“Ve Nuh Allah’ın kendisine emrettiği her şeye göre yaptı.” [1]
Tora’nın ifadelerine göre Tanrı, Nuh zamanında insanların itaatsizliklerine kızması nedeniyle yeryüzüne bir tufan indireceğini söyler. Bunun için kendi döneminin kâmil bir zâtı olan Nuh’u, bu kararını kavmine tebliğ etmesi konusunda görevlendirir. Zira tufan geldiğinde yeryüzünde yaşayan hiçbir can kalmayacaktır. Ancak Nuh’un çağrısına uyanlar müstesnadır. Tebliğine binaen Nuh’un görevi bir gemi inşa etmek ve bütün hayvanlardan birer çift olarak içine yerleştirmek olur. Tora, Nuh’un kendi ailesinden başka kimsenin bu davete icabet etmediğini kaydeder. Nuh da kendisine emredildiği üzere gemiye hayvanları birer çift olarak yerleştirir. Ve tufan geldiğinde geminin kapıları kapanır. Kapılar bir daha kırk günün sonunda, arzda geminin içinde bulunanlardan başka hiçbir canlı kalmadığında açılır. Arz, Nuh’un üç oğlu ve onların eşlerinden doğan çocuklarla yeniden dolmaya başlar.
Ortodoks din görüşüne göre bu efsane bir mucizenin tarihi aşarak gelen aktarımıdır. Diğer yandan inisiyasyona dâhil olanlar bilirler ki hayvanları gemiye almak, insanın huy ve davranışlarını kontrol altına almakla, yani nefs terbiyesiyle ilgilidir. Tora’daki ilgili bölüm bu anlayışa göre okunduğunda, Nuh’un bir hiyerofan veya mürşit olduğu sonucuna ulaşılacaktır.
Nitekim tasavvuf ıstılahında hayvanların insanî huyları, karakterleri temsil ettiği beyan edilmiştir [2]. Tevhidî anlayış, evrim teorisinden ayrılarak kemâlat zincirini sırf düşünceden başlatır. Böylece evrim teorisinin şartlar ve tesadüflere bağlı olarak açıkladığı birçok hususu, başlangıçtaki “ol” emrinin tecelli ve tezahürleri olarak yorumlar [3]. Bu emir varoluşun teorisini içermektedir. Varoluş, vücûdun (varlığın) kaynağı olan zâtın tahayyülünden ibarettir. Böylece evrim teorisi kemâli ararken, tasavvuf kemâle geri dönebilmenin yolunu aramaktadır. Bu nedenle evrim teorisinde bir kemâlin (erek) bilgisi yoktur, tasavvuf ise kadim olanın yeniden keşfini esas alır [4].
Buna göre tasavvuf arı düşünceden beşeri teşekküle kadar olan sürecin tamamını bir bütün olarak kabul eder. Velhâsıl ne bir hayvanın, ne bir nebatın, ne güneşin, ne gezegenlerin, ne de en ufak bir zerrenin, hatta giderek bir hidrojen atomunun dahi insan tanımının dışında kalabileceğini belirtir [5]. İnsan kevn-i kâinatın özü ve özetidir. Bu bütünlük içinde dünyevi tecessümlerin her biri, insanı temsil eden bir remz ile göstermişlerdir. Örneğin, İmam Gazali insanî sıfatların özüne kalbi koyar ve kalbin kendini bilmenin aracı olduğunu, insanın bâtınında olan sıfatlarının hayvanlara, yırtıcı hayvanlara, şeytanlara ve meleklere ait olan sıfatlar olduğunu bildirir [6].
Nuh’un öyküsünde gemiye alınan hayvanların remzî sûret taşıdıkları muhakkaktır. Bu hayvanların sûfilerin dile getirdiği üzere insanî sıfatlar olduğu kabul edildiğinde Nuh’un gemisi farklı şekillerde yorumlanacaktır. Örneğin, bu gemi itikâf hücresi olarak kabul edilebilir. Zira Nuh ve ailesi içinde kırk gün kalmışlardır. Tarikat cihetinden dergâh olduğu, sosyolojik açıdan aile, biyolojik açıdan beden, ruhbilim açısından nefs (psişe), mânevi açıdan ilim ve tefekkür vs. olduğu söylenebilir. Buna göre gemiye alınan çift hayvanların da biyolojik açıdan melekler (otonom ve somatik sinir sistemi) olduğu, ruhbilim açısından huylar (çelişkilerle gelişen karakter) olduğu, tefekkür açısından karşıt kavramlar (diyalektik) vs. olduğu söylenebilir.
Nuh’un gemisi dinin cennet olgusunu da tasvir etmektedir. İçine, tufanın geleceğine iman etmeyenler alınmamıştır. Tufanın dini terminolojide ölüm olgusunu tasvir ettiği söylenebilir. Bu anlamda Nuh’un tebliği ölümün her insanı bulacağı yönündedir. Bu yoruma göre iman etmek tevekkül etmektir. Tevekkül eden mümin, gemiye alınan çift hayvanla da remz edilmiştir. Zira hayvanlar insâni fiiller olarak da kabul edilebilir. Böylece bu çift zahir–bâtın çiftidir. Ahirete iman, salih amelle sabit kılınmıştır. Sulh üzere amel etmeyenin ahireti salâh üzere olmayacağı anlamındadır.
Yine bu gemi rahmâniyet açısından bir annenin rahmine benzetilebilir. Meni içindeki kromozom çiftleri, rahim gemisine binerler. Bu hayvanların sadece seçilmiş olanları gemiye alınır, geri kalanı ise helâk olurlar. Veya denilebilir ki, hayvanlar cinsleri ile var olduklarından, hayatiyetlerinin esası cinsin sürekliliğidir. Cinsin bir üyesi içeri girdiğinde, aslında tümü içeridedir. Böylece diyebiliriz ki rahime inen tufan cinsel münasebetten ibarettir ve bugün dahi beşerî bedenler dünyaya bu tufanın ardından doğmaktadır. Yani gebelik annenin vücudundan gerekli olanları alarak hayatını korur. Buna göre anne tufan öncesi nesli, bebek tufan sonrası nesli, gemi bebeğin bedenini ve hayvanlar rahmandan aldıklarını temsil eder.
Nuh’un öyküsünde kendi inşa ettiği geminin kapısı kapatılmıştır. Bu kapanma bir olgu olarak kabulün ve reddin ifadesidir. Zira kabul görenler gemiye alınmış, kabul görmeyenler dışarıda bırakılmıştır. Nuh’un kendi ferdiyeti açısından dışarıda bıraktıkları kendinde gördüğü olumsuz huylardır denebilir. Gemiye aynı cinsin bütün hayvanları değil, ama çoğalmayı sağlayacak kâmil olanlarından ikişer adet alınmıştır. Bunlar rastgele hayvanlar olmayıp, Tanrı’nın emriyle gemiye gelen hayvanlardır [7]. Bu hayvanlar, öyküde hayvan ile remz edilen hakikatin kemâline işaret ederler.
Nuh’un tebliğe biat etmeyenlere karşı aldığı tavır farklı mertebelerde yorumlanabilir. Nuh’un kendini halktan ayırması, nefsini olumsuz huylarından arındırması, aklını imgelerden (tenzih), düşüncesini olaylardan arındırması (hadesten taharet) vs. olduğu söylenebilir. Geminin kapanan kapısına inisiyasyon bağlamında mürşidin nazarını esirgemesi, uzlete çekilmek, kelâmı sırlamak, öğretiyi gizlemek, kitabı mühürlemek gibi anlamlar yüklenebilir. Ayrıca mürşidin kapattığı kapı rabıtanın kesilmesi olarak da yorumlanabilir. Kapıyı kapatan mürşit değildir. Talip, tahayyülündeki Rabbe kapıyı kapattırır. Kapıyı kapatan talibin ahlâkıdır.
Böyle olduğunda Nuh’un dininin uzlet dini olduğu, taliplerinin de halkın içinde huzur bulamayıp dünyadan el çeken ve kendi içine dönen dervişler olduğu anlaşılır. İncil’de ise İsa dönüp Nuh’un zamanındaki acı çeken ruhları zindandan kurtarır [8]. Nitekim Nuh ile İsa’nın dinleri birdi. Fakat Nuh’un hücresinden çıkmak kabil değildi, İsa’nın dininde ise hürriyet vâki oldu.
[1] Sefer Tora, Tekvin 6:22
[2] Mevlâna Celâleddin, Mesnevî 210, 495, 1080. Soyalı Bâli Efendi 7 Makam 7 Nefs Sadr Makamı Vakıalarının Tabiri (sayfa 21) buna örnek olabilir.
[3] İbn Arabî, Şeceretü’l Kevn 1. Bölüm
[4] İbn-i Arabî’ye göre “insan” kelimesi unutmak anlamındaki nisyan kelimesinin öznesidir. Buna göre hakikat bilinmez değildir. Zira unutulmuştur, yeniden keşfedilmelidir. Bu ifade Platon’un idealar kuramıyla örtüşür.
[5] Metin Bobaroğlu, Bir Dilde Bin Kelam 10. Bölüm
[6] İmam Gazali, Kimya-ı Saadet “Beden kalbin ülkesidir… Kalb ahiret için yaratılmıştır. Allah’ı tanımak ise onun yarattıklarını bilmekten geçer. İnsanın bâtınında olan sıfatların genel hayvanlara, bazısı yırtıcı hayvanlara, bazısı şeytanlara ve meleklere ait olan sıfatlardır. İnsan bunların hangisinden olduğunun farkına varmalıdır. İnsan bunu bilmezse doğru yolu bulamaz. Bu sıfatların her birinin gıdası farklıdır. Hayvanın gıdası yemek, uyumak ve çiftleşmektir. Yırtıcı hayvanların gıdası parçalamak, saldırmak ve öldürmektir. Şeytanların gıdası aldatmak, hile ve kötülük yapmaktır. Meleklerin gıdası Allah’ın cemalini müşahede etmektir. Hırs, hayvan ve yırtıcı hayvan sıfatları melekliğe çıkan yol değildir. Eğer sen aslında melek cevheri isen Allah’ı tanımaya uğraş ve kendini o cemali müşahede edecek hale getir. Kendini öfke ve şehvetin elinden kurtar ve bu hayvan sıfatlarının sende niçin yaratıldığını anlamaya çalış.
[7] Sefer Tora, Tekvin 6:20
[8] İncil-i Şerif, I. Petrus 3:19-23