“… seni unutursam ey Yeruşalayim,

sağ elim hünerini yitirsin.” (Mezmur 137:5-6)

Rabbine bu yemin ile seslenir Davud. Bu nida, bu yakarış bir ahitleşmedir. Davud’un Rabbi ile kestiği vefa ahdidir bu. İnisiyasyona kabulüdür. Bir cümlede söylenen bu söz, tek hamleyle başını vermektir O’nun ismi uğruna. Nedir ki Yeruşalayim? Bir toprak mı? Ya da bir krallık?

Yeruşalayim barıştır. Yeruşalayim huzurdur. Rabbin adıdır Yeruşalayim. Niteliğidir, idealidir, özlemidir. O’nun sözüdür, ruhudur, sevdasıdır. Yeruşalayim Rabbin kokusudur, tebessümüdür, “merhaba”sıdır. Gözündeki ışık, kalbindeki nûr, her daim yayılan feyzidir. Sadece orada bulunmasıdır. Mahale sinmesi, huzurun sessiz müziğidir. Bir toprak değildir Yeruşalayim, Rabbin bizzât kendisidir.

İki kere barış” anlamını taşır Yeruşalayim. Birinci barış içtedir; bâtında, kalbde, ruhun derinliğinde. İkincisi ise dıştadır; ilişkilerde, dostluklarda, zâhirde… İkincisi ilki olmaksızın asla tecelli etmez. Barışı kendi iç dünyasında başaramayan, zâhirde barışın tiyatrosunu oynar ancak. Günün sona erdiği yatak odası karanlığı ise, makyajını silen yalnız oyuncunun soyunma odası gibi hüzünlüdür.

Barışın taklidi olmaz. Huzur bir rol değildir. İçte ve dışta barışa ulaşan muzaffer yiğidin gönlüdür Kudüs. Tek farkı budur Yeruşalayim ile Kudüs’ün. Yeruşalayim bir özlemdir, bir ideal. Kudüs ise bir erinç, zafer ile parlayan kalbin nûrudur.

Davud gönüldür, Süleyman sultan. Davud’un ideali olan Yeruşalayim’e bu nedenle kral olur Süleyman. Sultanın emri ile temizlendiğinde Yeruşalayim içte ve dışta, orayı Muhammed Kudüs çağırır. Birinin Yeruşalayim dediğine, diğeri Kudüs demez. Aslında Süleyman Yeruşalayim’dir zâten, Muhammed ise bizzât Kudüs.

“Unutursam seni,” diyor Davud, “ey Yeruşalayim, sağ elim hünerini yitirsin.”

Sağ el Rabbin merhamet elidir. Onunla can verir, onunla can alır. Onunla lütfeder, onunla ihsân eder, onunla bereketlendirir ve onunla kahreder. Kahrından yanarken onunla şifa verir, onunla iyi eder. Zira sağ eli dostluğudur, sağ eli sevgisi…

Sağ el sohbettir, sağ el muhabbet. Sağ el kitabı sağdan verilenin kelâmıdır; kurtuluştur, sevinçtir, ümittir tâlibe, ferahlıktır. İman onda doğar, biçâre yine söndüğü yerdir sağ eli

Keşke duyabilse bendeki Allah ruhu. Tozu dumana katarak silkinse. Rabbin sağında, sağ elinin hemen altında hiç ayrılmadan, şaşırmadan, alışmadan durabilse. Elini hiç çekmeden himayesinde kalabilse. Başarması en çetin olanı yapıp kendini inkâr edebilse. Allah adamı Musa’nın sözüne mukâbil; Rabbin indinde bir gün bin yıl gibiymiş (Mezmur 90:4). Neş’e ile geçen, adı ömür olan o günü, bin yıllık kabir azabına çeviren nefsten arındırabilse.

Huzur ancak Muhammed ismi ile remz olunan “tevhîd”in vücûdu istilâsı ile mümkündür. Ancak o zaman içte ve dışta barış olur, ancak o zaman insanda neş’e.

Ve ancak o takdirde Mustafa’nın sözü kemâl bulur ve ancak o vakit Hak olur bilene. Zira Hak, nefsteki tahakkuk ile hakikat ve inâyet olur.

Yurtta sulh, cihanda sulh ancak o zaman olur. Ancak o zaman efendiye selâm olur…

İzzet Erş
+ Son Yazılar