Luvi Geleneği

Sayı 72 - Ocak-Şubat 2017

Tarihçiler, M.Ö. üçüncü bin yılın sonlarına doğru, Anadolu’da Hint-Avrupa dil grubu içerisinde değerlendirilen üç gruptan bahseder. Orta ve Doğu Anadolu’nun kimi bölgeleri, Kızılırmak Nehri’nin güney kıyısında kalan Naşa (Kaneş) te konuşulan Neşa Dili (Nesice-Hititçe), Hatti bölgesinin kuzey batısında yer alan Palaların dili ve Batı ve Güney Anadolu’da Luvilerin konuştukları Luvi Dili.

Luviler üzerine tarihçilerin çalışmalarını yürüttüğü temel kaynaklar Hitit kaynaklı Hattuşaş verilerinden oluşmaktadır.

Araştırmacıların ulaşabildiği en eski Luvi izleri Kültepe-Kaneş’teki M.Ö. 18. Yüzyıla ait Eski Asurca metinlerde geçen bazı Luvice isimler ve kelimelerdir. Hitit döneminden kalma kimi Hitit ritüelleri de Luviceye has nitelikler taşımakla birlikte Hitit Yasalarından anlaşıldığı gibi Batı Anadolu’da ki Luvi topraklarıyla Hititler arasındaki bazı temasları görmek de mümkündür. [1] Bu kaynaklar dil çalışmaları açısından Anadolu’da Türklerin varlığının oldukça eski tarihlere dayandığını da gösteren delil niteliği taşımaktadırlar.

Franke Starke’nin (1985) çalışmalarıyla, en eski Çiviyazısı Luvice metinlerin M.Ö. 13. yüzyıla tarihlendiği, en eski Hiyeroglif Luvicesi yazıtların ise M.Ö. 15. Yüzyıla tarihlendiği ortaya çıkarılmıştır. Luvi inancına dair en eski metinler Kizzuvatna dönemine aittir. Hittitçe ve Hurrice metin referanslarına dayanılarak Luvi Dini’nin 400 ya da 1000 yıllık bir süreci kapsadığı belirtilmektedir. [2]

Luvi inancı üzerine tam bir belirginlik ve ayrışma sergileyecek yeterli kaynaklar henüz bulunmamakla birlikte Hitit inancı ile iç içe geçen bazı gelenekler üzerinden ─sınırlı da olsa- Luvi Geleneği üzerine bir takım yorumlar bulunmaktadır.

Hititçe “Işık İnsanı” anlamına gelen “Luvi” kelimesi Hititlilerin Luvilere olan hitap şeklidir. Luvi halkına Yunanlıların “Pelasgos” ismi ile hitap ettiği belirtilmektedir.

Luvi Dini üzerine tarihçi Maciej Popko’nun uyarısı bu geleneği tanımlarken hangi çerçevede yorumlanabileceğine dair bize bazı sınırlar çizmektedir:

“Luviler güney ve güneybatı Anadolu’da büyük topraklara yayılmış ve bir dizi topluluğa ayrılmışlardı. Onların dinleri bütünlüklü bir yapı oluşturuyor olmasa da, çok sayıda yerel yapıya sahipti… Eski Hitit döneminde Hitit devletinin ana tanrılarına yönelik bir dizi Luvi kült ritüeli gerçekleştirilmekteydi. Orta Hitit döneminden itibaren de Luvi tanrıları Hitit dini içinde görülmekteydi. Bu nedenle bu iki din arasında yalnızca bir dereceye kadar, özellikle coğrafî ve dilsel boyutlarda bir ayrım yapmak mümkündür.” [3]

Genel kabul edilişe göre Luvi İnancı “Işığa Tapım Kültü” olarak yorumlanmasına karşın geleneğin tıpkı Hitit İnanışında olduğu gibi “Güneş” merkezli Tanrısal isimlendirmelerle karşımıza çıktığını görüyoruz. Hititçe de “Siu(ni)” kelimesi Hint Avrupa dillerinde “Işık” kelimesine eş değer olmakla birlikte “Tivat” kelimesi Hititçe’de genel anlamda Tanrıya verilen bir isim olarak metinlerde yerini alırken Luvi dilinde Tivad “Güneş Tanrı” olarak kabul edilmektedir. Tivad, bir erkek güneş tanrısıdır ve aynı zamanda kelime Hint-Avrupa dilinde “gün ışığı” anlamına gelen “Dieu” kelimesi ile ilişki içindedir. [4]

Tıpkı Şaman Geleneğinde kendini gösteren doğa üzerinden tanrısallık yaklaşımı Luvi Geleneğinde de dikkate değer bir özellik taşımaktadır. Luviler’de dağlar, nehirler, rüzgâr vb. bir Tanrı ismi ile öne çıkmaktadır.

En büyük Luvi tanrıları arasında yer alan “Fırtına Tanrısı Tarhunt” Anadolu Alevî-Bektaşî Geleneğinin Luvilerle olan bağına bir nev’i referans olarak gösterilmektedir. Hititçe “Tarhu” (fethetmek-yenmek) isim fiil köküne bağlı olan Tarhunt (Tarhu-wa-nt) “fatih” anlamına gelmektedir. Meşe ağaçlarının sahibi olarak nitelendirilen “Tarhunt bir fetheden (Feta) olarak tanımlandığı için Alevi-Bektaşi Geleneğinde “Feta” olarak nitelendirilen Hz. Ali’nin nitelikleri ile benzerlik taşır,” denilmektedir.

Erkek özellikleri taşıyan Luvi tanrıları arasında kadın tanrılar (Kamrusepa, Maliya, Huvassanna gibi) hastalıkları iyileştiren, şifa için büyü yapan, doğumda anneyi gözeten ve ebe görevi gören özelliklerle tanımlanmaktadırlar. [5]

Genel olarak erkek ya da kadın tanrıların temel işlevi insanları korumak ve şifa vermektir. Luvi İnanç geleneğinin temelinde “kutsallık” ve “saflık” temel kavramları oluşturmaktadır. Kutsallık ve saflık insanları özellik olarak kapsamakla birlikte tanrının tapınağı ya da tanrıya sunulan kurban da kutsal niteliklerle bezenmelidir.

Luvi geleneğinde Rahipler insanların Tanrılarla ilişkilerini sağlayan kişilerdir. “Rahip” kelimesi “Massanama”; “Tanrıya ait kişi” anlamını taşır. Luviler, rahipler aracılığıyla tanrılarla ilişki kurarlarken doğrudan ilişki kurmak için özel festivaller düzenlemektedirler. Literatürde “festival metinleri” olarak geçen metinlerden bu festivallerin en az 19 gün sürdüğü ve şarkılar eşliğinde bir takım ritüeller gerçekleştirildiği belirtilmektedir.[6]

Luvi toplumunda Tanrılar kadın ve erkek olarak kısmen eşit düzeyde olsa dahi toplumun bireyleri arasında erkeğin daha güçlü ve önemli konumlandığı dikkate değerdir.

Gelenekte, yaşayanlar; Gökyüzü Güneş Tanrısının koruması altındayken, ölüler; Yeryüzü Güneş Tanrısının himayesi altındadırlar.

Kimi kaynaklarda Luvi toplumunun devamı niteliğinde Likyalılar gösterilmekle birlikte, bunun tam olarak henüz ispatlanmadığını belirten araştırmacılarda mevcuttur. Fakat her iki araştırma grubunun da kabul ettiği gerçek “Likyalılar bazı Luvi inanç ve geleneklerini sahiplenmişlerdir.”

Anadolu inanç dokusunun her bir yorumuna az ya da çok sirayet ettiği düşünülen Luvi Geleneği arkeolojik bulguların sayısı arttıkça daha anlaşılır bir şekilde tarihte yerini almaya devam edecektir.


Kaynakça:

[1-2-3-4-5-6] Luviler- Anadolu’nun Gizemli Halkı, H. Craig Melchert-Trevor R. Bryce- J. D Hawkins – Manfred Hutter