Metin Bobaroğlu

3 Ağustos 2017

Ekin Sorunu

“Sorunları çözmek, onları anlamakla olanaklıdır.” Ekin, yaşam biçimlerini ve ilişkilerini kapsayan bir olgudur. Doğa verilerini duygu, düşünce ve eylemiyle değiştirip dönüştürerek insan, kendine ekinsel bir dünya kurar. Ekin nesneleri, doğal özleri ve biçimlerine katılan insansal öz ve betiyle yepyeni bir varoluş kazanırlar. İnsan elinin değdiği her nesne ondan bir iz taşır. Bu nedenle her ekin nesnesi tinsel bir yansıtıcı bir ayna gibidir; onda cisimleşmiş imgelem, düşünce ve amaç onu olduğundan […]
2 Ağustos 2017

Bak Şu Söze Ne Ediyor!(1)

İnsan, kendisiyle ve çevresiyle ilişkisini bilinçli olarak gerçekleştirir. Bu bilinçlilik, hem çevre hem de denetimi içerir. İnsan burada, kendisine en yakın doğa varlığı olan hayvandan özgül bir ayrıma uğrar. Hayvanlar çevrelerinin bilincindedirler, ancak edilgin olarak, insan, çevresinin bilincinde olduğu gibi kendisinin de bilincindedir. İnsan, ben bilinci olan biricik varlıktır; bu onu doğanın öznesi yapar. “Hayvan, kendi yaşam etkinliğiyle dolaysızca özdeştir; kendini yaşam etkinliğinden ayırdedemez. İnsan ise, yaşam etkinliğini, bilincinin ve […]
2 Ağustos 2017

İnsan Üç Kez Doğar

Birinci doğum ekin ortamıyla kuşatılmıştır. İkinci doğum eğitime doğmaktır; pedagojik, psikolojik ve bilimsel yöntemlerle insan biçimlendirilir. Üçüncü doğum, insanın kendisinden doğmasıdır ki bu da insanın kendi yaşamına kendi özgür istenciyle biçim vermesidir. İnsan dünyaya geldiğinde, genetik özellik, yetenek ve doğal eğilimlerinden başka bir şeyi yoktur. Hangi ekinsel çevreye doğduysa, onun referanslarıyla biçimlenmeye başlar. Anne babasını, ırkını, dinini, coğrafyasını, tarihini, kısaca ekinini seçemez. Kendisine özenle ve sevgiyle sunulan, aile ekini, her karşı koyuşunda […]
1 Ağustos 2017

Ekinsel Biçem ve Aydınlanma Sorunu

Ekin, insanın doğa ve toplum ilişkilerindeki üretimlerinin toplamı ve onları kullanma ve nesilden nesile aktarma biçimidir. Ekin, bir toplumun ortak umutlarını, hedeflerini ve geleceğe bakışını da gösterir. Ekinin, insan topluluklarına ortak kimlik kazandırması, toplum oluşturma özelliği, tarihsel süreçte nesilleri birbirine bağlayarak, toplumların belleği ve kimlik sürekliliği sâğlaması, toplumların var olabilmesi bağlamında yaşamsal önem taşır. Ekin, insan yaşamına, `ekip-biçme’ bağlamında, insan topluluklarının toprağı işlemesiyle girmiştir. Bu bir `üretim-süreci’dir; doğanın karşısında diğer […]
1 Ağustos 2017

Düşüncenin Tarihselliği

Düşünce hareketi, “Philo-Sophia” -Bilgi Severlik- olarak adlandırılmıştır. Felsefe, önce, aklın sorularına yanıt bulmak, sonra sorun çözmek, daha sonra da etkinlik olarak uğraş vermiştir. Felsefe, bir bakıma, sorulara ve sorunlara her dönemde değişik yanıtlar ve çözüm denemeleri ve denemelerin yol açtığı yeni soru ve sorunların topluluğudur. Giderek Felsefe, kendi kendisini de konu alır ve Felsefenin Felsefesi ile de uğraşır- yansımalı düşünce. Üretilen düşünceler devirden devire bir süreklilik gösterir, böylece düşünce tarihi […]
30 Temmuz 2017

Tevhid

Vakit, zaman derler: (ân-ı dâim)dir: (Zevk-i Küllî) derler: (kalb-i selîm)dir; (Hâl) lisânı derler, sükûtlar okur, Bakıp (ümmî) derler; onlar âlimdir. Göz ile okunur, dudak değildir, Bakarak dinlenir, kulak değildir; Öyle bir yoldur ki, değil meydanda, İrfanla yürünür, ayak değildir. Semâda zannetme, senden sanadır, Boşluğa değildir, O Rahmân’adır; Adetsiz yolların, bir ucu sende, Yürü! Gayre değil, her yol O’nadır.  İdrâk eylediysen, hayret değildir, Tamam eylediysen, gayret değildir; Edeple yürüyen, oluyor vâsıl, […]
14 Aralık 2016

Altıncısı ‘Haddini Bilmek’tir

İrşâdına mazhar olduğum bir ârife, “İslâm’ın şartı beş, imânın şartı altı” diye söylenmiştir. Ama aynı zamanda “Hüvel evvelü, vel ahirü, vezzâhirü vel bâtın” [1] da denmiştir. İçte olan, dışta da varsa, ikisi de “altı” olması gerekmez mi? diye sormuştum. Ârifin yüzünde beliren gülümsemeyle birlikte söylediği söz beni önce utandırdı (hicab duydum), sonra da uyandırdı. “Evet, imânın şartı altı, İslâm’ın şartı beş, ama altıncısı haddini bilmektir.” Bu söz beni utandırdı; mahcub […]
23 Kasım 2016

Hıristiyan Tasavvufu

Saint Aurelius Augustinus (Ogüstinus 354–430): “Duyuncun pekinliği” eş deyişle insanın bilincini oluşturan iç deneyimlerinde (bellek, anlık, istenç) edimsel olarak pekin bilgi, us ya da ruha (ki bunlar özdeştirler) dolaysız pekinliği sunmaktadır. Ruh dirimli bireyin bütün kişiliğini kapsamaktadır. Birey, “öz–bilinç” yoluyla yalnızca olgusal ve bütünsel olarak var olan bir kişi olduğunu değil ama ayrıca bellek, anlık ve istenç gibi kendi etkinlik ve güçlerini pekinlikle bildiğini de öğrenmektedir. Böylece birey, kendinden kuşku […]
19 Kasım 2016

Sanat Bilimi Üzerine

Bu yazı, 3 Ağustos 2015 tarihinde yapılan sohbetten alıntılanarak derlenmiştir. Genellikle Immanuel Kant’a kadar –gerçi antik dönemde Aristoteles’te de vardır ama– ağırlıklı olarak sanat; hep muhayyile, hayal gücünün ürünü olarak aklı devre dışı bırakan ve hayranlık uyandıran bir süreç gibi anlatılmış, nitekim literatürde de böyle yansıtılmıştır. Ama Kant’tan sonra, özellikle Hegel’de –onun Kant’a yaptığı eleştiri ile birlikte–, “Hayır, sanat yalnızca bizim hayal gücümüzün bir ürünü değildir,” der. Hayal gücü, dış […]