Felsefi bir anlayış disiplini olarak sibernetik, ontolojik düzeyde sonucun sebebi etkilemesi olarak özetlenir. Bu anlamıyla sibernetik, yeni bir düşünce paradigması olmaktan çok, kadim bir anlayışın kavramsallığa dönüşmesidir. İdealist düşünce bunu töz–erek ilişkisi üzerinde kurar. Ona göre erek, tözün evrilerek kazandığı bir form değildir. Evrilerek kazanılan form sadece bir ara sonuçtur. Oysa erek kendini tözde ortaya koyar ve sürecin tamamı daima ereğin kendi olgusallığıdır. Böylece bu bütünsel süreçte yanlışlık, tesadüf veya rastgelelikten söz edilemez.

Sibernetik düşünce paradigmasının Yahudi/Hıristiyan teolojisindeki ifadesine göre Allah’ın yaratma kudreti günlerin başında değil, günlerin kadimindedir. Allah’ın başlangıçta yarattığı kelâmın hiçlikte parlayan bir nur olduğunu ifade eden bu cümle, “Başlangıcın”[1] kâmil değil ama kemâlat olduğunu ileri sürer. Bu ‘nurdan kelâm’ kavramdır, idedir, süreçtir, soyut varlıktır vs. ama Allah’ın kendisi değildir. Zira Allah erektir ve yaratımın başında sadece bir töz olarak bulunmaktadır.

Ancak töz ereğin belirlediği bir bilgi olduğundan, kelâm içi boş bir söz değildir. Bu kelâm, “Allah kelâmıdır” (kelâmullah). Öyle ki başlangıçta Allah’ın dışlaşmalarından değil, ancak zâtiyetinin kelâm sûretindeki varlığından bahsedebiliriz. Ama bu kelâm ereğinde Allah’ın kendi vücûd birliğini içerdiğinden, soyut ve boşlukta değildir. O, Allah iledir, O’nun tarafından himaye edildiği söylenebilir. Hatta sibernetiğin zorunlu holografik yapısı gereği sürecin, her kıpıda hak olduğu ve tözün Allah’ın parçası değil, bizzat kendisi olduğu söylenir.

İslam bu ontik kelâmı kendi terminolojisinde Kün kavramı ile açıklamaktadır. “Kün (Ol)!” bir emirdir. Bu emir, ereğin (Allah’ın) iradesinin içerildiği ilk olgunun edimselliği olarak kabul edilir. Varoluşun tözsel ve ilineksel tüm belirlenimleri bu emir ile oluşa gelmiştir. Varoluşun gayesi ise tamlanmaktır (kemâl). Bu gaye Allah’ın (ereğin) bilinmek, yani tamamlanmak istemesi ile ifade edilmiştir. Oysa istemek iradenin sonucu olan bir etkinliktir ve bu etkinliğin bir öznesi zorunlu olarak vardır. Ayrıca bu ifade ereğin tam olmadığına değil, tamam olmadığına, yani etkinliğinin bitmediğine işarettir. Yoksa kavramı gereği Allah noksanlıktan münezzehtir, ama kemâlinde…

Ardışıklı (lineer) zaman ile düşünüldüğünde, sibernetiğin onarıma dönük hatalı bir yapılanmayı gösterdiği düşünülebilir. Zira töz ile erek arasındaki zorunlu olmayan her kıpı, gereksizliği nedeniyle gayeye hizmet etmeyen bir yanlışlık gibi algılanır. Oysa olguların tamlanması en basit olarak lineer dünya tarihine dahi bakılsa hataları, kayıpları ve bunlara bağlı olarak tecrübeyi, başarıyı vs. gerektirmektedir. Hataların ve tecrübelerin içerilmediği bir süreç teoriktir. Teori ise tarih açısından sadece özettir.

İslam, antropomorfik teolojisini Allah’ın bilinmeyi irad ettiği için insanı yarattığı savı ile kurar. Ancak sürecin başında insan, Tanrı’nın kendisi kadar soyuttur. Onun somutluğu tinde öznel ve nesnel olarak doğmasını gerektirir. Bu da bireysellik ve toplumsallıktır. İnsan biricik varlıktır. Bu biriciklik Allah’ın (varlık birliğinin) tümel istencinin özneleşmesinden kaynaklanır. Biricik olan nasıl toplumsallaşır? Biricik olan ötekini, ötekiliği kabul edebilir mi?

Teolojik ifade ile insanın Allah’ın yeryüzündeki sûreti olduğuna halifelik, kulluk, sevgililik gibi kavramlarla işaret edilir. Hatta daha da ileri giderek insanın, Allah’ın somutluğu olduğu dahi söylenir. Hâlbuki insan başlangıçta bir kavram olarak soyuttur. Onun somutluğu kendi irade ve emeğiyledir. Bu nedenle sibernetik süreç ve tamlanma Allah ile insanda eşittir. Ancak bu Allah ile bireyin eşitliği değil, süreçsel birliğinin eşitliği anlamına gelir. Buradan hareketle insan Allah’ın tözüdür. Ve insanın başlangıçtaki soyutluğu ereğin soyutluğu ile birdir. İnsan kendini gerçekleştirdiği ölçüde ereğe yakınlaşır ve bu erek sonda değil özdedir. Aynı nedenle insanın Allah’ın tözü olması gibi Allah da insanın özüdür. Yine de Allah ile insan arasındaki ayrım sadece teorik bir ayrımdır. Bu ayrım ancak anlayış için yapılan bir örneklemeden ibaret olabilir. Aksi halde Allah ile insanın ayrımı, İslâm dininin en temel reddi olan ikiliğin (şirk) onanması olurdu.

Herakleitos’dan Hegel’e uzanan idealist düşüncenin kurgul yapısı ise başlangıcı varlık ve yokluğun soyut karşıtlığından başlatır. Bu eytişim bir gerçeklik olmasa da ilk gerçeğin zemini konumundadır. Öyle ki gerçek olan edimseldir ve ilk gerçeklik henüz içi boş, soyut varlık ve yokluk kavramlarının teorik karşıtlığıdır. Oluşa gelme bu soyut karşıtlığın ilk edimselliğidir ki, varlık düzeyindeki ilk belirlenim bu soyut karşıtlığın nesnel olarak gerçekleşmesidir. Varoluşun soyut bu ilk edimselliği ereğin başlangıçtaki hareketidir. Bu hareket teorik olarak salt öznel bir düşünce gibi kurgulansa da, varoluşsal tüm gerçekliğin nesnel zemininde aslında başlangıçtaki bu eytişim bulunmaktadır.

Böylece varlık ile yokluk arasındaki eytişim salt başlangıcı temellendirmek adına değil, ama nesnel varoluşun her nevi edimselliğini açıklamanın bir yoludur. Teolojik düzlemde Tanrı’yı arı varlık olarak öneren dinlerin veya Budizm gibi Tanrı’yı salt yokluk zeminine oturtan anlayışların tersine İslam, idealizmin de fikir olarak kendini ortaya koyduğu anlayış ile Allah’ın varlık (vahdet) ve yokluğun (lâ/hiçlik) kurgul (tevhîd) birliği (cem) olduğunu ifade eder.

Dolayısıyla Allah’ın kendini bilmesi olarak ifade edilen eksiksizlik istemi, sürecin tamamlanması ile ilgilidir. Ve bu süreç teoride, yani Allah’ın kendi nazarında zâten tamdır, ancak olgusallığı sürmektedir ki insan var olabilsin. Algısal düzlemde Tanrı’nın nerede olduğu, yaratımdan sonra bir daha neden görünmediği gibi teolojik olmayan sorunsalların temeli sibernetik olan yapının, lineer düzlemde algılanmaya çalışılmasındandır. Tanrı, en azından kavramı gereği başlangıçtaki varlık ile yokluk eytişiminin kendisidir. Ancak bu başlangıç lineer tarihin başlangıcı değil, sibernetik tarihin başlangıcıdır ki, o da erektir.

[1]  İbranice Bereshit kelimesi başlangıç anlamına gelir. Bu kavram Tora’nın ilk kelimesi ve Allah’ın isimlerinden biridir.

İzzet Erş
+ Son Yazılar