Psikoloji’de Umut

Literatürde umut kavramı farklı biçimlerde tanımlanmaktadır. Romero (1989) umudu hedefe ulaşma beklentisinin duygusal öğesi olarak tanımlar. Larsen, Edey ve Lemay ( 2007) umutla ilgili yapılan ve umudun çok boyutlu olduğunu gösteren tanımlardan çıkan özellikleri şöyle özetler: Onlara göre umut dinamiktir, umutsuz yaşamın amacı ve anlamı olmayacağı için yaşamın temelidir, geleceğe odaklıdır, kişisel olarak anlamlıdır ve öznel olarak anlaşılabilir, amaç yönelimlidir. (Owen)

Filozof Gabriel Marcel’a göre umut insanda varoluş duygusunu oluşturur, kişinin yabancılaşmasını engeller ve kendini gerçekleştirme yönündeki kararlılığına yol açar. Diğer yandan Friedrich Nietzsche umuda karamsar yaklaşmış ve umudun insanın yaşadığı eziyetin süresini arttırdığını belirtmiştir. Erik Erikson’a göre umut, kişinin isteklerini elde edebileceğine ilişkin kalıcı bir inançtır. Staats’a göre ise istekler ve beklentiler arasındaki etkileşimdir. Kant, Hume gibi filozoflar ise umudu insan doğasında var olan bir duygu olarak ele almışlardır. (Curun)

Umut, istemek, istekleri gerçekleştirmek için yeni yollar bulmak ve vaz geçmemektir. Bu nedenle yaşamda karşılaşılan güçlüklerle baş etmede, olumsuz koşulları iyileştirmede ve hayalleri gerçek kılmada umutlu olmak çok önemlidir (Fromm, 1868)

Umut, daha büyük bir canlılık, daha büyük bir duyarlılık ve akıcılık sağlamak yönünde gerçekleştirilmek istenen her toplumsal değişimin, belirleyici öğesidir. Ne var ki, umudun doğası çok kez yanlış anlaşılmıştır. Umudun nesnesi bir şey değil de, daha dolu bir yaşam sürmek, daha büyük bir canlılık içinde bulunmak, o sonsuz sıkkınlıktan kurtulmak olduğunda, ya da din bilimsel açıdan bakarsak, günahlardan arınma, ya da siyasal açıdan devrime kavuşmak olduğunda mı gerçek anlamda umut etmiş olunur? Aslında bu türden beklentiler, umut etmek anlamını taşıyabilir ama beklentilerde edilgenlik varsa ve umut, el etek çekmenin, teslimiyetçiliğin bir bahanesi oluyor, yalnızca bir ideoloji haline gelinceye dek beklemek şeklinde kendini gösteriyorsa, umut etmekten söz edilemez. (Fromm)

Umut, kendi içinde çelişkilidir. Ne edilgin bekleyiştir, ne de gerçekleşmesi olanaksız koşulların gerçekçi olmayan bir şekilde zorlanmasıdır. Umut etmek demek, henüz doğmamış şey için her an hazır olmak, ama doğumun, bizim yaşam sürecimiz içinde gerçekleşmemesi halinde umarsızlığa, umutsuzluğa düşmemek demektir. Zaten var olan ya da hiçbir zaman var olmayacak olan bir şeyi umut etmenin anlamı yoktur. Umutları zayıf olanlar, ya vurdumduymazdırlar ya da şiddete eğilim duyarlar. Umutları güçlü olanlar, yeni yaşamın tüm belirtilerini görür, bundan sevinç duyarlar ve doğurmaya hazır olan şeyin varlık kazanmasına yardımcı olmaya her an hazır bulunurlar. (Fromm)
Umut etmek, bir var olma durumudur. Yoğun, ancak henüz harcanmamış etkin olma durumunun içsel olarak hazır olmasıdır. Umut, yaşamaya ve büyümeye eşlik eden, onunla birlikte bulunan bir ruhsal öğedir. Umut yok olduğunda, yaşam olgusal ya da gizil (potansiyel) olarak sona ermiştir. Umut, yaşamın doğasında, insan ruhunun dinamiğinde var olan bir öğedir. (Fromm)

Umutla yaşayan yalnızca birey değildir. Uluslar ve toplumsal sınıflar da umut, inanç ve direnme güçleri sayesinde yaşarlar. Eğer bu gizil gücü yitirirlerse, ya canlılıktan yoksun olmaları nedeniyle, ya da geliştirdikleri akıl dışı yıkıcılık nedeniyle yok olurlar. Burada şu olguyu gözden kaçırmamak gerekir: Bir bireydeki umudun ya da umutsuzluğun gelişmesi, büyük ölçüde onun ait olduğu toplum ya da sınıfta umudun ya da umutsuzluğun varlığı ile belirlenir. Bir bireyin umudu çocukluğunda ne denli kırılırsa kırılsın, bir umut ve inanç dönemi içinde yaşadığında, kendi umudunun kıvılcımları canlanacaktır. Öte yandan, deneyimleri onu umutlu olmaya götüren kişi, çoğu kez toplumu ya da sınıfı umutluluk havasını yitirdiğinde umutsuz ve kederli olma eğilimi gösterecektir. (Fromm)

Umut, psikolojik belirtilerin azalması, psikolojik sağlamlığın artması ve bireyi engellerden ve geri dönüşlerden koruyucu işlevleri ile yaşam kalitesini artırıcı bir öneme sahiptir. (Snyder, 2002) Snyder (2006) Farklı etnik gruplarla yapılan çalışmalarda umut dolu düşünmenin kalıtsal gibi görünmediğini, aksine çocukluktan itibaren öğrenildiğini belirtmektedir. Umutla ilgili ilk bilimsel çalışmalar Frankl (1959) ve Menninger’in (1959) çalışmalarıyla psikiyatri alanında başlamıştır. Frankl, toplama kapmalarındaki kişisel deneyiminden yola çıkarak umudun olmamasının umutsuzluğa ve yaşamın anlamsızlığına yol açtığını ifade etmiştir. 1990’larda umut bireyin istenen amaca ulaşmak için güdülenmesi ve amaca ulaşmak için yollar bulması ile ilgili kapasite algısı olarak ele alınmaya başlanmıştır. (Owen)

 

Snyder’ın Umut Kuramı ve Pozitif Psikolojide Umut

Umut, Snyder’a (1995, 2002) göre bir hedefe ulaşmak için harekete geçirici düşünme (amaca ulaşmaya yönelik güdü ve bilişsel enerji) ve hedefe ulaşma yollarını düşünme (amaca ulaşmayla ilgili farklı yolları dikkate alma) ve planlama olarak üç bilişsel boyuttan oluşmaktadır. Hedef belirleme umudun ilk öğesidir. Hedeflerin yanı sıra, umudun birbiriyle yakın ilişkili olan diğer iki bileşeni hedef yönelik güdülenme ve hedefe ulaşma yollarıdır. (Owen) Snyder, Feldman ve diğerleri umudun amaçlar, alternatif yollar düşüncesi ve eyleyici düşünce olarak isimlendirilen üç bileşenden oluştuğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Snyder umudu bireylerin kendilerini, arzu edilen hedeflere giden yolları üretme, bu yolları harekete geçirme ve sürekli kullanma yeteneğine sahip olarak gördükleri, hedefe yönelik bir düşünce türü olarak tanımlanmıştır. Amaç, bireysel kapasitenin algılanışını yansıtır, öz yeterliliği ve bireyin dünya ile baş etme yeteneğini artırır. (Hendrick, 2002) (Tarhan)

İlk bileşen olan amaç, umut modelinin bilişsel parçasıdır, arzulanan son noktadır ve umutlu düşünmenin dayanak noktasıdır. Umut düzeyi yüksek bireyler daha çok amaç üretir, zorlu amaçlar seçer, bunları gerçekleştirmek için kararlı davranırlar. Snyder’ın umut modelin ikinci bileşeni olan alternatif yollar düşüncesi bireyin normal ya da zorlu koşullar altında arzulanan hedeflere ulaşmak için başarılı planlar yapabilme ve yollar üretebilme kapasitesine ilişkin algısıdır. (Snyder 1997) Üçüncü bileşen olan eyleyici düşünce ise bireyin arzuladığı amaçlara ulaşma sürecinde alternatif yolları kullanmaya başlaması ve sürdürülmesi konusunda kendini ne ölçüde yeterli algıladığıdır. Bu bileşen özellikle engellerle karşılaştığında alternatif yollar üretilmesini sağlar. (Snyder 2002) (Tarhan)

Snyder, Cheavens (2000) umut kavramının yakından bağlantılı olduğu kavramlar arasında iyimserlik, özyeterlilik, kendilik değeri (özsaygı), mutluluk, yaşam doyumu, yaşamın anlamı ve problem çözmeyi ele alır. Umudun psikolojik uyum, başarı, problem çözme ve sağlıkla ilgili olumlu çıktılarla ilişkili olduğu belirtildikten sonra iyimserlikten farklı olduğu açıklar. İyimserlik, harekete geçmeye yönelik iken umudun hem harekete geçmeye yönelik hem de hedefe ulaştırıcı yolları düşünmenin karşılıklı katkısını içerdiğini vurgular. (Owen) Umut insanın merkezi duygusudur ancak birçok kişi umut kavramını “işlerin iyiye gideceği” konusundaki baskın düşünce olan “iyimserlikle” karıştırmaktadır. Ancak umut iyimserlikten farklıdır. Umut, “olumlu düşün” söyleminden ortaya çıkmaz. Umut akıl gözü ile daha iyi bir geleceğe ait yollar görebildiğimizde ortaya çıkan bir duygudur. Umut bu yol boyunca belirli engelleri ve tuzakları kabul eder. Umut bize karşımıza çıkan koşullarla yüzleşebilme ve onları aşabilmemiz için cesaret verir. Bu yönleri ile umut, pozitif psikoloji içerisinde de kendisine ayrı bir yer edinmiştir. (Gündüz)

Seligman (2002) pozitif psikoloji alanını, pozitif öznel deneyimlerini, pozitif kişisel eğilimlerin ve kişinin yaşam kalitesini geliştirmeyi destekleyen programların çalışılması olarak ele alır. Pozitif psikoloji bireye ait olumlu yönlere odaklanır. Öznel düzeyde iyi oluş, hoşnutluk ve tatmin olma (geçmiş), umut ve iyimserlik (gelecek) ve akış ve mutluluk (şimdi) gibi öznel deyimlerin değeri ile ilgilenmektedir. Günümüzde, insanların güçlü yönleri üzerine odaklanan ruh sağlığı çalışmaları pozitif psikolojinin odak noktası haline gelmiştir. Pozitif psikoloji alanında yapılan çalışmalar, psikoloji bilimlerinin geçmişinde hâkim olan yaşamı anlamlı kılan olumlu yönleri görmezden gelen patoloji odaklı yaklaşımlara meydan okumaktadır. En temel amacı, insanın üst düzeyde işlerliğini incelemek, güçlü yönlerini ve potansiyelini ortaya çıkarmaktır. Böylece, insanın işlerliğinin olumsuz yönlere vurgu yapmaktan kaçınarak genel iyilik halini desteklemektedir. Uyumsuz işlevden ziyade uyumlu işleve ve zayıf yönlerden ziyade güçlü yönlere ve yeteneklere odaklanmaktadır. Bundan dolayı pozitif psikoloji riskten ziyade psikolojik sağlamlığı tanımlamayı amaçlar. (Seligman 2000) ( Kızıl) Bireysel düzeyde, sevgi, meslek için kapasite, cesaret, kişiler arası beceri, estetik duyarlılık, azim, bağışlayıcılık, özgürlük, gelecek farkındalığı, maneviyat ve bilgelik gibi olumlu bireysel özelliklerle ilgilidir. Umut psikolojik sağlamlık literatüründe koruyucu faktörler arasında yer almaktadır. Olumsuzluklar içinde insanın hayatta kalabilmesi geleceğe dair bir takım hayaller kurabilmesi, amaçlarına ulaşabilmesi için psikolojik olarak sağlam olması gerekmektedir. (Kızıl)
Ruh ve beden sağlığını güçlendiren, hayata anlam katarak insanın hayatta kalmasını sağlayan umut, pozitif psikolojinin önemli kavramlarından biridir. Bu nedenle pozitif psikolojinin diğer kavramlarıyla örneğin özsaygı, iyimserlik, problem çözme, iyilik hali, yaşam doyumu, liderlik ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilidir. (Tarhan)

Bireyin önceki yaşantılarını gözden geçirdiğinde, gerçekçi hedefler koyduğunu, hedefine ulaşmak için alternatif yollar bulabildiğini fark etmesi geleceğe yönelik yeni hedefler belirlemesini ve bunlara ulaşmak için kendisinde güç hissetmesini sağlar. Bu nedenle öz yeterlik pozitif psikolojinin önemli kavramlarından biri olan umutla yakından ilişkili bir kavramdır. (Tarhan)

 

Gelişim Dönemlerine Göre Umut

İnsan yaşamında çok önemli bir yeri olan umudun, özellikle bir yaş sonrasında hedef yönelimli davranışlarda açık bir biçimde gözlenmesi mümkün olabilmektedir. Umudun gelişimi, aile atmosferi, ana baba tutumları, bağlanma ve yalnızlık ile yakından ilişkilidir. (Yıldız)

Umut, kişinin önceki yaşantılarına bağlı olarak hedefe ulaşabilmek için yollar bulabileceğini görmüş olması, yeni hedeflerle karşılaştığında sonuca ulaşmak için istek duymasını ve yeni yollar bulabileceğine yönelik bir güven duygusunu taşımasını sağlar (Snyder 1996). Snyder (2000), bu yıllardan itibaren hedef belirleme, hedefe ulaşma ve sonunda doyum sağlama deneyiminin yetişkinlikte umudun oluşumunda önemli bir etmen olduğunu vurgular. Ona göre, çocuğun ebeveynleri ile olan deneyimleri umuda ilişkin şemaları oluşumunda önemlidir. (Yıldız)

Snyder, geliştirmiş olduğu umut kuramında, umutlu tutumların gelişiminde anne baba ile kurulan güvenli ve destekleyici ilişkinin kişinin umut düzeyinin oluşumunda önemli olduğunu ifade eder. Dahası, ana babaların öğretme ve model olma rolünü anlatmak adına “koçluk “terimini kullanır. Umut düzeyi yüksek olan çocuklar büyüme sürecinde kendilerini hedeflerine ulaşabilen bireyler olarak tanımlarlar. (Yıldız)

Duygu içeren bir bilişsel mekanizma olarak umudun gelişimi bir öğrenme süreci olarak ele alınabilir. Bu öğrenme süreci ana babalık tutumları, bağlanma ve yalnızlık ile yakın ilişki içerisindedir. Sınırlarını öngöremeyen, kendini değersiz algılayan ve yakın ilişki kurma konusunda sıkıntılar yaşayan bireyler, aynı zamanda umudun temel bileşenleri olan gerçekçi hedefler belirleme, o hedeflere giden yollar üretme ve kendini motive etmede önemli kitlenmeler yaşamaktadırlar. (Yıldız)

Bebeklik Döneminde Umut Kavramı (0-2 yaş) : Umut genel hatlarıyla yeni doğmuş bebeğin, daha yürümeye bile başlamadan önce geçirdiği sürede oluşur. Doğumdan 12 aylık olana kadar duyguların tanımlanması ve algılama, olaylar arası bağ kurma, amaçlar belirleme aşamalı olarak gelişmektedir 12. aydan sonra bebeğin kendini tanıma süreci 24. aya kadar sürer ve 30. ayın sonunda hedef belirleme, hedefi elde etmeyi isteme, hedefe ulaşmak için kendisindeki gücün farkına varma olgunlaşır. (Snyder, 2000)

Umudun gelişimde bakım veren ile güvenilir bir bağ kurmak önemlidir Güvenle kurulan bir bağ çocukları istedikleri hedeflerin peşinden gitme ve güçlenme duygusu verir. (Aydoğan) 

Okul Öncesi Dönemde Umut Kavramı (3-6 yas) : Bu dönem dil becerilerinin geliştiği bir dönemdir. Kelimeler, dünyadaki nesneleri tanımlayabilmek için paylaşılan bir sistemdir. Hedef belirleme ve hedefe ulaşma yollarını bulmada dil kullanılır. Bu nedenle bir okul öncesi dönem çocuğunun filizlenen umutlari dil aracılığıyla inşa edilir. (Snyder 2003) Bu dönemde özellikle hikâyeler ve masallar genç ve şekillenebilir zihinler tarafından daha sonraki dönemlerde kullanılmak üzere saklanabilecek birer senaryo oluştururlar.  Bir okul öncesi çocuk için umut dersinin yapıtaşı, bir kişinin kendi hedeflerinin peşinden koşmasının, hedefine ulaşmak isteyen diğer bireylerle aynı sosyal çevrede olduğu gerçeğinin farkındalığını artırması ile mümkündür. (Snyder 2000) (Aydoğan)

Okul Döneminde Umut Kavramı (7-12 Yas): Okul çağındaki çocuklar kendilerini okumaya yöneltecek becerileri keşfetmeye çalışır. Bir çocuğun yazıyı oluşturan simgesel biçimleri adlandırarak okumaya başlaması bilişsel süreç açısından önemlidir. Umut kuramı açısından bakmak gerekirse, çocuklar çocukluk yıllarından itibaren hedef temelli hikâyelerle karşılamaktadırlar. Bu dönemde çocukların zihinsel kapasiteleri de artar. Bu artış hedef temelli düşünce yapısı üzerinde olumlu bir etki yapar; öyle ki çocuklar net bir biçimde hedefleri ve hedefleri izlenecek yolları hayal edebilirler. Çocukların zihinlerinde umut temelli düşünce yapıları mevcuttur (Snyder, 2000)  Genelde umut düzeyleri yüksek olan öğrencilerin, kendilerini daha popüler, daha mutlu, arkadaş ilişkilerinde daha becerikli, uyumlu olarak algıladıkları tespit edilmiştir. (Aydoğan)

Ergenlik Döneminde Umut Kavramı (13-18 Yaş): Ergenlik döneminde olan kız ve erkekler cinsel olarak olgunlaştıkça, ilişki kalıpları da cinsel kimliklerini keşfetmelerine izin veren tipik ilişki kurma yoluna girer. Ergenlerin kendisi ve gelecek hakkındaki görüşleri ile ilgili bulgular, umut dolu düşünce yapısının, edinilmiş beceri, özsaygı ve kendine değer vermeyle pozitif, depresyon belirtileri ile negatif bir ilişki içerisinde olduğunu ortaya koymaktadır. (Snyder, 1997) Araştırmacılar umut düzeyinin düşük olmasının depresyon belirtileri de artırdığını belirtmişlerdir. Başka bir bulgu da, umut düzeyi yüksek olan çocuklar, ergenler ve genç yetişkinlerin kendilerine dönük olumlu düşüncelere sahip olmalarıdır.

Ergenlerin geleceğe yönelik görüşlerine bakıldığında ise, umut düzeyi yüksek olanların daha iyimser olduğu, hedeflere ulaşmaya çabalarken başarıya daha çok odaklandıkları, yaşama dair birçok amaç geliştirdikleri ve kendilerini ortaya çıkabilecek problemleri çözme yetisini sahip birer birey olarak algıladıkları söylenebilir. Aynı şekilde son zamanlarda yapılan bir çalışma yüksek düzeyde umuda sahip olmanın yaşamda daha net amaçlara sahip olma ile ilişkili olduğunu belirtmektedir. Türkiye’de üniversite öğrencileri üzerinde yapılmış bir araştırmada ise gelecekten umutlu olma, yaşantıdan memnun olma durumu ile benlik saygısı arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Gelecekten umutlu olmanın, bireylerin yaşamla ilgili olumlu bir düşünce ve duygu durumu içinde olduklarını göstermekle birlikte, bireyin kendisi ile ilgili duygu ve düşüncelerinde de olumlu yönde bir değişim yaratabileceği düşünülmüştür. (Aydoğan) (Öner Altınok)

 

Umut ve Yaşamın Anlamı

İnsanın davranışı, umudun ilk bileşeni olan amaca yöneliktir ve umut amaca ulaşmaya odaklanmayı sağlamaktadır. Bu modele göre amaçlar, bireyin arzularından ve yaşam deneyimlerinden çıkarsanmaktadır. Amaçlar uzun ya da kısa vadeli belirlenebileceği gibi gerçekleşmesi kesin olanlar ve gerçekleşme ihtimali düşük olanlar şeklinde de belirlenebilmektedir. Buradaki kritik nokta amacın biri için bir değeri başka bir deyişle, anlamı olması, ulaşılabilir olması ve bir nebze belirsizlik içeriyor olmasıdır. (Snyder, 2002, 2005) Bireyin şu anın güvenli alanından dışarı çıkarak yeni ve belirsiz bir geleceğe doğru yol alması onda kaygı yaratmaktadır. Ancak bu kaygı, düzeyine bağlı olarak, değişimin de ilk sinyalleri olmaktadır. Bireyin kaygısı ile mücadele edebilmesinin en önemli destekçisi ise belirlediği amacın hayatına kattığı niteliktir. Birey amacına yüklediği anlam sayesinde ona ulaşmak için daha fazla çaba sarf etmekle birlikte karşısına çıkan engellerle de daha pratik şekilde başa çıkacaktır. Snyder’a göre burada göz ününde bulundurulması gereken nokta, amacın niteliğidir. Çünkü birey ancak amaçları doğrultusunda yaşama tutunmakta, üretmekte, sorumluluklarını üstlenmekte, bir başka değişle, hayatına amaçları aracılığıyla anlam kazandırmaktadır. (Sarıgül)
Anlam yüklemekle ilgili güçlük çeken bireyler farklı koşulların zaman içinde gerçekleşmesi sonucu meydana gelen amaçlar ve değerleri oluşturmakta zorlanmaktadırlar. Bu durum modern çağın getirdiği bir mekanikleşme süreci ile ilişkili olmakla birlikte her birey de varoluşsal nevroza düşmemektedir. Varoluşsal nevroz, doğrudan doğruya bireyin kendisi ve ne yapacağını bilememe halidir ve ümitsizliği içermektedir. Bu nedenledir ki, yaşam amacı belirleyemeyen ya da varoluşsal boşluğa düşmüş bireyler aslında bir anlamsızlık acısı çekmekte ve depresif bir tutum sergilenmektedir. Yapılan araştırmalar da göstermektedir ki, yaşama yüklenen anlamın depresyon, iyi olma, sosyal destek, fiziki sağlık ile ilişkisi bulunmaktadır. Bu araştırmayı destekleyen bir başka çalışmaya göre de yaşam anlamının düşük olması depresyon ve umutsuzlukla ilişkilendirilmiştir. (Sarıgül)
Umut’un ikinci bileşeni amaca ulaşmada alternatif yollar üretebilme becerisidir. Bu beceri, bireyin amacına ulaşmak için öğretebildiğini zihinsel yol haritalarıdır ve bir kapasite göstergesidir. Yani birey şu anda bir hayal kurmaktadır ve bu hayalin gerçekleşmesi için karşılaşabileceği zorluklar karşısında farklı baş etme yöntemleri geliştirerek hayalini geleceğe aktarmaktadır. Bir başka değişle biri şu an ile gelecek arasında zihinsel bir bağ kurmaktadır (Cheavens, 2006) (Sarıgül)
Umudun son bileşeni ise hedefe ulaşma arzusu ve bu arzuyu gerçekleştirmek için bireyin kendisinde güç olmasıdır. Bu güç bireyin geçmişteki, şu anındaki ve geleceğindeki hedefine ulaşmada vereceği kararların doğruluğuna olan inancından beslenmektedir. Birey ancak bu güç sayesinde hedefe ulaşmak için bir yolu kullanmaya karar vermekte ve bu yolu kullanmayı sürdürmektedir. (Snyder, 1999) (Sarıgül)

Değişim aslında bireyin başarabileceğine yönelik inancından doğmaktadır. Şu bilinmelidir ki, umut doğrudan doğruya yaşama yüklenen anlam ile ilişki halindedir. Yaşamına anlam yükleyen bireylerin, hedeflere ulaşmak için daha yüksek motivasyona sahip olduğu bilinmektedir. Ayrıca umut, bireyin arzuladığı yaşam olayları yani bireyin kişisel isteklerini gerçekleştiren aile, kariyer, yaşam tarzı gibi temel yaşam ihtiyaçları ile ilişkilidir. Çünkü yaşam amaçları uzun vadeye dayanmaktadır ve bireylerin psiko-sosyal alanlarına belirlemesi ve düzenlemesi tüm yaşamını etkilemektedir. Dolayısıyla bireyin tercih ettiği rol sayesinde benliği ve “varoluşsal” kapasitesi güçlenmektedir. (Sarıgül)

 


Kaynakça:

Yıldız, Aylin Demirli; Pozitif Psikoloji Bağlamında Umut; Nobel Akademik Yayıncılık, 2016

Owen, Prof. Dr. Fidan Korkut; Psikolojik Danışma Sürecinde Umutsuzluk Yerine Umudu Kullanma; Psikoloji Bağlamında Umut; Nobel Akademik Yayıncılık, 2016

Çetin, Yrd. Doç. Dr. Hicran Gündüz; 21. Yüzyılda Pozitif Psikolojinin Parçası Olarak Umut Ve Türkiye’deki Yeri, ; Psikoloji Bağlamında Umut; Nobel Akademik Yayıncılık, 2016

Tarhan, Yrd. Doç. Dr. Sinem; Öz Yeterlik, Kişilik Özellikleri Ve Umut; Psikoloji Bağlamında Umut; Nobel Akademik Yayıncılık, 2016

Kızıl, Zeynep Öğr. Gör. ; Psikolojik Sağlamlık Ve Umut, Psikoloji Bağlamında Umut; Nobel Akademik Yayıncılık, 2016

Sarıgül Gizem, Öğr. Gör. ; Bir Zihinsel Yolculuk Anlamdan Umuda; Psikoloji Bağlamında Umut; Nobel akademik Yayıncılık,2016

Curun, Ferzan; Umut; http://populerpsikoloji.com/article-detail/id/61

Fromm, Erik; Umut Devrimi, Payel Yayınevi, 2012

 

Diğer Kaynaklar:

Frankl, V, İnsanın Anlam Arayışı, 1959

Larsen, D; Understanding The Role of Hope in Councelling, Councelling Physchology Quarterly

Snyder, C. R. ; Handbook of Hope: Theory, Measures and Applications, 2000

Snyder, C. R. ; Handbook of Psychological Change: Psychotherapy Processes and Practices for the 21st Century, 2000

Snyder, C. R. ; The Great Big Book of Hope: Help Your Children Achieve Their Dreams, 2000

Snyder, C. R. ; Coping with Stress, 2001

Snyder, C. R. ; Lopez Shene Positive Psychological Assessment: A Handbook of Models and Measures, 2003

Snyder, C. R. ; Lopez Shane, Positive Psychology: The Scientific and Practical Explorations of Human Strength, 2008

Snyder, C. R. ; Lopez S; Oxford Handbook of Positive Psychology, 2009, 2011