Umut = İnsan Olmak

“Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi.” -Luka 19:10

Tüm Kutsal Metinler, Uygarlık Tarihi, Sanat ve Sanat Tarihi, Felsefe ve Felsefe Tarihi ve hatta bütün bilim dalları “insan”ın serüvenini, kendinin farkında olmanın, vicdanın, aklı kullanmanın, kendi üstüne dönen düşüncenin, bilinçlenmenin, yaşamı anlamlı kılma çabasının öyküsüdür aslında, kısaca istisnasız her biri bize “bizden” bir başka deyişle “insan olma” sürecinden bahseder.

Ancak kadim öğretiler, tarihi belgeler, peygamberler, filozoflar veya bilim adamları ne derse desin, bu süreç tek başına göğüslenen, birey olmanın, vesayetten kurtulmanın, özgür kalmanın dayanılmaz sancısını salt doğuranın değil doğmakta olanın da çektiği bir garip yalnızlık durumudur.

Bunun için bir anadan doğmak yeterli midir, bir toprağa, bir millete ait olmak gerekli midir? Rivayet edilir ki; kişi anasından doğduğunda henüz insan değildir. Zira bir bedeni olmak ve bedenin gereksinimlerini karşılamak insan olmaya yetmez. Bütün kadim öğretiler fiil yapmaktan, insanı insan yapacak olanın kendi fiili olduğundan bahseder. İnsan olmak için insan olmanın fiilini yapmak gereklidir, bu fiil sorumluluğu alınan bilinçli yapılan eylemdir. Ve onu diğer fiillerden ayıran bir Tanrısal isimle birliğe gelmesi, eş deyişle o ismi amaç edinmesidir. Yani ilkeseldir. Aynı zamanda kendi üstüne dönen düşüncedir.

Farkındalığın farkında olmayı gereksinir.

Peki, nedir “insan olmak”?

Beş duyu mu? Zekâ mı? Bilinç mi? Anılar mı? Farkındalık mı? İyi işler yapmak mı? Doğruluk mu? Bütünsel olana dokunmak mı? Anlamını bulmak mı? Ölümsüzlük mü? Nedir İnsan? Tüm kavramlar gibi başlangıçta içi boş olan, yaşadıkça ve üstüne çalışıp düşündükçe anlam kazanan bir gerçeklik mi?

Yukarıda girişte saydığım tüm üstüne dönmelerin yani insan üstüne düşünmelerin yanında Kadim Metinlerin en önemli yanı, bize peygamberlerden ve bilgelerden yani bizden önce insan olanlardan söz etmeleridir. Hakikate olan bağlarından, bir başka deyişle Tanrısal isimlerinden, aynı zamanda beşerî yanlarından, düştükleri yanılgılardan, yaptıkları hatalardan ve vicdan azaplarından, düştükleri her seferinde nasıl tekrar ayağa kalktıklarından, Kendiliklerini tanımak uğruna içlerinin nasıl dışa çıktığından, özlerine vakıf olana dek geçirdikleri tüm süreçlerden bahseder.

Peygamberlerin yaşantıları bize, vücuda getirdikleri, tamam ettikleri, yansıttıkları halleriyle hangi Tanrısal ismi dışa vurduklarını gösterir. Bu yüzden de onların adeta birer trajedi olan yaşam öyküleri, hem tarihsel, hem bireysel, hem de toplumsaldır. Tarihsel ve toplumsal yanı bir yana, bireysel yanı her birimizin kendimiz için olan yönüdür ki, tüm peygamberleri, peygamberliklerini ve kıssalarını kendimizi tanımak için kullanabilir, umulan odur ki sembollerin altında yatan ve bize adeta ruhumuzun haritasını çizen anlamları içselleştirebiliriz.

İşte bu yüzden kutsal metinlerin sembolik ve parabolik (alegorik) anlatımları önem taşır. Adı geçen isimlerin etimolojileri bizi bambaşka anlamlara taşır. Tüm bu kat kat anlamlar zamansızlığın bereketli diyarlarında kâh kendimize yabancılaşarak kâh kendimizi bularak dolaşmamızı sağlar.

Bugün buna küçük bir örnek verelim isterim. Kutsal Metinlerden Tanakh’da Neviim (Nebiler) bölümünde 2. Krallar’daki kıssalardan birine ve bu kıssanın altında yatan asıl anlamına, kısaca örnek olarak fazla derine inmeden bakabiliriz.

Kıssa 2. Krallar, 4. bölümde geçer. Kıssada, Obadiyah peygamberin dul eşi yardım istemek için peygamber Elişa’ya gider.

(Obadiyah ya da Ovadiyah ismi Yahveh’nin Avod’u yani YodHVavHe nin kulu, Yahveh’nin ibadeti demektir. Yahveh her ne kadar Yod He Vav He olarak dört harfi (Tetragrammaton) temsil etse de, sözcük olarak “havah” yani “olmak”, “haline gelmek” kökünden gelir. Yani Obadiyah = Olma’nın, Kendi halini bulma’nın kuludur, ibadetidir, onun için çalışmaktır.

Çalışmak, seni aslına ulaştıracak olan fiili yapmaktır. Bu fiil senin “insan” diye çağırılmanı sağlayacak olandır, ibadet budur.)

Baal Shem Tov’un ardılları olan Chabad Hasidleri bu kıssayı şöyle anlamlandırırlar. Ki bu anlamlandırmayı da yine çoklu anlamlardan sadece birisi olarak düşünelim.

Bir gün, peygamber topluluğundan bir adamın karısı olan bir kadın [İbranice İşha (kadın) sözcüğü Eyş (ateş) sözcüğü ile aynı kökten gelir. Ve bu sözcük Tanrı’nın mumu, Tanrı’nın ışığı anlamında, Süleyman’ın Özdeyişleri 20/27’de; “İnsanın ruhu Rabbin ışığıdır, iç varlığın derinliklerine işler.” Olarak da anılan ruha göndermedir.

Obadiyah peygamberin eşi burada Obadiyah peygamberin kendi ruhunun mertebelerini temsil etmektedir yani hem hayvani nefsidir, hem de sürecin sonunda nefis olacak olandır.] gidip Elişa’ya

(El – isha – Tanrının Adamına.)

“Şöyle yakardı: Efendim, kocam öldü!

(-Bedendeki ruh Tanrıya yakardı, sana olan hizmetim ölü ve ilhamdan yoksun, işlerimin anlamlı ve önemli olmasını özlüyorum.)

Şimdi bir alacaklısı geldi, iki oğlumu benden alıp köle olarak götürmek istiyor.”

(-Ancak hayvani eğilimlerim duygularımı ele geçiriyor. Benden şimdiyi ve geçici olanı sevmemi istiyorlar. Her şeye yayılmış olan sonsuz hakikatle ilgili görüşümü bulandırıyorlar.)

Elişa, “Senin için ne yapsam?” diye karşılık verdi, “Söyle bana, evinde neler var?”

(-Söyle bana ruhundan artakalan ne var Kendine ait diyebileceğin, diye cevap verdi Tanrının adamı.)

Kadın, “Azıcık zeytinyağı dışında, kulunun evinde hiçbir şey yok” dedi.

(- Ruhumun değişmeyen özünden başka hiçbir şey, o özün tam merkezinde yaşamın dünyeviliğine bulanmadan, sonsuza dek değişmeden kalan (küçük bir kap yağ) dedi.)

Elişa, “Bütün komşularına git, ne kadar boş kapları varsa iste” dedi,

(-Edimde bulun. Hayırlı ve Tanrısal işler yap. Çok yap, sana ödünç alınmış ve boş gözükseler de hayırlı işler yapmaya devam et. Yaptığın işlerin; anlam, içindeki potansiyeli kullanmaktan doğan memnuniyet ve tamamlanmayı almaya hazır kaplar olduğunu unutma.) Bütün kapları evindeki yağla doldur…

(-Ne kadar çok kap tedarik edersen, Tanrısal isimleri amaç edinen ne kadar çok iş yaparsan, farkındalığın o kadar çok artacak, kendi kaynağından gelen yağın akmaya devam edecek, bütün eylemlerini anlamla ve önemle dolduracak. İşlerinle yarattığın kaplar olmaksızın yağın akmasını sağlayacak hiçbir şey yoktur. Doğru ve adil olarak bildiğini yapmaktan geri durmazsan, Tanrısal özün tüm boş kaplarını doldurur.)

Doldurduklarınızı bir kenara koyun. (-Yaptığın işleri düşünüp gururlanma, kendine fayda sağlayacağını düşündüğün için eylemde bulunma.)

Bu örnek bir kıssayı düz anlamını bir yana koyarak sembollerini açarak okuduğumuzda her şeyin ne kadar farklı gözüktüğüne iyi bir örnektir. Bu yeni anlamlandırmaya göre hayırlı işler yapıp adil olursan kısaca bütünlüğe hizmet edersen -ki bütün bu edimlerin aslında kendi bütünlüğüne hizmettir- bu sayede kendi kaynağından beslenebileceksin. Çünkü kendi kaynağın bütünsel olan kaynakla aynıdır. Tanrısal isimleri amaçlamayan yani ilkesel olmayan edimler ölüdür, diğeri yaşamdır, farkındalıktır. Kıssanın en can alıcı açılımlarından biri de; Tanrının adamını bulursan, soruların cevaplanacaktır.

Bilgelere göre yaşamın kendisi kadimdir, kutsaldır. Tıpkı bir kutsal metin gibi anlamlandırmak gerekir. Kişi –insan olma umudunu- taşıyorsa eğer, yaşadıkları ve edimleri üzerinden dönüp kendine bakmalı, kendi sembollerini çözmelidir.

 


Kaynakça:

Metin Bobaroğlu

www.chabad.org ChaBaD

www.bible.org/netbible

www.bursakilisesi.com