Edvard Munch’un Umutsuz İnsanları

Bu yazı 29 Şubat 2008 tarihinde lebriz.com web sitesinde yayımlamıştır.

Acı, aşk,
insan ilişkileri, melankoli, hastalık ve ölüm… İnsanın ruhsal ve fiziksel
hayatını belirleyen ana etkenlerdir. Çocukluğunda ailesindeki bireylerin
hastalıklarına ve ölümlerine tanık olan Norveçli ressam Edvard Munch’un
(1863-1944) ömrü boyunca unutamadığı bu durumlar onu fazlasıyla etkiledi ve
sanatına yön veren unsurlar oldu. Babası doktor olan ressam, din adamlarının,
subayların ve öğretmenlerin olduğu bir burjuva ailesinde dünyaya geldi. Annesi
ve kız kardeşinin veremden ölümünün ardından sarsılan bunalım içindeki babası
odasına girip saatlerce dua ederdi. Munch o günler için 70. doğum gününden
sonra “Hastalık, delilik ve ölüm beşiğimin başucunda nöbet
bekleyen ve ömrüm boyunca yanımdan ayrılmayan kötü meleklerdir,
” diye
yazar.

1889
yılında Christania’da açılan ilk sergisi sonunda aldığı bir bursla gittiği ve
üç yıl kaldığı Paris’te Manet, Gauguin, Seurat ve Van Gogh gibi ressamları
keşfetti. Evrensel Sergi için Paris’te bulunduğu sırada babasının ölümü
nedeniyle büyük bir depresyona girdi. 1892 yılında Berlin’de 50 çalışması
sergilendi. Ancak üslubuna karşı gelişen tepki nedeniyle sergi bir hafta sonra
kapatıldı. Almanya’da kaldığı yıllarda aşk ve ölüm korkusu temalarının yer
aldığı “Hayat Frizi” serisini oluşturdu. İnsanların neşeli, acı
ve umutsuzluk içinde gösterildiği “Hayat Frizi”nin tamamı 1902
yılında Berlin’de sergilendi. 1908 yılında bunalım geçirerek altı ay hastanede
yatan sanatçının Alman müzelerindeki resimlerinin bir kısmı 1937’den sonra
Naziler tarafından yoz sanat olarak nitelendirilmiştir.

1892
tarihli “Karl John Akşamı”nda Oslo’nun ana caddesinde yalnızlığı, dışarıda
olmayı ve kaygıyı gösterir. Ezici yönüne tanık olduğumuz kalabalık kaldırım
boyunca seyirciye doğru yürür. Burjuvaya özgü yüksek şapkalar takan erkeklerin
ve şık başlıklı kadınların açılmış gözleriyle şaşkın bir ifadeleri vardır.
Mensubu oldukları sınıfın kurallarının ve baskılarının esiri olmuşlardır. Cadde
kenarındaki parlamento binasının aydınlık olması ve pencerelerinin parlaklığı
sahneye hâkimdir. Kaldırımda yürüyen kalabalığın ters yönüne doğru giden yalnız
figürle ilgili olarak Munch günlüğünde “Yanından geçenler ona tuhaf bir
şekilde bakıyorlardı. O ise sönük akşam ışığında gözlerini dikerek kendisine
bakmalarını anlayabiliyordu. Bazı düşüncelere dalmaya çalıştıysa da başarısız
oldu. Kafasının içinde boşluktan başka bir şey yoktu. Bir kez daha geçenler
onun yolundaydı, baştan aşağıya titriyordu ve ter içinde kalmıştı,
” diye
yazmıştır. Aslında bu yazdıkları kendi başından geçen bir durumdu. Ters yöne
gitmesi ve yalnız olması kalabalığı reddettiğini, uzak durduğunu ve içlerinde
yer almak istemediğini gösteriyor. Bu ayrı durma resme hüzünlü ve melankolik
ifade kazandırıyor.

Önemli
çalışmalarından biri olan “Madonna”da* çıplak bir figürle
karşılaşırız. Rahat bir pozdaki figürün bir kolu havaya kalkık ve başının
arkasını tutarken diğer kolu belinin arkasına bükülüdür. Kadının siyah saçları
ve arka planın girdaplı hali sıkıntılı bir ruhu yansıtır. Başının üzerindeki
kırmızı halenin hilal şekli kaşlarda da görülür. Ressam halenin ‘yaşamla ölüm
arasında bir bağ’ olduğunu düşünüyordu. Yüz hem güzel hem de dünyanın
acılarıyla doludur ve ölümü simgeler. Vücudun bölümlerinin geometrik biçimde
sadeleştirilmesi etkiyi artırır. İç dünyanın dışavurumunu, ruhsal durumu,
fırtınalı duyguları ve gizemli duygusallığı abartılı renklerle verir Munch.
Karamsarlığını karşıdan görülen solgun yüzlerle ve sanrılı ifadelerle belli
eder.

Üzerinde
en çok konuşulan resmi 50’den fazla gravürü olan “Çığlık”tır. 1893 tarihli ilk
çalışma renklidir. Körfez, küçük yelkenli gemiler ve resmi çaprazlama kesen
parmaklıklı köprü, sahnenin kuzey sahilinde olduğunu gösterir. Munch 1892
yılında hastalığı sırasında yazdığı günlüğünde bu sahneden söz eder; “İki
arkadaşımla güneşin batışında yürürken aniden gökyüzü kahverengiye dönüştü.
Durdum, hissizleştim ve bir parmaklık üzerine dayandım. Kentin ve mavi fiyordun
üzerinde ateşin dili ve kan vardı. Arkadaşlarım yürümeye devam ettiler ben ise
hala orada korkuyla titreyerek kalakaldım ve doğanın içinden gelen sonsuz
çığlığı duydum.
” Munch, Dostoyevski ve Kierkegaard okurdu. Kierkegaard’ın
şu pasajından etkilenmiş olmalı: “Ruhum öyle ağır ki hiçbir düşünce artık
onu yükseltemez ne de kanat vuruşlarım onu sonsuzluğun içine çekemez. Herhangi
bir şey onu kımıldatmazsa sadece yeryüzünde kalır, fırtınadan önce alçakta uçan
bir kuş gibi. Ezicilik ve kaygı iç dünyamın üzerine çöküyor.
” Amerikalı
sanat tarihçisi Robert Rosenblum, Munch’un ölü kafaları için Paris L’Homme
müzesindeki bir Peru mumyasını model olarak aldığını öne sürmüştür. Korkunç bir
şeyler sonrasındaki heyecanın ve insana özgü içsel bunalımların sembolik bir
görünümü olan resimde ön plandaki figür başını elleri arasına almıştır. Yüz
çarpıtılmış, karikatürize edilmiştir ve bir kafatasını andırır. Gözler dik, yanaklar
oyuk, ağız sonuna kadar açık ve bağırır durumdadır. Yılankavi figürün diğer iki
figürden uzakta ve tek başınalığı yalnızlığını simgeler. Bütün çizgiler çığlık
atan başa doğru akıyor. Resim varoluşun acımasızlığını, insanın umutsuzluğunu,
mutsuzluğunu, korkularını ve çaresizliğini çarpıcı bir şekilde veriyor. Renkler
figürün kaygılarını daha da vurguluyor. Fırtına öncesi sessizliği işaret eden
gökyüzünün kırmızı ve sarıyla dalgalı görünümüne karşılık deniz açık renkle,
kara ise koyu mavilerle oluşturulmuştur. Çığlık atan figürde ve köprüde toprak
renkleri hâkimdir. Dalgalanma resme hareketlilik kazandırır.

Figürlere
melankolik bir görünüm veren ‘elleri başın üzerinde tutma’ Munch’un pek çok
resminde görülür. 1894 yılında yaptığı “Melankoli”de düşünceli bir şekilde
oturan erkek figürü** yer alır. 1891-1910 yılları arasında
melankoli adını verdiği beş ayrı resim yapmıştır. Figüre istediği ifadeyi tam
olarak verememiş olması tekrar bu konuya dönmesine neden olmuştur. Resmin ön
kısmında deniz kıyısında bir kayanın üzerinde denize dönük oturan siyah giysili
figürün eli çenesine dayalıdır. Saçı miğfer gibidir ve başı eğiktir. Düşünceli
ve üzgün yüzü geometrik olarak sadeleştirilmiştir. “Hayat Frizi” serisi
içinde yer alan bu resimde de deniz dalgalıdır. Uzaklarda geometrik ağaçlar ve
küçük bir iskele üzerinde küçük lekelerle oluşturulmuş birkaç insan figürü
seçilir. Gökyüzü tüm resmin genel havasına uyarak hareketlidir. Ağaçlar ve
deniz yatay ve düşey hatları oluşturur. Buradaki figür çektiği aşk acısı
yüzünden melankoliktir. Denize bakarkenki dalgınlığı aslında denizi
görmediğini, kafasındaki düşüncelerle boğuştuğunu izleyene belli eder.

Munch’un
başını elleri arasına alan bir erkek figürünün yer aldığı diğer
resmi “Küller”dir. Resmin kuruluşu bir sahne dekorunu andırır. Sol ön
planda siyahlar giyinmiş bir adam kederlidir ve çaresizlik içinde eğilmiştir.
Munch bu tür figürlerine siyah giysiler giydirip ifadeyi daha da vurucu hale
getirir ve güçlendirir. Genellikle erkek figürler koyu giysiler içindeyken
kadınlar beyaz ve açık renk giysilidirler. Yine erkekler koyu renk saçlı
kadınlar ise kızıl veya sarı saçlıdır. Kompozisyon seyirciye dönük ve neredeyse
sahnenin ortasındaki ayakta duran kadının egemenliğindedir. Uzun beyaz
giysisinin düğmeleri açıktır ve kırmızı iç giysisi görülür. Kollarını başının
üzerinde birleştirmiştir. Uzun saçları sırtından ve omzundan aşağıya sarkar.
Hatta adamın başı ve arkasını akıcı bir şekilde çevreleyen bir çizgiye dönüşür.
Bununla iki figür arasındaki bağı belirtiyor olabilir. Kadının yüzünde buz gibi
bir ifade vardır. Gözleri açıktır. Geride başlayan karanlık ormanlık alanda çam
ağaçlarının ince gövdeleri görülür. Resimdeki en tuhaf detay kompozisyonun ön
planında ve erkek figürünün yan kısmını çevreleyen sigara haline gelen kütüktür.
Kadının yan kısmında ise içinde izmaritler bulunan bir küllük vardır. Küllük
burada aşkın bitişini sembolize eder. Bir aşk macerasının, ateşin korları gibi
yavaşça sönen tutkunun sona ermesi olarak yorumlanabilir. Kadının yüzü, arkası
dönmüş erkek profili ve jestler Beckett’in küllere metafizik anlamlar yüklediği
oyunlarındaki sahneleri andırır.

Umutsuz
bir erkeğin kederli durumunun gösterildiği bir başka resim “Ayrılış”tır.
Burada eliyle kalbini tutan ve parmaklarının arası kanlı, siyah giysili ve
siyah saçlı bir erkek ağaca yaslanıyor. Sarı, uzun saçlı, yüzü belirsiz bir
kadın da erkeğe sırtını dönmüş yürüyüp gidiyor. Saçının bir kısmı dalgalanmış
ve erkeğin başının üzerine kadar uzanmıştır. Erkek figürünün yüzündeki
melankolik ifadeden, duruşundan ve siyah kıyafetinden bu ayrılıktan en çok acı
duyanın o olduğu anlaşılır. Kadın ise son derece umursamaz bir görünümde başı
dik bir şekilde yoluna devam ediyor. Kalbi kırılmış üzgün adamın artık onun
için önemi olmadığı açıktır. Resimde renkler dramatik ifadeyi güçlendiriyor.
Bir erkek ve bir kadın figürleriyle oluşturulan sahneye “Yalnız
Birileri”nde de rastlarız.*** Caspar David Friedrich’in
resimlerindeki gibi iki figür arkadan gösterilmiştir. Kadın erkekten birkaç
adım öndedir ve sarı saçlı, beyaz elbiselidir. Erkek ise yine tüm Munch
resimlerindeki gibi siyah saçlı ve siyah giysilidir. Başı eğik, elleri
ceplerinde ve bacakları birbirinden ayrıktır. İlerideki manzarayı seyrederler
ancak aralarında bir kopukluk söz konusudur. Resimde durgun ve sessiz bir atmosfer
vardır. Friedrich’in “Ay’ı Seyreden Adam ve Kadın” adlı resminde kadın adamın
yanındadır ve elini adamın omzuna koymuştur. Burada ise deniz kenarındaki
uzaklara bakan kadın kendi dünyasında gibidir. Bir kolu dirsekten bükülüdür.
Munch figürlerini ve manzaralarını kalın ve açık fırça darbeleriyle
çevrelemiştir. Bunun nedeni resimlerin yüksekte asılı olduklarında ve uzaktan
bakıldığında etkisini kaybetmemesi içindir.

Munch hem
kendisi yalnız, ruhsal acılar çekmiş, varoluşu, dünyadaki yerini ve görevlerini
sorgulamış, insanın çaresizliğini duyumsamış hem de bu durumları resimlerine
başarılı ve etkileyici bir biçimde yansıtmıştır. Korkularının, hastalıkların
ona kılavuz olduğunu belirten sanatçının iç sıkıntıları ve onda bıraktığı
etkileri resimlerinde sık sık konu olarak yer almıştır. Anlayış olarak
sembolist olsa da konu seçimi, yoğun renk kullanımı ve anlatımı güçlendirmek
için çarpıtılmış figürleri nedeniyle dışavurumcudur. Bu özelliklerle birlikte
hayatın sadece güzel ve göze hoş gelen yanlarını değil olumsuz taraflarını da
gösterdiği için Munch’un Alman ekspresyonistleri üzerindeki etkisi büyük
olmuştur.


Notlar:

* 1893-1902 yılları arasında bu konunun pek çok versiyonu üzerinde
çalışmıştır.

** Munch’un kendisi ya da diğer resimlerinde de görülen arkadaşı Jappe
Nilssen’dir.

*** Bu konuyu birkaç kez yeniden ele almıştır.


Kaynakça:

Bischoff, Ulrich, Edvard Munch,

Benedikt Taschen, Köln, 1993.

Cassou, Jean, Sembolizm
Sanat Ansiklopedisi
, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1987.