İyi bir dost, çok değerli bir şey, dünyalara değişilmez bir şeydir. Ama candan bir dost bulmak pek kolay olmadığı gibi, dostluğun ne olduğunu söylemek de pek kolay değildir.

Acaba seven mi dosttur, sevilen mi?

Acaba soğukluk ve nefret gördüğü halde seven insan mı dosttur, sevilen mi?

Yoksa sevgi karşılıklı olmadan dostluk olmaz mı?

Bu soruya “İster sevsin ister nefret etsin, sevilen her zaman sevenin dostudur,” denilebilir. Çünkü analar ve babalar, yeni doğan çocuklarını da sevmektedir. Bu bize, dostun sevilen olduğunu gösterir. Ama öte yandan, bizi sevmeyeni, bizden nefret edeni sevince, bize dost olmayanın, hatta düşman olanın dostu olabiliriz. Bize nefreti olmayandan, hatta bize dost olandan nefret edince de, düşmanımız olmayan bir insanın, hatta bizi seven bir insanın düşmanı olabiliriz. Demek ki, ne seven dosttur ne de sevilenler.

Şairin “Tanrı benzeri benzerine sürer” dediğine bakılırsa, dostluk benzerler arasında olacaktır. Görülen şey ise, kötü bir insana yaklaşan bir kötünün ondan nefret ettiği, ona düşman kesildiğidir. Çünkü kötünün işi kötülük etmek, haksızlık etmektir. Öyleyse, şairin söylediği sözün yarısı doğrudur; ve dostluk, yalnız iyiler arasında olur. Böyle olduğu görülünce de, “İyinin iyi ile dost olması benzerliklerinden değil, iyi oluşlarındandır” demek zorunda kalınır.

Şu var ki, iyi olan bir kimse, iyilikten yana kendisine yeter; başkasına muhtaç değildir. Muhtaç olmayınca onu aramaz. Aramayınca sevmez. Sevmeyince de dostluk olmaz. Bundan başka, eskilerin söylediğine göre, benzer benzeri ile geçinemezmiş. Çömlekçi çömlekçiye, şair şaire, dilenci dilenciye düşman olurmuş. Birbirine benzemeyenlerin ise, canciğer oldukları görülürmüş. Fakir zenginin dostu olur, ondan yardım beklermiş. Bilmeyen bileni arar ve severmiş. Bu da, kurunun yaşı, soğuğun sıcağı, boşun doluyu ve dolunun boşu araması gibiymiş. Her şey karşıtı ile beslenirmiş.

Fakat asıl dostluğun karşıtlar arasında olduğu kabul edilirse, düşmanlık dostluğun karşıtı olduğu için “Sevmeyen sevenin, seven sevmeyenin dostudur,” demek gerekecek; doğrunun dostu eğri, ölçülünün dostu ölçüsüz olacaktır. Buna da kimse inanmayacaktır.

Bu durumda “Mademki benzerler benzerlerin, karşıtlar karşıtların dostu olamıyor, öyleyse iyiye dost olan ne iyi ne kötüdür,” diye düşünülebilir. Eski bir söze uyularak, insanın güzelin dostu ve güzelin iyi olduğu öne sürülebilir. “Hekim hastalık yüzünden arandığı gibi, ne iyi ne kötü olan, bir kötülük yüzünden iyinin dostudur,” denilebilir.

Saçlara biraz üstübeç sürüldüğü zaman, onlarda beyazlık vardır, ama saçların kendisi beyaz değildir. Ancak ihtiyarlıktan gelen katıldığı zaman da, o varlık ya kötüleşir ya kötüleşmez. Kötüleşirse, artık iyiyi isteyemez ve sevemez. Kötüleşmezse, bu kötü ona iyiyi aratır. O halde “Dost, ne iyi ne kötü iken, bir kötülükten dolayı iyi olmak arzusuna düşendir” ve “Hasta hekimi hastalık yüzünden, sağlığa kavuşmak için sevdiği gibi, ne iyi ne kötü olan, kendisine düşman kötü bir şey yüzünden ve kendisine dost iyi bir şeyi bulmak için iyinin dostudur,” sözü yerindedir.

İlk bakışta böyle olmakla beraber, düşünülecek olursa, bu görüş değişecektir. Çünkü sevdiğimiz şeyi bir başka şey için sevmek, bizi bir şeyden bir başkasına götürür. Sonunda da, artık bir başka sevilen şeye geçemeyeceğimiz bir ilkeye varılır. Gerçekte sevilen de bu ilkedir ve sevilen bütün öteki şeyler, bu ilkeye ulaşmak için sevilmiştir. Onlar asıl sevginin birer gölgesidir. Bir baba için, oğlunun tedavisinde kullanılacak şarap da o şarabın konduğu testi de değerlidir. Yalnız balçıktan yapılmış kabın değeri oğlunun değeri ile bir değildir.

Konuya bu açıdan bakan bir insan için, sevdiğimiz başka bir şeyi kendisinde aradığımız bir dost, dost değildir. Bizim asıl sevdiğimiz iyinin kendisidir. Yani diğer dostluklarda, sevilen başka bir şey sevilmektedir. Gerçek dost ise, bunun tam tersine, bir düşman gözetilerek sevilmektedir.

Ama acaba dostluk için düşmanlığın, yani kötülüğün bulunması şart mıdır? Düşman ortadan kalkınca, dostun dost olmaktan çıkacağı doğru mudur? Bilindiği gibi, insanın açlık, susuzluk ve bunlara benzer bazı iştahları vardır. Bu iştahlar da bazen yararlı bazen zararlı, bazen de ne yararlı ne zararlıdır. Kötülük ortadan kalkınca, kendiliğinden kötü olmayan şeylerin de kalkması gerekmez. Öyleyse,kötülük ortadan kalktığı zaman dostluk niçin kalksın? Ve niçin dostluğun asıl nedeni arzu olmasın?

Arzu duyan, âşık olan bir insan, arzuladığı şeyi sevmezlik edemez. Arzu eden, eksikliğini duyduğu bir şeyi sever. Bir eksiği olan kimse, o eksiğin, o ihtiyacın dostudur. İhtiyaç duyulan şey, insanın eksikliğini tamamlayan şeydir. Demek ki, aşkta, dostlukta ve arzuda, insan kendisine uygun geleni sevmektedir. Bu kanıya varılınca da, “İnsan kendi tabiatına uygun geleni ister istemez sever, candan seveni, sevgilisi de mutlaka sever,” denilebilir.

Belki bu sözü duyanlar, önce onu çok beğenecek; fakat dikkat edenler, bu sözün “Benzer ile uygun bir şey midir? Yoksa ayrı şey mi?” gibi bir sorun yarattığını ve işi büsbütün anlamakta gecikmeyeceklerdir. Çünkü, uygunla benzeri bir tutmak, daha önce benimsenmeyen bir görüşe, dostun dosta benzerlikten dolayı dost olduğu görüşüne dönmek demektir. Benzer ve uygun ayrı şey sayıldığı zaman da, iyinin herkese uygun, kötünün herkese aykırı veya “İyinin iyiye kötünün kötüye, ne iyi ne de kötünün de ne iyi ne kötüye uygun olduğu” söylenebilir ki, bu da yine benimsenmemiş bir dostluk görüşüne dönmek anlamına gelir. Çünkü o zaman, iyi iyinin, kötü kötünün, eğri eğrinin dostu olabilir.

Ya söylenenlerden hiçbir sonuç çıkmadığı, hepsinin gelip bir çıkmaza dayandığı görülünce ne olur?

O zaman insan büsbütün şaşırır ve “Anlaşılıyor ki bu işin içinden çıkılamayacaktır,” demek zorunda kalır.


Kaynaklar:

  1. Eflatun, Lysis, çev. Sabahattin Eyüboğlu, MEB yy. 1943/1989
  2. Platon, Lysis, çev. Furkan Akderin, Say yy. 2013
Hulusi Akkanat
+ Son Yazılar