Sophos’un bir kişiliği var mıdır? Kimdir sorusu sorulabilir mi, yoksa “sophos” bir sıfat mıdır? Metinlere baktığımızda “sophos” ifadesi ilk olarak Platon’un külliyatında geçiyor. Phaedrus diyaloğunda (278 d) sophos’un ancak Tanrı’ya ait bir sıfat olabileceğini ifade eder Sokrates. Symposium diyaloğunda ise (219 a) Sokrates Alkibiades’e şöyle söyler: “Alkibiades sen bakırı altınla değiştirdin.” Burada İlyada’daki bir pasaja gönderme vardır (Hom. Ilyada. 6.236). Bu pasajda net olarak sophos’a bir gönderme yoktur ama Oğuz Haşlakoğlu, Alkibiades’in Sokrates’i “sophos” zannetmesiyle ilgili Platon seminerlerinde (Haşlakoğlu, 2018) şöyle bir ifade kullanır:
Symposion diyaloğunda Alkibiades, Eros üzerine konuşmaz; Sokrates üzerine konuşur. Alkibiades şöyle girer: “Ben size Sokrates’in bir sûretini (eikon) çizeceğim. İşte bu çizeceğim portrenin doğru olup olmadığına, kendisi burada, kendisi karar versin” der.
İçinden Tanrı sûretlerinin çıktığı kap/heykel gibi bir şey kullanır. Yani içinde Tanrısallığı barındıran bir şey. Ona benzetir Sokrates’i ve şöyle der: “Seni herkes tanıdığını sanır ama yalnızca ben bilirim.” Sokrates’i o heykellere benzetir, “içini açmayan aslında içinde ne tür bir Tanrısallık barındırdığını göremez” der.
Ama bu durum, aslında Alkibiades’in meseleyi çok yanlış anlamasına ve komediye dönüşür. Alkibiades, Sokrates’i açtığını ve ondaki Tanrısal güzelliği söylediği zaman, bunu doğrudan doğruya Sokrates’in şahsına atfeder. Sokrates ona şöyle söyler: “Altına karşılık bakır.”
Yani, Sokrates’te bir altın olduğunu düşünür. Sokrates’in ise söylemek istediği şudur: Sokrates’te seyrettiğini düşündüğü güzellik, güzellik olarak Sokrates’in olamaz. Sokrates’in şahsına ait bir şey olamaz. Yani bunun bir şahıs olarak Sokrates ile ilgisi yoktur ve bunu, ilginç bir biçimde, Sokrates Diotima ile konuşmasının ikinci kısmında anlatır: “Güzellik önce şahıslarda zannedilir, dolayısıyla insan şahsa âşık olur. Ama sonra anlar ki tüm şahıslardaki güzellik bir ve aynıdır. Dolayısıyla da oradan kendi içinde aynı kalan tek güzelliğe yükselir. Dolayısıyla, artık şahıslarla ilgilenmekten vazgeçer.”
Alkibiades ise hâlâ şahsa yönelmektedir. Yani Sokrates’e. Şahıs olarak ona hayrandır. Dolayısıyla güzelliğin “kendi içinde herkeste mevcut olan aynı ve tek güzellik” olduğunu görememektedir. Symposion diyaloğu tamamen bunu görmemiz için kompoze edilmiştir. Yani philosophia, bir eros faaliyetidir ve yöneldiği de kalos’tur (2017, s. 10-11).
Peki, usta’nın bundaki rolü nedir? Çünkü bu güzeli ona gösteren usta’dır. Nerede seyreder bunu? Havada mı? Tabii ki o şahısta. O yüzden Alkibiades karıştırır, şahıs zanneder. Bize çizilen philosophia budur (2017, s. 12).
Platon okumalarında (19. bölüm 1) şöyle devam eder bu konu:
[Öğrenci]: “Philosophos” ile “sophos” arasındaki ilişkide philosophos’taki eros’u ortaya çıkartan şey ne o zaman?
[Oğuz hoca]: “Güzellik” tabii ki. Onu bize Alkibiades methiyesinde anlatıyor çok net bir biçimde.
[Öğrenci]: Onda güzel’i görmeyi mümkün kılan şey
[Oğuz hoca]: “Sophos” gösteriyor ona elbette. “Sophos’un yüzünde” seyrediyor “güzellik”i. Nerede seyredeceksin “güzellik”i? “Kalos”u şöyle havada mı seyredeceğiz ya da hayalimizde mi? Mümkün değil bu. Ama orada “seyretme”yi bir “açma” olarak ifade ediyor, değil mi? “Siren maskelerine benzersin sen”, diyor. “Maske” dediği anda bir “aktör”den bahsediyor. Bize “sophos”u da aslında “ifşa” ediyor. Sadece “philosophos”un kim olduğunu değil. Dolayısıyla da “sophos”u da diyalektik olarak ifşa ediyor. Bir “aktör” olduğunu söylüyor “sophos”un. Buralara girmeyelim (2017, s. 373).
[Oğuz hoca]: Ama “sen” yazmıyorsun ki. “Bilen” yazıyor.
[Öğrenci]: “Bilen” kim hocam?
[Oğuz hoca]: “Sophos” tabii ki, başka kim olacak? Kime yazıyor peki? “Philosophos”a yazıyor tabii ki (2017, s. 397-398).
Demek ki, “ciddi” bir adam olduğu hâlde kalkıp da bildiklerini “kalem” kullanarak “mürekkep” ile “ekmez”; kendilerini “akıl” ile “savunamayacak” ve “hakikat”i gerektiği şekilde “öğretemeyecek” “sözler” hâlinde yazmaz (Phaedreus, 277-a). Yani, “bütün bildiğim”, “hiçbir şey bilmediğimdir.” diyen birisi oturup, “ben sophos’um” diye gezer mi?
[Öğrenci]: “O zaman Sokrates, Platon itibariyle “sophos” oluyor?
[Oğuz hoca]: Evet (2017, s. 402).
“Şu ya da bu Tanrı’dan, “Tanrısal Varlık”a yönelir (La ilahe illallah) (2017, s. 407).
İsim, esasen yok-varlıktır. Varlık’ın gölgesi varlığı gösterir ama kendisi değil. Eşyayı, şeyi işaret eder. Bu isimler bir sıfat vasıtasıyla elde edilir. “Yeşil”, bir isimken “yeşil elma”daki yeşil, bir sıfat haline gelir. Elma ismi vasıf kazanıp mevsuf olur. Bu yeşil vasfı onun o renge bürünmesinden ortaya çıkar. Belki hurufat ve etimolojiyle bir manaya erebiliriz, yeşile neden yeşil dendiğine dair. Yeşilin hangi tonu olduğuna çeşitli ölçeklerde yer verebiliriz ama ortak olarak yeşil sıfatından sonraki ikincil meselelerdir bunlar.
Başka bir örnek üzerinden gitmek gerekirse “kapı” ismini, bir kapıyı göstermek amacıyla kullanmak için belirli işlevleri barındıran bir bütünlüğü gösteriyor olması gerekir. İşlevinden çıkarıldığında o artık belki bir sanat eseri olabilir. Fakat yine de esası kapılık üzerindendir, o işlevin tanımlanması ve o işlevin kaldırılması üzerindendir. Bunları nesneler üzerinde tanımlama, sınıflama ve genel itibarıyla kategorizasyon için kullanabiliriz. Peki, insana geldiğimizde sıfatlar ne anlama gelmektedir?
“Öğretmen” ismini ele aldığımızda, bu ismi tanımlamak için öğrenen-öğreten iki bilincin karşılaşmasında ortaya çıkan ilişkideki bir yöntemi gösteren ya da “bilgi”yi aktaran kişi için bu ismi kullanabiliriz. Bu ismi bir kişi/irade harekete geçirip fiil yoluyla öğretmenlik vasfını tahakkuk ettirdiği için o kişi öğretmen sıfatını hak eder ve onunla “boyanır” diyebiliriz. Zaman ve mekâna ve buradaki ilişkiye tabi olan isimleri işleterek aynı kişi farklı sıfatlara bürünebilir.
Sophos’a geri dönersek, Platon bu ismi ancak Tanrı’ya ait olacak bir sıfat olarak görmektedir. Ancak ona yakışacağını söylemektedir. Çünkü metinlerde Platon tarafından konuşturulan Sokrates’e baktığımızda sahnede Sokrates vardır fakat onun yöntemi olarak da adlandırılan bir dia-logos faaliyeti yoluyla bir inşa sürecinin bu diyaloglar yoluyla sahnelenmesi söz konusudur. Sahneler belki ilk etapta betimlemelerle başlasa da diyaloglar betimleme barındırsa da Sokrates hep bir inşa edici olarak resmedilmektedir ve onu bu yanıyla görürüz. Sophos hep gizildir. Gündelik hayatına dair, ilişkileri üzerinden betimlemeler olsa da diyaloglar hep bir şeyin “hakkında”dır, üzerine değil. Burada bir sophia/hikmet faaliyeti vardır ve bu faaliyet erosmania olarak gerçekleşirse philo-sophia faaliyeti olur ki (tecelli), bu da sophos‘un kelamının ortaya çıkışıdır (tezahür). Bunu ortaya çıkarana da philo-sophos denilebilir. Burada sophos, aradan çekilmeyle ortaya çıkan bir fenomendir. Kültürden doğan “Ben ile değil berzahta duran Ben’dir. Arada duran, arada olan değil. Berzah kavramı karşılayabilir bu fenomeni. Kavramın hareketi olarak Hegel’de “İdenin edimselliğiyle” veya Anadolu erenlerinin dilinde “çekil aradan kalsın yaradan” sözüyle karşılanabilir.
Sophos’un öğretmen/doktor/mühendis gibi sıfatlardan ayrımı ise varoluşsal bir bilginin kaynağı olmasıdır. Yani sophos haricindeki diğer sıfatlar ilim-alim-malum ve bu üçünün ilişkisinin Malem ve Yalem (Teori ile Pratik) ile işletilmesine tabiidir ve bu işletmede sophos ortaya çıkmaz. Platoncu bir kavram olan Dianoia faaliyetinden sophos ortaya çıkmaz. Malumâtın ilminin talimi yoluyla bir kişi alim olabilir fakat sophos’un tecelli ve tezahürü philosophia faaliyeti yoluyladır. Burada bahsedilen philosophia faaliyetinin çağımızdaki karşılığı, “felsefe çalışmak”, kavramları çalışmak değil de her ne tür faaliyet gösteriliyorsa o faaliyetin kendisini yine faaliyet yoluyla erdemlere (arete/virtue), erdemlerdeki ustalığa (phronesis/virtuous) erosmania (aşk) yoluyla taşıyarak ortaya çıkarılabilecek bir philosophia faaliyetidir.
Platoncu bağlamda gölge (yok varlık), Varlık’ın gölgesidir ve mağaradan çıkış sahne değiştirme (aletheia) ile mümkündür. Ruhlar bu dünyaya inerken “lethe” ırmağından (unutma ırmağından) içerek öncesini unutmuştur (bu aynı zamanda bir gelen ve gidenin olmadığını da gösterir). Anamnesis (hatırlama), aletheia’yı mümkün kılar. Bu anamnesis ise phronesis ve philosophia faaliyeti yoluyla olur. Phronesis burada ustalıktır. Bir eyleme çekilme ve onun erosmania olarak güzele (to kallos) tutkun olmasıyla inşa olan ustalık. Bu öyle yakıcı bir hale gelir ki; eros, pytheros’a dönüşür (Phaedrus, 249d). Sahne dönüşür.
Platon’un “Politeia” (Devlet) diyaloğunda, “Mağara Alegorisi” bölümü, insan ruhunun (psukhê) karanlıktan aydınlığa doğru olan yolculuğunu betimler. Topos psukhê’dir. Burada, “psukhê”nin “periaktus” (sahne değiştiren) gibi hareket ederek, doxa’dan (sanı) aletheia’ya geçiş yaptığı belirtilir. Platon, bu geçişi anlatmak için “periakteon” terimini kullanmıştır. “Periaktus”, Antik Yunan tiyatrosunda kullanılan döner prizmalardan oluşan bir sahne dekorasyon cihazıdır ve sahne dekorasyonlarının hızlıca değiştirilmesini sağlar.
Periaktoi, “Etrafında Dönen[1]”
Sophos, bu anlatılar neticesinde bir fenomen olarak karşımıza çıkar. O kendisini yalnızca faaliyette gösterir ve emprovizasyon/doğaçlama/berzah ile mümkün olabilir. Sophos’a kişilik atfedilemez; bu yüzden Sokrates, Alkibiades’e “sen bakır ile altını (gold for bronze) değiştin Alkibiades!” demiştir.
Kaynaklar
Platon, Phaedrus – http://data.perseus.org/citations/urn:cts:greekLit:tlg0059.tlg012.perseus-eng1:278d
Platon, Phaedrus – http://data.perseus.org/citations/urn:cts:greekLit:tlg0059.tlg012.perseus-eng1:249d
Platon, Symposium, http://data.perseus.org/citations/urn:cts:greekLit:tlg0059.tlg011.perseus-eng1:219a
Homeros, İlyada, http://data.perseus.org/citations/urn:cts:greekLit:tlg0012.tlg001.perseus-eng2:6.212-6.304
Oğuz Haşlakoğlu (2017), Platon Okumaları, Klasik Düşünce Okulu, deşifresi:
[1] The Ancient Theatre Archive, “periaktoi: (περίακτοι)”, erişim: 17 Eylül 2024, https://ancienttheatrearchive.com/glossary-term/periaktoi-%CF%80%CE%B5%CF%81%CE%AF%CE%B1%CE%BA%CF%84%CE%BF%CE%B9/