Oğuz Atabek

18 Eylül 2019

Yararcılar

Önsöz 18. ve 19. yy, Avrupa’da başta kilisenin, kral ve toprak sahiplerinin manevi, siyasi ve ekonomik baskılarının, despotizminin çatırdamaya başladığı yıllardır. Siyaset, düşünce ve sanat alanlarında insanlar yeni ve önemli adımlar atıyor, dünyayı; kendi dünyaları yaparak yeniden kurmaya başlıyorlardı. Cumhuriyet, demokrasi, özgürlük, aklını kullanma cesareti, yeni fikirler eski anlayışları sarsarak, yıkarak, hızla ilerliyordu. Güçlü altüst oluşlarla, yeni arayışlarla, düşe kalka yeni bir dünyaya doğru yol alınıyordu. Eski bir söz, yeni […]
5 Şubat 2017

Kaygının İçinden

Yazıyorum ama yazımın beğenileceğinden emin değilim. Beklentilerim var, başarabilmek istiyorum. Ya yapamazsam diye kaygılanıyorum. Beklenti mi yaratıyor yoksa bu durumu? Hiçbir isteğim hiçbir beklentim olmasaydı kaygı duymazdım herhalde. O zaman, yani beklentisiz olduğumda sanırım ümitlerim de olmazdı. Kaygı ve ümit beklentiden doğuyor demek ki. Şu halde beklenti nereden çıkıyor? Her şey değişiyor. Gelecek aklımı kurcalıyor. Ne olabilir? Daha önce ne olmuştu ki? Pekiyi, “başkaları neler yaşamış? Tam emin olamayınca aklım […]
25 Ocak 2017

Kendi Kendine Bir Papağan

Papağanın biri kedi gibi ses çıkarmayı öğrenmişti. Zaman zaman çok başarılı miyavlıyordu. Ancak bunu yapınca, taklidin başarısının büyüleyici etkisiyle, sesi çıkartanın kendi olduğunu unutuyor ve korkuya kapılıyordu. Kafesin en üst ve güvenli köşesine kaçıyordu. Sakinleşebilmesi ancak belli bir sürenin geçmesi ve gerçekte tehdit eden bir tehlikenin var olmadığını görmesiyle olabiliyordu. Ancak yaşadığını unutmuyor, kimi zaman hatırlıyor, kedinin korkunçluğunun dehşetiyle titriyordu. Aklından kedi düşüncesi geçince bir süre sonra dayanamayıp yine taklidini […]
25 Kasım 2016

Sınır Ve Ben

Sınır ilişkidir İlişki farklılıktır Farklılık çelişkidir Çelişki harekettir Hareket enerjidir [1]   Farklı hatta birbirleri için bir “başkası” olmuş belirlenimlerin aralarındaki gerilimin taşıyıcısı olduğu kadar, ortaklaştıkları nadir bir özelliktir sınır. Sınır tek bir yanın değil her iki yanın da sınırıdır. Hem bitiş hem de başlangıçtır. Hem şiddeti artabilen karşıtlıktır, hem de yakınlığın umududur. Her koşulda sınır bir bağdır. Farklılık kadar ilişkiyi de gösterir. “Her ilişki son çözümlemede ayırt edici bir […]
19 Kasım 2016

Sevgi Mabedi

Eski uygarlıkların, yeni yerleşim kurulacak alanlarda temel bir nokta, bir başlangıç noktası belirlemek için diktikleri ve “Axis Mundi” diye isimlendirdikleri direk, aynı zamanda mabedin yerini işaretliyor ve onu temsil ediyordu. Anadolu’nun irfan önderleri şöyle açıklıyor: Mabet Mabut adına yapılan bir mekân. Mabut, sevilen sayılan, uğrunda çaba sarf edilen, ondan dilek ve beklentilerin olduğu bir ilâh, temel bir ilke, ülkü, anlayış ya da düşünsel bir kabul. Yaşamın içinde, bilerek ya da […]
19 Kasım 2016

Kendini Bilmek ya da Yabancılaşmadan Özgürleşmeye

Yabancılaşma insanın kendi hakikatinden kopmasıdır. Özünü bilememek, dışavurumlarını kendi aslı sanmasına neden olur. “Özsüz görünüşler pornografiktir”(*) dendiği gibi, kaynağıyla, nedeniyle bağı kesilmiş, ereği kaybolmuş görünüşler anlamsızdır. Anlamlıyken verdiği etkiden, şaşırtıcı olarak çok uzaktırlar. Tam bir hayal kırıklığı ve boşlukturlar. Oysa yabancılaşma, yaşamın bir olgunlaşma projesi olarak çocuklukla başlar. Denir ki, yaşamımız gariplikten karib olana (yakın, hısım) yolculuktur. Özdeşlikten kopuş, farkındalıkla bilgi kazandırıcı, eksiklik güdüsüyle araştırıcı ve öğretici bir itki olarak, […]
18 Kasım 2016

Kendini Değerli Kılmak

Bir değere adanmak; herhangi bir an için değil, bir dönem için değil, yaşam boyu adanmak. Demek ki bu değer her zaman için anlamlı olmuş ve olacak olan bir değer olmalı. Çiçekler gibi zamanla solmamalı. Güneş gibi batmamalı. Ay ve yıldızlar gibi gün ışığına yenilmemeli. Değişime dayanan olduğuna göre değişmeden kalan bir ruhu, bir özü olmalı. Ya da bizzat öz olmalı. Değerli diye andıklarımız ancak ondan nasiplendikleri, pay aldıkları oranda değerli […]
18 Kasım 2016

Övün Çalış Güven

*Bu makalede hatalı kullanılan bir terim yazarın kendisi tarafından tespit edilmiş olup, doğru içeriğiyle yazının sonuna bir düzeltme notu olarak eklenmiştir. Atatürk’ün bu sözünün dizgesel olduğunu, yani belli bir amaca uygun olarak özenle sıralandığını ve sözcüklerin yerlerinin oynatılamayacağını düşünüyorum. Oysa ilk akla gelen, “övün” sözcüğünün, henüz bir şey yapılmamış, bir şey başarılmamışken en başa konmasının sanki çok da yerinde olmadığıdır. Gerçekten de faaliyeti talep eden “çalış” sözü, “övün”den sonra gelmektedir. […]