Metin Bobaroğlu

30 Ekim 2016

Uygarlıkta Akıl, Vicdan ve Cesaret

Dünyada ortaya çıkan iki temel dünya görüşü, iki temel dil vardır: biri Sanskrit temelli Doğu uygarlığının, diğeri Antik Mısır temelli Batı uygarlığının dili. Bunların çeşitlenmeleri kendi içindedir. Hint-Avrupa dilleri terimi hem İskender’in seferlerinden, ipek yolundan dolayı iki uygarlık arasındaki ilişkiyi hem de bunların birbirlerinden farklılıklarını gösterir. Mısır’da Hermetik-ezoterik, kapalı, sadece inisiyasyon yoluyla bilgiyi, tutumu, hâli, deneyimleri taliplerine, öğrencilerine açan ama kendi dışına kapatan bir sistem vardı. Buradan ya oradaki gücün […]
30 Ekim 2016

Bir Anadolu Sohbet Geleneği Olarak Dialogos

Bir insanın, kendisini avutmadan, kandırmadan kendi bilincinin eleştirisini yapabilmesinin, kendi bilincinin üzerine dönebilmesinin yolu nedir? Bunu dialogos’tan başka hiçbir yöntem çözemez. Dialogos, iki bilinç arasındaki konuşma (ya da yazışma) demektir. Eğer bilincimizi başka bir bilince, hele hele daha yetkin bir bilince açmıyorsak, bilinçler arasılık kurmuyorsak, kendi üzerine dönen düşünmeyi yapma olanağına sahip değiliz. Kendi bilincimizin üzerine dönebilmemiz için dilimizi ortaklaşalığa, bilinçler arasılığa koymamız gerekir. Bilincimizi diğer bilinçlerle ilişkide ele almazsak […]
29 Ekim 2016

Hac Ritüelinde “Dişil Öğe” Kavramı

Tasavvuf ıstılâhında, kaynağa gittiğimizde dişil öğeyi, anneyi buluruz; anne “um”, evlât “umme”dir. Um-Üm-Ümmî-Ümmet birbirinden türeyen kavramlardır. Türkler “ümmet”in sonundaki “t”yi okur ama Araplar okumazlar, “ümmet” demezler, “ümme” derler. Evlât tekil söylenen çoğuldur; velet çocuk, evlât çocuklar demektir, ama tek bir sözcükle söylenir ve anlamı “safiyette birlik”tir. Herkes safiyette bir olursa “ümmet”tir; safiyette bir değilse birleşmemiştir, ümmet değildir. Hac ritüelinde “um” kavramı ilginç bir kavramdır; dişil öğe ile, anne kavramıyla buluşur. […]
27 Ekim 2016

Düşünce ve Dil

Bütün sanat olguları içinde dışlaşan ve sonra bunların ekol, okul, disiplin olmalarını sağlayan, onları tarihsel sürece entegre eden dışlaşmalar aslında insanın kendisindeki dışlaşmalardır. İnsan kendisini dışlaştırıyor ve bu dışlaştırdıklarından izlenimler alıyor; yani duyu diyen de haklıydı, duygu diyen de, bilinç diyen de, ama bunların ayırımları nedir? Biz bu ayırımların içinde yaşamı nitelerken giderek onu kategorize ediyoruz. Şu düzeyde, bu düzeyde veya şu biçim altında, bu biçim altında derken biz aslında […]
27 Ekim 2016

Hint İrfanı

Dünyada çeşitli kültürler, dolayısıyla da çeşitli inanç, düşünce ve felsefeler vardır. Bu kültürlerin en eskilerinden biri de Hint Kültürü’dür. Çeşitli ırkların kaynaştığı ve birbirlerinin içinde eridiği Hindistan, genellikle ‘Dinsel Felsefe’nin beşiği sayılır. Hindistan’da en basit inançlar bile bir felsefe değeri taşır. Hint’e ait felsefenin ayırt edici özelliği bireysel oluşudur. Bu felsefenin dış görünüşü altındaki öz, öğretilemez ve öğrenilemez. Her kişi, kendi kurtuluşunu sağlayacak bu özü ancak kendi derin düşüncesiyle (tefekkür) […]
26 Ekim 2016

Tasavvuf Edebiyatında Ceviz Simgesi

Bilindiği gibi dünya edebiyatında simgesel anlatım çok yaygındır. Bu, edebiyatın bir betimleme sanatı olmasıyla yakından ilgilidir. Felsefi kavramların açık seçik olmasına ve yalnızca insan usuna yönelik oluşturulmasına karşın, edebi metinler akıl ve duyguya aynı anda seslenebilmek için simgesel betimlemelere ağırlık vermiştir. Tasavvuf edebiyatının edebiyat yazımı içinde özgün bir yeri vardır; çünkü onun kullandığı simgeler yalnızca günlük yaşamın duygu ve ruh hallerine yönelik değildir, aynı zamanda belli bir erekbilimsel bağlamda eğitim […]
26 Ekim 2016

İçsel Aydınlanma ve Bilgelik

‘İçsel-aydınlanma’, tarihsel süreçte açığa çıkan aydınlanma devinimlerinin kişinin içsel dünyasında bulduğu yansıma olarak ortaya çıktığı gibi, tamamen ayrı yolda, ‘içrek-deneyim’ yöntemleriyle ezoterik ortamlarda, gözlerden gizlenmiş olarak, geleneksel bir tutumla uygulanagelmiştir. İçsel aydınlanmanın tarihsel kökenleri, doğu dünyası için ‘Sanskrit’, batı dünyası içinse ‘Hermetik’tir. Hikmete dayalı bu deneyimsel öğretilerin hedefi ‘bilgelik’tir. Bilgeliğin yolu ve yöntemi ‘içsel-özgür’lüğe, yetkinliğe ve bütünlüğe kavuşmayı amaç edinmiştir. Bir bilge, her koşul altında mutluluk ve sevinci yaşayabilmekle diğer […]
25 Ekim 2016

Kadim Bilgelik ve Modernizm

Modernizm – projesi gereği – insanı tarihinden; gelenek, görenek ve törel değerlerinden kopardı. Sanayileşme “büyük aile”yi parçaladı; anne baba ve çocuktan oluşan çekirdek aile ortaya çıktı. Bu ise geçmişle gelecek arasındaki köprüyü yıktı; süreklilik kırıldı (dekadans). Dede torun bağı koptu. Ekin (kültür) aslında dede torun ilişkisinde sürekliliğini korur. “Dedesi koruk yer, torunun dişi kamaşır.”  Modernizm, insan ilişkilerine nesneleri (sanayi ürünleri) egemen kıldı. İnsanların amacı sahip olmak! Daha çok ve daha […]
23 Ekim 2016

Mitler

Antik Yunan’da Ksenophanes’in (İ.Ö. 565 – 470) Homeros ve Hesiodos’un tanrısal mitos anlatımlarını eleştirmesi ve yadsıması sonucunda, mitler din ve metafizikten arındırılmış ve bağımsız bir mitos öğretisi ortaya çıkmıştır. Ancak yaşamdan yansıtılarak oluşturulmuş mitoslar, bu kez yaşamdan kopuk ansal kurgular biçimini almıştır.  Günümüzde psikolojide ortaya çıkan gelişmeler, insan davranışlarının arkasında simgesel (arketipal) bir altyapının etkin olduğunu ortaya çıkarttığı için, mitos yeniden önem kazanmıştır. Artık mitosa bir zamanlar olmuş bitmiş fantastik […]