Kavramsal

18 Kasım 2016

Filmlerle İletişim ve Yabancılaşma

*Serdar Öztürk’ün İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi 2013/1 sayısında yayımlanan yazısından alıntılayan: Gülşen Geniş   Yabancılaşma Kavramı: Yabancılaşma ilk defa Hegel tarafından kullanılmıştır. Hegel, “Her gerçeklik biçiminin özünde ayrılık ve uzaklaşma vardır,” (Pappenheim, 2002: 74) derken konuyu daha çok idealist düzlemde açıklamıştır. Kavramı Hegel’den almasına karşın dönüşüme uğratan Marx ise, Felsefe İncelemeleri’nde yabancılaşmaya ayrı bir bölüm ayırmış ve yabancılaşmayı analiz etmiştir. Bu analize göre yabancılaşmanın birkaç boyutu vardır (Marx & Engels, 2009: 27-28; 49-61; […]
18 Kasım 2016

KAFKA ve Yabancılaşma

Geçtiğimiz yüzyılda kitle kültürünün, teknolojik uygarlığın ve Avrupa nükleer hareketinin en ateşli karşıtlarından olan Polonyalı düşünür ve aktivist Günther Anders, Franz Kafka’nın benliğine ve sanatına sinen yabancılaşmayı, onu kuşatan koşullar itibarıyla ele alır. Anders’in tespitlerine göre Kafka’nın yabancılığı temelde Hristiyan dünyasında bir Yahudi oluşuyla başlıyordu. O ise Yahudiliğini umursamıyordu. Bu yüzden Yahudilerden de pek sayılmazdı. Almanca konuşan birisi olarak tam anlamıyla bir Çek insanı da değildi. Ve yine Almanca konuşan […]
18 Kasım 2016

Yabancılaşma Üzerine…

Tematik bültenimizin yeni sayısında yabancılaşma konusunu seçtik. Yabancılaşma kavramı/olgusu mutlaka birçok açıdan ele alınabilir. Geniş bir perspektifle konuyu felsefi zeminde olmak üzere teoloji, psikoloji, ekonomi, siyaset, sosyoloji, sanat, edebiyat gibi birçok alanda incelemek mümkün. Böylesine farklı birçok açı- dan ve disiplinde ele alınabilecek bir konu olsa da genel olarak yabancılaşma, insanın kendini içinde bulduğu mevcut gerçekliğe karşı yabancılaşmadır. Kavramsal zeminini Hegel’de bulan, sosyolojik ve iktisadi içeriğini ise Marx ile kazanan […]
13 Kasım 2016

Yeryüzünde Bir Yabancı*

  “Toprağın ürününü yemek için ömür boyu zahmet çekeceksin.” – Tekvin: 3/17 İki dünya savaşının ardından ortaya çıkan kimlik bunalımı, insanı, kendisini nasıl tanımlayacağı ve neye inanacağı, neyi ümit edeceği konusunda kararsız kıldı. Ne din kurumu ne de devlet otoriteleri insanlığı bu büyük felâketlere karşı koruyabilmişti. Özellikle Fransız devriminden sonra tüm dünyada, ulusçu devlet örgütlenmeleri ile Hümanist ve Pozitivist eğitim, yaygın olarak kabul gördü. Bu toplumların yeni varoluş biçimiydi ve bu yeni uygarlık modelinin sloganı da, “bilimsel […]
9 Kasım 2016

Varlığın Evi

Bir söylemi tarih içinde diri tutan birçok faktör saymamız mümkün. Fakat belki de en önemlisi, söylemin ekildiği toprakta bir dil uygunluğunu yakalayabilmiş olmasıdır. Bu kıymetlidir. Tarihte her toplum kendi akacağı nehri kendi belirler. Bu toplumun dili için de böyledir. Dilin inşası toplumda dolaşımda tutulan kavramlar aracılığıyla olur ve bir kavramın dolaşımda tutulması, yaşama kök salması, gündelik hayatın içinde yaşamda bir karşılığının bulunmasıyla mümkündür. Bu nedenle toplumlar kendi toprağına ekilen söylemleri […]
9 Kasım 2016

Türkçe Felsefe Dilinin Gelişimi ve Nermi Uygur*

Felsefe ile dil arasındaki  ilişki dolaysız bir ilişkidir. Felsefe yirmi beş yüzyıllık serüveninde hep belli bir dilin içinde yapılmış ve  yine o dilin olanakları çerçevesinde belli bir gelişme çizgisi  izlemiştir. Bu anlamda felsefe, ancak belli bir dilin felsefeyi olanaklı kılacak ifade ve anlam dağarcığı içerisinde yapılacak düşünsel bir etkinliktir. Tarihi boyunca felsefeyi ayrıcalıklı kılan diller, aynı zamanda dünyanın geri kalanına kendini onaylatmış ve ekinsel egemenliği onanmış diller ve felsefi dilini […]
9 Kasım 2016

Eril Dil, Türkçe ve Felsefe

Dil bir iletişim aracı olması bakımından, öncelikle insanın kendisi ile kurduğu ilişkinin bir göstergesidir. Bu ilişki bir dışlaşma ilişkisidir. Gizillikten edimselliğe geçen sonsuz Tin dışlaşmasını sonlu özne aracılığı ile gerçekleştirir: Bu dışlaşma öznenin yaşamıdır, tinsel varsıllıktır, özgürlüktür. Kendisini eylemleri aracılığı ile bir anlam varlığı olarak yapılandıran insan tinsel, ussal, ilkesel birliğe dönüşürken dili de kendisi ile beraber dönüşür. Kendisini karşıtında, kendisinden farklı olanda kavramayacak denli güçsüz olmayan olgusallık, evrensel olduğu […]
9 Kasım 2016

Dil ve Felsefe*

Bedia Akarsu’ya göre “Dünyayla bağlantıyı kuran dilinin içten gelişmesi engellenmiş bir ulusun, düşünmeye dayanan felsefe alanında başarı sağlayamayacağı açıktır.”[1] Antik Yunan düşüncesinde “LOGOS”, bir yandan “söz”, “dil” demektir; diğer yandan ise “düşünce” ve “akıl” demektir. Burada yapılan, bir sözcüğe farklı alanlardan gelen anlamları yükleme çabası değil, farklı alanlar arasında ilkesel bir anlam birliği kurma çabasıdır. Felsefe bir kavram dilidir, bu anlamda felsefe bir üst dil olarak dillerin dilidir. Her dilde, […]
26 Ekim 2016

Burhan Oğuz Hocamızın Anısına: Belkemikli Omurgalı Aydın

(Türk Kültür Tarihçisi ve Mühendisi -1 Mart 1919, İstanbul – 18 Şubat 2009, İstanbul) Sanatçı ve bilim adamı hem yaratı eylemiyle hem de vatandaş eylemiyle aydın sıfatı kazanabilir. Önemli olan, sanatçı ve bilim adamı kişiliğiyle aydın kişiliğinin çelişmemesi, örtüşmesidir. Hem yaratı eylemi hem de vatandaş eylemi bakımından aydın sıfatıyla çelişen durumlar da az değildir. Demek ki ressamlık, şairlik, bestecilik, doktorluk, mühendislik, öğretmenlik, marangozluk, işçilik, çiftçilik gibi “aydın oluş” durumu ile […]