet algı, beden tarafından belirlenmemiş bir faaliyettir–
verir. Noesis’in (understanding) karşısında ise Eidos kendini gösterir.[31]
Güzeli güzel yapan şey olarak Eidos’un ne olduğundan ziyade ne olmadığını ifade
etmek mümkün; Doxa olmayan!

Aşk’ın Güzel’e Yönelişi ve Coşku:

Nietzsche, Symposium’da Sokrates’in Diotima ile olan konuşmasını “Platon’un Symposium’unda Alkibiades’in
Konuşmasıyla Diğer Konuşmalar Arasındaki İlişki Üzerine”
başlıklı yazısında
Diotima’nın bu üst bölümü kendinde güzel olana duyulan sevgi olarak yorumlar.[32]
Diotima, Sokrates’le yaptığı diyaloğun son bölümünde şöyle der:

“Bir görebilse insan güzelliğin kendini; her şeyden arınmış,
katışıksız, saf; insan bedenine, tenine ya da ölümlülükle ilgili diğer saçma
şeylere bulaşmış güzelliği değil, saf görünüşüyle Güzel’i görebilse!”
[33]

Güzelliğin yoksunluğu olarak kendini
gösteren Aşk ölüme bir meydan okuma olarak Psukhe’den ayrı olmayan ve
dolayısıyla Psukhe’yi kendinde olan harekete sevk eden şeydir. Güzelliğin
yoksunluğundan kaynaklı onsuz yapamama hali insanı kaçınılmaz olarak önce
doxalojik olanın içinde bir arayışa sürükler. “Güzel nerede?” diye başlayan bu
arayış insanı önce nesnelere yöneltecektir. Nesnelerde aradığı güzelliği
bulamayan kişi Güzel olana elbette hızlıca yükselemez ve nesnelerden sonra
bedenine ya da bedenlere yönelir. [34]
Aradığı Güzel’in eğer burada da olmadığını görebilirse insan gerçek anlamda Aşk’ı
bu aşamada yaşamaya başlayacaktır, zira Aşk’ın bir nesnesi olmadığını, arzu
içermediğini deneyimde fark etmiş olacak ve güzelliğin bilgisinin arayışı
olarak felsefe de tam da bu noktada başlayacaktır.[35]

Platon, Phaedrus diyaloğunda oldukça dikkat çekici bir biçimde Aşk’ın
rasyonel değil irrasyonel olduğunu anlatmaya çalışır ve Phaedrus’a şunları
söyler:

“Âşık delirmiş, âşık olmayansa aklı başında olduğu için iyiliği âşıktan
çok âşık olmayana göstermek gerektiğini söyleyenlerin sözleri doğru değildir…
Bize armağan olarak verilenler arasında en büyük iyilikler delilikle
gelenlerdir.”[36]

Phaedrus’ta Platon delilikten bahsederken “manik” duruma, coşkuya gönderme
yapmaktadır. Güzel’in bilgisine yönelen bu coşku Psukhe’nin bileşenleri
arasında yer alan insanın kendine rağmen, ölüme rağmen yapmasını ya da
yapmamasını sağlayan bir coşku halidir. Platon dörde ayırdığı delilik için
şöyle der:

“Apollon’un esinlemesiyle gelen kehanet, Dionysos’tan gelen
esriklik; Mousalardan gelen şairlik ve bunların en iyisi olduğunu söylediğimiz
Aphrodite ve Eros’tan gelen Aşk deliliği…”[37]

Bu cümleleri etmeden hemen önce
Platon deliliğin iki türüne dikkat çeker; biri insanın hastalıklarından
kaynaklı delilik, diğeri ise her zamanki alışkanlıklarımızı tanrısal bir
şekilde değiştiren delilik.[38]
İnsanın bir hastalığı olarak ‘insanlığı’ ve bu tanım üzerine kurduğu kendilik
ve total olarak bu kendiliğin çelişik bir yansıması olarak dünyada bilgi yoktur,
der Platon. Başka bir imkânın varlığına dikkat çekerken de Aşk’a oldukça önem
verir.

Sonuç:

Platon’da Aşk, diğer tüm imal
edilmiş kelimeler ve şeyler gibi Doxa’da bulunmaz. Aşk doxalojik olanda bir
yoksunluk olarak başlasa da Güzel’in bilgisine dair bir yoksunluğa dönüştüğünde
artık bambaşka bir önem arz eder. Yapabildiklerini yapmaya başladıkça kendini
var eden bir güç olarak Psuke, Aşk’la hareket etmektedir.

Platon için Aşk’ı övmek, yalnızca
gerçeği söylemektir. Aslında Platon’un Sokrates üzerinden genel olarak yaptığı
şey yalnızca gerçeği söylemektir. Platon, Doxa’da var olan çelişkinin nasıl
varlık kazandığına, çelişkide bilginin mümkün olamayacağına, her insanın kendi
cehenneminde bulunduğuna, cehennemden kendi faaliyeti ile çıkabileceğine,
yaşamanın faaliyet olduğuna, faaliyetle yaratılacak bir İyi olduğuna dikkat
çekerken retoriğe başvurmaz.

Yalnızca bildiğimizi zannettiğimiz
şeylerin bilgisine sahip olmadığımızı gösterir ve Güzel’in bilgisine Aşk’la
yöneldiğimizde felsefenin olanaklı olduğu gerçeğini söyler.

Kaynakça:

– Atalay, Kaan,
Sözleşme Teorileri, Michel Foucault,
Cogito, Sayı: 70-71, Yaz 2012, Yapı Kredi Yayınları.

– Atalay Kaan, “Platon ve Cehalet” Ders Notları, 2018,
Güz Dönemi.

– Detienne, Marcel, Arkaik Yunan’da Hakikat’in Efendileri,
Çeviren: Âdem Beyaz, Pinhan Yayınları, 2012.

– Irigaray, Luce, Büyücü Aşk: Platon’un Sempozyumundan Diotima’nın
Konuşmasına Dair Bir Okuma
, Çevirenler: Onur Varolun, F. Betül Tatlı,
Yaşayan Platon, Editörler: Sadık Erol Er, Birdal Akar, Çizgi Kitap Evi
Yayınları, 2017

– Kingsley, Peter, Batı Hikmetinin Bilinmeyen Tarihi,
Çeviren: Onur Atalay, Etkileşim Yayınları, 2006.

– Nancy, Jean-Luc, Her Şey Bulunur, Jean-Luc Nancy
Felsefede Eros, Cogito, Sayı: 85, Kış 2016, Yapı Kredi Yayınları.

– Nietzsche F. W., Alkibiades’in Konuşmasıyla Diğer Konuşmalar
Arasındaki İlişki Üzerine
, Çevirenler: Sadık Erol Er, Birdal Akar, Yaşayan
Platon, Çizgi Kitap Evi Yayınları, 2017.

– Plato, Phaedrus, Complete Works, Edited By John
M. Cooper, Associate Editor D. S. Hutchinson, Hackett Publishing Company,
Cambridge 1997.

– Plato, Republic,Edited
By John M. Cooper, Associate Editor D. S. Hutchinson, Hackett Publishing
Company, Cambridge 1997.

– Plato, Symposium, Edited By John M. Cooper, Associate Editor D. S.
Hutchinson, Hackett Publishing Company, Cambridge 1997.

– Platon, Şölen – Dostluk, (Symposion-Lysis) “Şölen” Üstüne Birkaç Söz, Azra
Erhat, Çevirenler: Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Türkiye İş Bankası Kültür
Yayınları, 2014.

– Schwarz, Fernand, Kadim Bilgeliğin Yeniden Keşfi, Çeviren:
Ayşe Meral Arslan, İnsan Yayınları, 1997.

Son Notlar:


[1]
Kaan Atalay, Sözleşme Teorileri,
Michel Foucault, Cogito, Sayı: 70-71, Yaz 2012, Yapı Kredi Yay., 111, 112.

[2]
Platon, Complete Works, Symposium, Alexander Nehamas and Paul
Woodruff,Edited By John M. Cooper, Associate Editor D. S.
Hutchinson, Hackett Publishing Company, Cambridge 1997.

[3]
Platon, (Symposion-Lysis) “Şölen” Üstüne
Birkaç Söz
, Azra Erhat, Çevirenler: Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Türkiye
İş Bankası Kültür Yayınları, 2014, 9.

[4]
Plato, Complete Works, Symposium,
494.

[5]
Plato, Complete Works, Symposium,
463, 470, 473, 477.

[6]
Plato, Complete Works, Symposium,
481.

[7]
Plato, Complete Works, Symposium,
482.

[8]
Luce Irigaray, Büyücü Aşk: Platon’un
Sempozyumundan Diotima’nın Konuşmasına Dair Bir Okuma
, Çevirenler: Onur
Varolun, F. Betül Tatlı, Yaşayan Platon, Editörler: Sadık Erol Er, Birdal Akar,
Çizgi Kitap Evi Yayınları, 2017, 149.

[9]
Plato, Complete Works, Symposium,
485.

[10]
Fernand Schwarz, Kadim Bilgeliğin Yeniden
Keşfi
, Çeviren: Ayşe Meral Arslan, İnsan Yayınları, 1997, 165.

[11]
Kaan Atalay, “Platon ve Cehalet”, Ders
Notları
, 2018, Güz Dönemi.

[12]
Marcel Detienne, Arkaik Yunan’da
Hakikat’in Efendileri
, Çeviren: Âdem Beyaz, Pinhan Yayınları, 2012.

[13]
Marcel Detienne, Arkaik Yunan’da
Hakikat’in Efendileri
, 182, 183.

[14]
Kaan Atalay, “Platon ve Cehalet”, Ders Notları.

[15]
Jean-Luc Nancy, Her Şey Bulunur,
Jean-Luc Nancy Felsefede Eros,
Cogito, Sayı: 85, Kış 2016, Yapı Kredi Yayınları, 51, 52.

[16]
Kaan Atalay, “Platon ve Cehalet”, Ders Notları.

[17]
Plato, Complete Works, Symposium,
486, 487.

[18] Plato,
Complete Works, Phaedrus, Alexander Nehamas and Paul
Woodruff, 523.

[19]
Plato, Complete Works, Symposium,
488.

[20]
Peter Kingsley, Batı Hikmetinin
Bilinmeyen Tarihi
, Çeviren: Onur Atalay, Etkileşim Yayınları, 2006, 13.

[21]
Kaan Atalay, “Platon ve Cehalet”, Ders Notları.

[22]
Marcel Detienne, Arkaik Yunan’da
Hakikat’in Efendileri
, 43.

[23]
Marcel Detienne, Arkaik Yunan’da Hakikat’in
Efendileri
, 47.

[24]
Plato, Complete Works, Republic X,
G.M.A. Grube, rev, C.D.C. Reeve, 1223.

[25]
Plato, Complete Works, Symposium,
491.

[26]
Plato, Complete Works, Republic X,
1199.

[27]
Plato, Complete Works, Republic X,
1218, 1223.

[28]
Marcel Detienne, Arkaik Yunan’da
Hakikat’in Efendileri
, 199.

[29]
Plato, Complete Works, Republic VII,
1132.

[30]
Plato, Complete Works, Republic VI,
1130.

[31]
Plato, Complete Works, Republic VI,
1131.

[32] F.
W. Nietzsche, Alkibiades’in Konuşmasıyla
Diğer Konuşmalar Arasındaki İlişki Üzerine
, Çevirenler: Sadık Erol Er,
Birdal Akar, Yaşayan Platon, Çizgi Kitap Evi Yayınları, 2017, 13.

[33]
Plato, Complete Works, Symposium,
494.

[34] Plato,
Complete Works, Phaedrus, 528.

[35] Plato,
Complete Works, Phaedrus, 553.

[36]
Plato, Complete Works, Phaedrus, 522.

[37]
Plato, Complete Works, Phaedrus, 542.

[38]
Plato, Complete Works, Phaedrus, 542.


[i] Appollodorus: Sokrates’in en önemli öğrencilerinden ve sadık
dostlarındandır. Platon, “Phaidon” diyalogunda da Apollodorus’a yer verir.

[ii] Platon’un Doxa,
Deadalus heykelleri benzetmesi için bknz: Plato, Complete Works, Meno, 895.