Tanrıbilim

23 Kasım 2016

Muhammedî Din

Dinler, vahye mazhar olan Nebîler için bir inanç unsuru olmaktan ziyade, yaşamsal bir olgu, bir tecelli, yüksek bir idrak, ulvî bir keşif, âli bir deneyimdir. Bu idrak ve şuur kendilerine hariçten ihsan olsa idi, onlar da cemaatleri gibi kendilerine bildirilene itaatle memur olurlardı. Hâlbuki bilinmeyene itaat, gaybe imândan aşağıdır. Nebîyi, cemaatinden ayıran budur. Câmia Nebîyi bilir, Nebî Allah’ın kendisine nasip ettiğini. Cemaatler, inanç grupları Allah’ı mesellerle bilirler. Nebîler ise nefislerinde […]
23 Kasım 2016

Hıristiyan Tasavvufu

Saint Aurelius Augustinus (Ogüstinus 354–430): “Duyuncun pekinliği” eş deyişle insanın bilincini oluşturan iç deneyimlerinde (bellek, anlık, istenç) edimsel olarak pekin bilgi, us ya da ruha (ki bunlar özdeştirler) dolaysız pekinliği sunmaktadır. Ruh dirimli bireyin bütün kişiliğini kapsamaktadır. Birey, “öz–bilinç” yoluyla yalnızca olgusal ve bütünsel olarak var olan bir kişi olduğunu değil ama ayrıca bellek, anlık ve istenç gibi kendi etkinlik ve güçlerini pekinlikle bildiğini de öğrenmektedir. Böylece birey, kendinden kuşku […]
23 Kasım 2016

Hıristiyan Teolojisini Anlayamamak Üzerine

Basit bir önermeyle de izah edilebilir. Musevîler Hz. Îsâ’nın mesihliğini kabul etmezler. Bunun nedeni açıktır. Onun kendi bekledikleri mesih olmadığını düşünürler. Ayrıca yalnızca kendilerine verildiğine inandıkları kitabın içinde de kendisini bulamazlar. Aynı nedenle Hıristiyanlar da Muhammed’i kabul etmezler. Zira İncil’in kendi içinde tam olduğunu, Îsâ’dan sonra gelip dinlerinde tamam edilecek bir eksiğin olmadığını düşünür. Ayrıca Muhammed’in adı İncil’de anılmaz. Ancak Musa’nın adı anılır. Çünkü İncil teolojik temelini Tora’da bulur. Müslümanlar […]
20 Kasım 2016

Tanrı’nın Bağışlaması Üzerine

Levinas’tan gelen bir mektup, bir inceleme yazısı. Daha önceden dikkatimi çekmeyen bir konuda düşünmeme neden oldu. … İnsanın Tanrı’ya karşı olan kabahatleri Kefaret Günüyle bağışlanır; insanın başkasına karşı kabahatleri Kefaret Günüyle bağışlanmaz, meğerki öncelikle o kişinin gönlünü almamış olsun. [1] Kutsal metin anlatımlarında tartışılmaz en yalın olarak bilinen ama anlamı sorgulandığında en bilinmez ve karmaşık olan yapı/kavram/olgu vs. Tanrı’nın kendisidir. Tanrı’nın sözlerinin veya Tanrısal olan sözlerin mahiyeti ve erekselliğini anlama […]
20 Kasım 2016

Tîn İle Dîn

Âdem, Yeryüzü’ne sürülünce, yaşaması için toprağı nasıl sürüp ekeceği Cebrâil tarafından kendisine öğretilir. Öğrendiklerini uygulamaya koyan Âdem, toprağı sürmeye ve ekmeye başlar. Bir türlü durmak bilmez; devamlı sürer ve eker; neredeyse tüm Yeryüzü’nü yekpâre bir tarlaya dönüştürür. Bunun üzerine Tanrı, Cebrâil’e, Yeryüzü’ne inip Âdem’in önüne bir sınır çekmesini buyurur. Cebrâil, insan kılığında Yeryüzü’ne inerek, tam da Âdem’in geldiği yönde büyük bir çit inşa eder. Âdem, çite yaklaşınca, çizilen sınırı aşmaya […]
20 Kasım 2016

Peki, Biz Bu Soruları Neden Sormuyoruz?

Bültende yazılan her yazı bence mutlaka bir tartışmaya, bir eleştiriye, bir sohbete ya da bir fikir teatisine açık olmalı. Kimi zaman yazdığım ve herkesin okuması için gönderdiğim yazılarım; bu karşılıklı sohbetlerin ve “Hâlbuki bence…”lerin eksikliğinden dolayı beni son derecede rahatsız etmiştir. Bu girizgâhı, Düşünüyorum bültenin 70. sayısında yayımlanan sayın Prof. Dr. İsmail Güleç’in kaleme aldığı “Hz. İbrahim zalim olabilir mi?” başlıklı yazı hakkında bir iki şey söyleyebilmek için yaptım. Bunun […]
20 Kasım 2016

Teolojik Yönüyle Yabancılaşma

Yabancılaşma kavramı (alienation) Batı düşünce tarihine Hegel ve ardından Marx ile eklenmiş olsa da, şüphesiz köklerini Antik Yunan’da bulur. Marksist teori yabancılaşmayı sınıf ve üretimle dolaylı olarak inceler. Zira Marx’a göre bilincin edimsellik kazanması doğrudan çalışmayla ilgilidir. Ona göre, insan öz-varlığını çalışmada bulan bir canlı türdür [1]. Ancak çalışmayla etkinlik kazanan bilinç, çalışma konumlandırmasının ve içeriğinin kendi dışından belirlenmesiyle edimselliğini yitirir. Nasıl ki bilinç bütünse, emeğin süreci de bütündür. Ve […]
19 Kasım 2016

Öykücü

Hızır’la Musa’nın efsanevi öyküsü, Kuran-ı Kerim’in en önemli deneyimlerinden birini sunar [1]. Öykü, özet olarak aklın temsilcisi konumundaki Musa’nın, hakikati temsil eden Hızır karakteri karşısındaki durumunu anlatır. Musa, aklın ve toplum düzeninin mimarı ve bu yapı içinde adaletin gereğini sorgulayan moral bir karakterdir. Hızır ise olguların ardında, çoğu zaman akıl ile kavranılamayan hakikatleri bilen irfan sahibi bir zâtı temsil eder. Musa, bu yolculukta tanık olduğu şeyler karşısında Hızır’ın duruşunu ve […]
19 Kasım 2016

Molek

“İlâh Molek’e ateşte kurban edilmek üzere tohumunu vermeyeceksin. Tanrı’nın adına leke getirmeyeceksin. RAB benim.” [1] Yahudi ezoterizmi Kabala, en temel günahın Tanrı’ya eş koşmak olduğu konusunda İslam ile birleşir [2]. Kabala’nın Sefirot diyagramına göre, hayat ağacının zirvesinde bulunan Keter, Tanrı’nın benliğine işaret eder. Keter’e denk gelen Ehyeh (Ben) ismi bu Benliğin ifadesidir. Bu nedenle Keter, bir kralın hüküm ve irade makamı olarak bir taç ile simgelenir. Bu kral hikmetli ve […]