Layık mıyız Çocuklarımıza?

Çoğumuz
yetişkin yanlışlarızdır aslında

Katı,
güvensiz, kibirli

Çocuklar
yaşar yanı başımızda

Geleceğin
gözüpek öncüleri

Masum
bir meraktır taşar içlerinden

Yanıtsız
çoğu kez ve hazır bağışlamaya

Soralım
kendi kendimize bazen

Layık
mıyız çocuklarımıza?[1]

Çocuk, bebeklik çağıyla erginlik çağı arasındaki gelişme döneminde
bulunan kişilere verilen isimdir (Türk Dil Kurumu ve Dil Derneği, 2018 ). Çocuk
kavramı yirmi birinci yüzyılda herkes tarafından aynı algılansa da, tarih
boyunca kültürden kültüre ve dönemin getirdiği zorluklara göre değişiklik
gösterir.

Çocuk Antik Çağ’da, Ortaçağ’a nispeten toplum tarafından daha kabul
gören bir imgeye sahip olmuş; eğitilmesi gereken küçük bir yetişkin olarak
görülmüştür. Ortaçağ’a gelindiğinde, Antik Çağ’ın aksine oldukça sert
davranılan çocukların hayvanlarla eş tutulduğu, hata yaptıklarında işkence ve
ölüm gibi ağır cezalara çarptırıldıkları dikkati çeker. Feodal toplumda lorda
bağlı serflerde çocuk imgesi bir malın, mülkün parçası olmaktan ibarettir
(Elkind, 1987, s.8). Bu dönemdeki olumsuz çocuk imgesinin önemli bir nedeni,
çocuğun ne üretime ne de üremeye katkısının olmasıdır (Shahar, 1997). Bir diğer
nedeni ise kilisenin çocuğu “ilk günah” olarak görmesidir. Ayrıca doğum
oranının yüksek olması da çocuğu değersizleştirmiştir (İnal, 2007).

Aries (1962), çocukluk kavramının on beşinci yüzyıldan önce pek var
olmadığını, kelime olarak da “bebek”, “çocuk”, “ergen” kavramlarının birbirinin
yerine kullanıldığını belirtmiştir. Çocuk daha çok yetişkinlerin minyatürü,
çocukluk ise fazla önemi olmayan ve hızlı geçen bir süreç olarak kabul
edilmiştir. Çocukluk kavramı kendine uygun görülen tam anlama Rönesans dönemiyle
beraber kavuşmuş olsa da, Antik Çağ’da Platon’un, çocukların farklı yeteneklere
sahip olduklarını ve farklılıklarının dikkate alınarak eğitilmeleri gerektiğini
savunduğunu ya da Comenius’un çocuğun bireyselliğinin, ilgi ve yeteneklerinin
tanınması gerektiğini vurguladığını görebiliriz (Yavuzer, 2000).

Çocuğa verilen değer Rönesans döneminde artmaya başlamış; John
Locke ve Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürler çocukların iyi ya da kötü olarak
doğmadıklarını, onlara sunulan ortamlarla şekillendiklerini sık sık ifade
etmişlerdir. Elbette ki hiçbir dönemde tüm çocukların aynı koşullara sahip
olduğu söylenemez. Çocukluk imgesi ve kavramı her yüzyıla özgü belli genel
algıları içermekten ziyade, her yüzyılda farklı bölge ve sosyoekonomik
kesimlerde değişiklik gösterir. Yani hiçbir dönemde tüm kategori ve katmanlarda
geçerli tek bir çocukluk kavramı olmamıştır, dolayısıyla eskiden tamamen
değersizleştirilmiş bir çocuk algısı olduğunu düşünmek de doğru bir bakış açısı
olamaz (Onur, 2007). Özetle çocuklar, insanlık tarihi boyunca yetişkinlerden
daha değerli ya da değersiz olduğu dönemler yaşayagelmişlerdir. Başlangıçtan bu
yana insanlık tarihinin farklı dönemlerinde farklı çocuk ve çocukluk değerleri
olmuştur; günümüz dünyasındaysa ilgi zirveye oturmuştur. Son yüzyıllarda çocuk
kendini devam ettirmek, neslini sürdürmek için itici güç imgesidir; umut ve
zamana meydan okumanın bir yoludur. Bu yüzdendir ki çocuğa verilen değer son
beş yüzyıldır olumlu yönde değişmekte, son iki yüzyıldır altın çağını yaşamakta
ve bugünlerde çocuk “her şey” anlamına gelmektedir (Gelis ve Philip,1986).[2]

Kuşkusuz ki çocuğun kişiliği, şiddetten uzak ve yaratılışına uygun
olarak ortaya çıkmadıkça, çocuğa böyle bir ortam hazırlanmadıkça, değişimin
evrenselliğine inanan, kişiliği bağımsız çocukların oluşturduğu bir toplum var olmadıkça,
ülkede ve dünyada gelişme ve ilerleme olamaz.[3]

Çocukların erişkinlerden farklı fiziksel, fizyolojik, davranış ve
psikolojik özellikleri olduğu, sürekli büyüme ve gelişme gösterdiği bilincinin
yerleşmesi, çocukların bakımının bir toplum sorunu olduğu ve bilimsel
yaklaşımlarla herkesin bu sorumluluğu yüklenmesi gerektiği düşüncesi 20 Kasım
1959’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca “Çocuk Hakları Bildirgesi” ile
kabul edilmiştir.

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirgesi, pozitif hukuk yanında
doğal hukuk açısından da anlamlıdır. Çünkü bu bildirgenin düzenlediği ve
garanti altına aldığı çocuk hakları, genel olarak insan hakları kavramından
ayrılamaz. İnsan hakları; birey toplum ve devletler bakımından yaşamsal öneme
sahip bir kavramdır. Özellikle demokrasi penceresinden bugünden geleceğe
özlemle bakılması, bu kavramı daha da önemli hale getirmektedir. Çünkü en yalın
anlatımla, demokrasinin özünde hak ve özgürlükler vardır. Ancak demokratikleşme
bağlamında, bireysel ve toplumsal sorunlarımızın çözümüne katkıyı amaçlıyorsak,
öncelikle insan haklarına ilişkin temel ve analitik bilgiye sahip olmalıyız.
Bir başka anlatımla çocuk hakları; yaşam, eğitim, sağlıklı yaşam, kişi
güvenliği, adil yargılanma gibi insan haklarının, çocuklar
bakımından güvence altına alınmış özel biçimlerini yansıtırlar. Dolayısıyla
genel olarak doğal hukuk bakımından yapılan insan hakları açıklamaları, çocuk
hakları için de geçerlidir. Bir başka anlatımla, insan haklarının doğuştan
geldiği, devredilemezliği, vazgeçilemezliği ve ticari meta konusu olamayacağı
gibi özellikler, çocuk hakları bakımından da geçerlidir. Doğal hukuk anlayışı,
gerçekte BM Çocuk Hakları Bildirgesi’nin önsözünde yer almıştır.[4]

On ilkeden oluşan bu bildirge aşağıdaki gibidir:

 1. Tüm dünya çocukları bu
bildirgedeki haklardan din, dil, ırk, renk, cinsiyet, milliyet, mülkiyet,
siyasi, sosyal sınıf ayrımı yapılmaksızın yararlanmalıdır.

2. Çocuklar özel olarak korunmalı, yasa ve gerekli kurumların
yardımı ile fiziksel, zihinsel, ahlaki, ruhsal ve toplumsal olarak sağlıklı
normal koşullar altında özgür ve onurunun zedelenmeyecek şekilde yetişmesi
sağlanmalıdır. Bu amaçla çıkarılacak yasalarda çocuğun en yüksek çıkarları
gözetilmelidir.

3. Her çocuğun doğduğu anda bir adı ve devletin vatandaşı olma
hakkı vardır.

4. Çocuklar sosyal güvenlikten yararlanmalı, sağlıklı bir biçimde
büyümesi için kendisine ve annesine doğun öncesi ve sonrası özel bakım ve
korunma sağlanmalıdır. Çocuklara yeterli beslenme, barınma, dinlenme, oyun
olanakları ile gerekli tıbbi bakım sağlanmalıdır.

5. Fiziksel ve zihinsel ya da sosyal bakımdan özürlü çocuğa gerekli
tedavi, eğitim ve bakım sağlanmalıdır.

6. Çocuğun kişiliğini geliştirmesi için anlayış ve sevgiye
gereksinimi vardır. Anne ve babasının bakımı ve sorumluluğu altında her durumda
bir sevgi ve güvenlik ortamında yetişmelidir. Küçük yaşlarda çocuğu annesinden
ayırmamak için bütün olanaklar kullanılmalıdır. Ailesi ve yeterli maddi desteği
olmayan çocuklara özel bakım sağlamak toplumun ve kurumların görevidir. Çocuk
sayısı fazla olan ailelere devlet yardımı yapılmalıdır.

7. Genel kültür ve yeteneklerini, bireysel karar verme gücü, ahlaki
ve toplumsal sorumluluğu geliştirecek ve topluma yararlı bir üye olmasını
sağlayacak eğitim hakkı verilmelidir. Bu eğitimde sorumluluk önce ailenin
olmalıdır. Eğitimin ilk aşamaları parasız ve zorunlu olmalıdır.

8. Çocuk her koşulda koruma ve kurtarma olanaklarından ilk
yararlananlar arasında olmalıdır.

9. Çocuklar her türlü istismar, ihmal ve sömürüye karşı korunmalı
ve hiçbir şekilde ticaret konusu olmamalıdır. Çocuk uygun bir asgari yaştan
önce çalıştırılmayacak, sağlığını ve eğitimini tehlikeye sokacak fiziksel, zihinsel
ve ahlaki gelişmesini engelleyecek bir işe girmeye zorlanmayacak ve izin
verilmeyecektir.

10. Çocuk ırk, din ya da başka bir ayrımcılığı teşvik eden
uygulamalardan korunacaktır. Anlayış, hoşgörü, insanlar arası dostluk, barış ve
evrensel kardeşlik ortamında enerji ve yeteneklerini diğer insanların hizmetine
sunulması gerektiği bilinciyle yetiştirilmelidir.[5]

Çocuğun insan hakları: İnsan hakları, insanın insan olmak nedeniyle doğuştan kazandığı,
vazgeçilemez, devredilemez, zaman aşımına uğramaz nitelikteki hakların tümüdür.
İnsan hakları ile çocuk hakları aynıdır ancak seçme ve seçilme, memur olma gibi
mahiyeti gereği çocuğa uygun olmayan haklar, çocuk hakları değildir. Mahiyetine
aykırı
düşmedikçe insan hakları ile çocuk hakları arasında fark
gözetilemez
. Bir başka deyişle insana verilen tüm haklar, çocuk da insan
olduğuna göre, çocuğa da verilmek zorundadır.
İnsan haklarından hiçbiri
çocuğa eksik olarak verileme, hatta yerine göre örneğin okullarda sınıf
temsilciliği seçimi gibi alanlarda oy hakkı, başka uygun alanlarda sözleşme
yapma özgürlüğü olmalıdır. Çocuk hakları insan haklarıdır. Mahiyetine
ters düşmedikçe çocuk hakları ile insan hakları
aynı şeylerdir, farklı
değillerdir.
Örneğin çocuğun doğal olarak milletvekili seçme ve seçilme
hakkı yoktur, çünkü henüz 18 yaşını bitirmiş değildir. Ama yaşama hakkı
çocuklar dâhil olmak üzere herkes için kutsaldır, hatta çocuklar için daha da
önemlidir.[6]

“Çocuklar
Ağlaya Ağlaya Büyür” diyor atasözü

Fakat
bir çocuk ağlayışı duymaya göreyim

Çevremdeki
dağlar yasa batıyor sanki 

Öylesine
ağrıyor yüreğim 

Anımsıyorum
uğursuz savaş yıllarında

Kan
içinde kaçan çocukları, yanıp yıkılmış yollardan

Tüm
evren ağlıyormuş gibi geliyor bana

Bir
çocuk ağlayışı duyduğum zaman[7]


[1]
Ataol Behramoğlu, Bir Çocuğa Layık Olmak, İstanbul, Tekin Yayınevi, 2016.
Kaysın Kuliyev (Çev: Ataol Behramoğlu), Bir Çocuğa Layık Olmak,
İstanbul, Tekin Yayınevi, 2016.

[2]
Elif Erol, Çocukluğa Tarihsel Bir Bakış, Çocuk Psikanalizi Yıllığı,
İstanbul, Berkman Padar Yayın Grubu, 2018.

[3]
Hasan T. Fendoğlu, Çocuk Hakları Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 2014.

[4]
Fatih Karaosmanoğlu, İnsan Hakları, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2011.

[5]
https://cocukmeclisi.ibb.istanbul/çocuk-hakları-sozlesmesi

[6]
Hasan T. Fendoğlu, Çocuk Hakları Hukuku, Ankara, Yetkin Yayınları, 2014.

[7]
Kaysın Kuliyev (Çev: Ataol Behramoğlu), Bir Çocuğa Layık Olmak,
İstanbul, Tekin Yayınevi, 2016.