Tevrat-ı Şerif Musa Hazretlerine ciltli bir kitap olarak değil, vahiy sûretiyle verilen ilâhi sözdür.[1] Bu söz yazıya daha sonraları geçirilmiştir. Tevrat, kendi inişi ile ilgili olan bu bölümde “Allah’ın parmaklarıyla yazdığı Tora” ifadesini kullanır. Tasavvufta buna “Allah’ın Celâl ve Cemâl isimleri” denir ve Allah, kelamını bu esmâ cihetinden elleriyle mümin kulunun kalbine yazar. Bu eller Süleyman’ın Mabedi’nde kaporet denen iki sütun ile simgelenmiştir. [2]
***
Sinagog ritüellerindendir.
Belirli dualarda Sefer Tora’nın (Tevrat rulolarının) bulunduğu sandık (Aron HaKodeş) açılır. Sandığın üzerindeki perde (parohet) kaldırılıp kapıları açılırken gözler parmaklar yardımıyla örtülür (İçeriden işitmek böyle olur çünkü). Allah’ın birliğine şehadet edilir ve kulağın bunu daima duyabilmesi ve asla unutmaması için yemin edilir:
Şema İsrael, Ad. Elohenu, Ad. Ehad…
Beşeri gözler, hikmetin ve anlayışın gözleri açılsın diye örtülür. Sandığın üzerinde anlayışın göz kapağını andıran perde nefsâniyete karşı bir örtüdür. Setr-i avrettir yani.[3] Çünkü hakikatte setredilmesi gereken edep yeri değil, ona bakan gözdür.
Daha sonra Tevrat ruloları Hakîm olan imamın (Haham) vâsıtası ile cemaat içinden bir müminin kucağına verilir. O kişinin akl-ı beliğ ve kendinden mes’ul olması kaydı aranır. Tomarlar Hayat Ağacı’nı (Etz Hayim) sembolize eden iki ahşap sütuna sarılıdır. Bunların tepesinde bir taç, kral tacı (Keter) bulunur. Tevrat’ın yazılı olduğu tomarlar cemaat içinde gezdirilirken, bâtındaki kalbin zuhûrdaki yansıması olan eller ona uzanır. Rabıtanın simgesi olan tsitsit denilen bağ sağ elin şahadet parmağına dolanarak Tora’ya uzatılır. Şüphesiz kelâm-ı İlahîyeye şehâdet ancak ona murâbıt olanlar için imkân dâhilindedir. Ve dualar okunur.
Bu aşamada taşıyan neyi taşıdığını, elleri ile uzananlar neye uzandıklarını ve her ikisi de kimin önünde olduğunu unutmamalıdır.
Tora büyük bir ciddiyetle taşınmalıdır. Dolaştırma sırasında asla elden bırakılmamalı ve bir yerden destek alınmamalıdır. Tora’yı taşıyan dizlerini kırmadan yürümeli, elleri uzanamayana Tora’yı uzatmamalı, boyu yetişmeyen için Tora’yı indirmemelidir çünkü taşıyan Rabbin sözünü taşımaktadır. Rabbin sözünü taşıyan, kimsenin önünde eğilmez…
Teferruatları vardır. Ritüeli çok daha derindir.
Yine de mânâya yakîn olan için bu kadarı kâfi gelecektir…
En sonunda başlanılan yere, Teva’ya geri dönülür. Teva daima yerden yüksektedir. Büyük Mabetteki sunağı temsil eder; mabetteki sunak da Nuh’un gemisini. Tora ruloları oraya yatırılır ve tavandan sarkan bir avizenin ışığından faydalanılarak Tora’nın içindeki ilgili bölüm okunur. Tora okunurken ona el sürülmez. Okuyan el şeklindeki bir çubuk aracılığıyla yazıları takip eder. Bu ele Yad (Allah’ın Eli) adı verilir. Bu da basitçe anlaşılacağı üzere Tora’nın nefsâniyetle değil, Allah’ın adı ile (Bismillah) okunması gereğini göstermek içindir.
Sefer Tora; başında tâcı, Hayat Ağacı denen bedeni ile insanı simgeler. İnsan, Allah’ın Celâl ve Cemâl elleriyle yazdığı, sonra da onu yine kendi içine sakladığı kâmil kitaptır. Rabbin sözleri Levh-i Mahfuzda, göğüs kafesinin kalbi koruduğu gibi korunur.
Tora okunduğu zaman işitilen sözler Rabbin sözleridir. Eğer duyulan ses cemaatin sesi ise Rab orada değildir, zira ses de Rabbin sesidir. Eğer duyulan Rabbin sesi ise artık orada olmayan cemaattir. İbâdetin amacı budur. Cemaatin (çokluğun) yittiği yerde tezâhür eden Efendinin birliğidir. O zaman “Ad. Ehad” (Efendi birdir) denebilir.
Velhâsıl Tora insanın hakikatini gösterir. Tora’yı okumak, kendini okumak veya kendini bilmek denen kavramsallığa denk düşer. Bu farkındalıkta olanlar okuduklarının aslında yazdıkları olduğunu bilirler. Bunun için Tevrat’ta “Herkes kendisi için bu Sefer Tora’yı yazsın,” denmiştir. Yazabilen ne âlâ… [4]
Sinagog kelimesi Yunanca sun (birlikte) ve agein (getirmek) kelimelerinden meydana gelir. Toplanmak, bir araya gelmek anlamını taşır. Platon bu kavramı idealar âlemi için kullanır ve ideaların birliğine sinagoge der.[5] İdealar (tümeller) birbirlerinden kopuk değil, bir bütünlük içindedirler. Ayrı ayrı (kategorik) düşünüldüklerinde mânâsız, ayrımlı birlik olarak düşünüldüklerinde özgün ve örgüldürler. Bir mâbedi ayakta tutan sarsılmaz duvarların taşları gibi, Tora da Allah’ın isimlerinden bina olmuştur. Ve nasıl ki mabedi bina eden mimar ise, Tora’yı canlandıran da insandır. Demiurgos kendini binâ eden insandır ve sinagoge bu inşâatın mahâlidir.
Çünkü sinagog zâhirde insan beynini, bâtında ise Arşı simgelemektedir. Öyleyse bütün ritüeller ve taş binalar bir yana, kavramının edimselliği olarak sinagogta toplanmak demek, insanın aklını başına alıp kendi kitabını okuması demektir. Allah’ın adı ile…
“Kendi kitabını oku! O gün sana nefsinin soracağı hesap kâfidir.” [6]
[1] Tevrât-ı Şerif Çıkış Kitabı 31:18 ve Kur’an-ı Kerîm Saffat Sûresi 37/117. Her iki kitapta da Allah’ın Musa’ya kitabı verdiği söylenmektedir. (İbr. Natan, Arp. Ateynâ)
[2] Kaporet (Sütunlar) Boaz ve Yakin olarak isimlendirilir. Ref. Tevrat-ı Şerif II.Tarihler 3:17
[3] Müslümanların namaz esnasında edep yerlerinin örtülmesi.
[4] Tevrât-ı Şerif Tesniye Kitabı 31:19 ve 31:24
[5] Platon Phaedrus 265d3
[6] Kur’an-ı Kerîm İsrâ Sûresi 17/14: “İkra’ kitâbeke, kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ”