Umudun Mimarisi: Maggie Merkezleri

İyimserlik inceyken, umut kalındır. Umut, korkunun öteki tarafıdır. Umut, ufkun ötesine bakmaktır. Umut, beklenti içinde olmak ve işlerin en iyi şekilde devam edeceğini ummaktır. Henüz sahip olmadıklarınımızı umut eder ve bunları sabırla bekleriz.

Charles Jencks

 

Mimarlık umudu yeşertebilir mi? Ustaca ve hassasiyetle tasarlanmış yaşam alanları insanın olumsuz düşüncelerini bertaraf etmesine yardımcı olabilir mi? Hatta hastaların sağlığına daha kolay kavuşmasını veya iyileşme yolunda sahip olması gereken en önemli meziyet olan umutlu olmalarına yardımcı olabilir mi?

Mayıs 1993’te gördüğü kanser tedavisinden beş yıl sonra kanserinin geri döndüğünü öğrenen peyzaj tasarımcısı Maggie Keswick’e üç ay ömrü kaldığı söylenmişti. 18 ay boyunca ileri bir kemoterapi tedavisine katıldı ve bu süre boyunca Maggie [1] ve dünyaca ünlü mimarlık kuramcısı eşi Charles Jencks, tıbbi ekiple birlikte sağlık kurumlarının donuk ve itici ortamını nasıl dönüştürebileceklerine dair düşünmeye başladı.

Birlikte doğanın ve mimarinin iyileştirici etkilerini barındıran, Charles Jencks’in daha sonradan “umudun mimarisi” olarak isimlendirdiği ilkelerle tasarlanan yeni bir kanser tedavi merkezi fikri üzerinde çalıştılar. Kasım 1996’da, Maggie’nin ölümünden bir sene sonra ilk Maggie Mekezi Edinburg’da açıldı ve o günden bu yana büyümeye devam etti. Bugün İngiltere, İskoçya ve Hong Kong’da toplam 20 Maggie’nin Merkezi bulunmakta.

Maggie, kanser hastalarının tedavisinde geliştirilmesi gereken noktaları yazmıştı. Hastanelerdeki uygunsuz bekleme alanlarının hastaların fiziksel ve psikolojik durumlarını daha kötüye götürdüğünü ve bekleme zamanlarının daha verimli kullanılması gerektiğine dikkat çekmişti. Ayrıca bilgisizliğin korkuyu körüklediğini, birçok hastanın doktora soru dahi sormaya çekindiğini fark etmişti. Hastalar ölüm korkusu içinde yaşama sevinçlerini kaybetmemeli, kendi tedavileri üstünde hak sahibi olmalıydı.

Maggie’nin Kanser Merkezleri sıcak, resmi olmayan ve misafirperver evler gibi tasarlandı. Kayıt olmaya gerek yoktu ve hastalar içeri girip kendilerini rahat hissettiği bir ortamda zaman geçirebilirlerdi. Mutfak ise, hastaların birlikte sohbet edebileceği sıcak ortamlardı. Merkezlerde özel görüşmelerin yapılabileceği alanlar bile hedeflenen “açıklık”ı kaybetmeden tasarlandı.

Bu merkezlerde hastalar için, klasik hastanelerde olmayan psikolojik, sosyal ve ekonomik terapiler de düzenleniyor. Tai chi, Yoga, yaratıcı yazalık, sanat ve müzik terapileri dileyen herkes için açık şekilde uygulanıyor.

Merkezler olabildiğince doğal, yeşil alanla içiçe tasarlanıyor. Dünyanın en ünlü mimarlarından Norman Foster tarafından tasarlanan Manchester’daki merkezde bulunan sera, kliniği çevreleyen bahçenin güzel manzarasını içeri taşıyor. Tüm merkezler Jencks çiftinin çevre ve binalarının birlikte insanları nasıl daha enerjik, rahat ve mutlu yapabilecekleri konusunda yaptıkları araştırmalardan çıkardıkları sonuçlara göre tasarlanıyor. Mimarinin insanlar üzerindeki iyileştirici etkileri ortaya çıkartılmaya çalışılıyor. Özellikle bahçe, Maggie merkezlerinde basit bir estetik unsurdan çok daha fazlası. Hastaların hem rahatlayacağı hem de başkalarıyla karşılaşabileceği ortamları oluşturuyor. Aydınlatma, doğal ışığın kullanımı, ahşabın sıcaklığı ve kokusu, taze havanın hissedilmesi hastaları olumlu yönde etkilliyor ve kendilerini gözle görülür biçimde daha iyi hissetmelerini sağlıyor. [2]

Bahçedeki serada isteyen gönüllüler sebze meyve ekim ve dikim işlerini de yapabiliyorlar. Geniş çiçek yatakları dış dünyadaki gürültü ve stresin içeri taşınmasını önlüyorlar. Merkezlerin içinde, klasik bir hastanede görülen koridorlar, işaretler, tabelalar yok.

Swanse’deki Maggie’nin Merkezi’nde huzur ve sukunet binanın yuvarlak strüktüründe buluşuyor. 2011’de dünyaca ünlü Japon mimar Kisho Kurokawa tarafından tasarlanan bina Doğu ile Batıyı birleştirerek tüm ziyaretçilere sakin bir ortam vaad ediyor. Bina çevresinde dolanan bahçe Swansea körfezine bakıyor. Merkez, ormanlık bir arazide kurulu ve dış mekânı en etkin şekilde kullanan açık alanlar da mekânı zenginleştiriyor.

Şüphesiz geçtiğimiz yüzyılın en önemli mimari kuramcılarından olan Jencks, yeni kanser tedavi merkezleri için özellikle bambaşka bir bakış açısı geliştirmeyi hedefledi.

Bu merkezlerin önemli bir özelliği de dünyanın ileri gelen mimar ve tasarımcıların elinden çıkmış olması. Frank Gehry, Sir Norman Foster, Rem Koolhaas, Zaha Hadid ve Kisho Kurokawa bunlardan bazırları.

Meggie’nin merkezleri mimarinin iyileşme sürecindeki önemini vurguluyor. Yapılan araştırmalarda Mimari çevrenin hastaların iyileşme sürecine olan olumlu ve gözle görülür etkisinin ortaya konulmasının ardından İngiliz Tıp Birliği sağlık kurumlarının bina tasarımına da öncelikli önem verilmesi gerektiği vurgulayan bir bildiri yayımladı. [3]

Charles Jenkcs’in konuyla ilgili İngiltere AA (Architectural Association)’da verdiği bir seminere şu linkten ulaşabilirsiniz:

www.aaschool.ac.uk/VIDEO/lecture.php?ID=1215

 

Charles Jencks kimdir?

Amerikalı mimarlık kuramcısı, peyzaj mimarı ve tasarımcı Charles Jencks 1939 yılında doğdu. Modernizm ve postmodernizm üzerine yazdığı eleştirel kitapları mimarlık camiası başta olmak üzere geniş çevrelerde yankı buldu. Eğitimine Harvard üniversitesinde İngiliz Edebiyatı bölümünde başlayan Jencks 1965’de aynı üniversitenin tasarım lisans programını tamamladı. Londra University College’da mimarlık tarihi doktorası yapan Jenks’in 1977’de kaleme aldığı “Post Modern Mimarlığın Dili”, postmodernizm kavramının mimarlık içinde kullanılıp yaygınlaştırılmasında çok önemli olduğuna inanılıyor.

 


Dipnotlar:

[1] www.maggiescentres.org/about-maggies/our-story/who-was-maggie

[2] http://www.theguardian.com/society/2011/feb/20/maggie-keswick-jencks-centres-cancer-design

[3] http://www.ahsw.org.uk/userfiles/Other_Resources/Health__Social_Care_Wellbeing/psychologicalsocialneedsofpatients_tcm41-202964_copy.pdf accessed 19 November 2015