Burhan Oğuz

4 Ağustos 2017

Fransız Devrimi Olarak Söylem ve Felsefe – 04

Tanımlama yapılmamış olmakla birlikte fiilen görülen şudur ki “halk”, bir yandan sandık başına gidecek kerpiç ev sakini iken öbür yandan da, idarenin dizginlerini elinde tutan, meskûr son iki zümredir. Bu olguda Fransız Devrimi’ndeki durumla temel fark “halkın iradesi” ile iktidara gelen elit – orada burjuvazi, burada burjuvazi öncesi toprak ağası – ’in değişik türde olmasından ibaretti. Her ikisinde de “halk”a güven yoktur. Esas olan, onu “demokratik” şekilde gütmektir. . .      . Osmanlı […]
4 Ağustos 2017

Fransız Devrimi Olarak Söylem ve Felsefe – 03

“Gerçekten, karşımıza ilginç bir nokta çıkmasıdır ki, bu da Jön Türklüğün Osmanlı İmparatorluğu’ndaki modernleşme hareketlerinin bir halkası olarak görüldüğüdür. (71)– En sonunda beklenen gelişme (…) Biyolojik materyalizmin Osmanlı aydınları arasında yayılması ile ortaya çıktı (…) Bu alanda en çok ilgi çekenin, üst kademe devlet ricâlinin bile epeydir hayranlığını kazanmış bulunan Voltaire olduğunu görüyoruz. Aydınlanma yazarlarının, Osmanlı aydınları tarafından en çok anti-klerikal olmak açısından karşılandıkları bir gerçektir” (…)(72)– Çok yüzeysel (Halk deyimiyle […]
4 Ağustos 2017

Fransız Devrimi Olarak Söylem ve Felsefe – 02

PAPAZ TAKIMININ DİNİ “Eskilerin hiçbir dinî kanunu yoktu, kült (tapınç) boşinançlı ya da politik idi. Helenistan tek bir bağnazlık belirtisi gördü, o da Philippe’in bir dolabıydı… İlk Romalılar, ilk Helenler, ilk Mısırlılar hıristiyandılar. Aktöreleri ve merhametleri vardı: işte Hıristiyanlık, Constantin’den beri Hıristiyan tesmiye edilenler, çoğunlukla sadece vahşi veya delilerdi. Bağnazlık Avrupalı papazların nüfusundan doğmuştu. Boşinançlarını dizginlemiş olan bir kitle, hürriyeti için çok şey yapmış demektir: mamafih ahlâkı bozmaktan mutlaka geri […]
4 Ağustos 2017

Fransız Devrimi Olarak Söylem ve Felsefe – 01

Konya, 15-16 Mayıs 1989 Konya Selçuk Üniversitesi’nin tertiplediği “200. yıl dönümünde Fransız İhtilâli ve Türkiye” sempozyumuna (Konya 15-16 Mayıs 1989) “Fransız Devrimi ve Kadro Hareketi” adlı bildiriyi sunmuştum. Garip bir içgüdüsel davranışla “ihtilâl” sözünü “ağzımıza almayıp” bildirime “devrim” demiştim. Neme lâzım!… (Batı dillerinde “revolution” sözcüğü hem ihtilâl, hem de devrim manasına geliyor. Fransız hareketi ise düpedüz, hayli kanlı bir ihtilâl olmuştu). 1932-1935 yılları arasında yayımlanmış olan KADRO dergisini çıkaranlar Şevket […]
3 Ağustos 2017

Faziletin Sesi

14-18 Eylül 1981’de vâki I. Uluslararası Türk ve İslam Bilim ve Teknoloji Kongresinde tanımış olduğum Pakistanlı ünlü bilgin Prof. Dr. Hakim Muhammed Said’den aşağıdaki mektubu almıştım. Aziz Bay / Bayan Etrafımızda gerilemekte olan ahlâkî durum insanlığı tehdit eden ve her düşünen varlığı, özellikle aramızdaki entelektüelleri dondurup bırakan bir şer alâmeti olmaktadır. Dünyadaki sorumlu sivil şahıslar çoğu kez işbu ahlâkî çöküntü karşısında sessiz kalınıp kalınmayacağı hususunda kararsız kalıyorlar. Bir bilgin ve hümanist olarak […]
3 Ağustos 2017

Aristo ve Osmanlı Medresesi(*)

Ebherî’nin (ölüm. 1264) İsâguci’si -Porphyrius’un “Eisagoge’si- Cumhuriyet’te nihaî olarak kapatılmalarına kadar Osmanlı medreselerinde, ilk mantık metni olarak okutulmuştu. Biz en başta, Helen felsefesinin ve özellikle Aristo’nunkinin yayılma tarihini tahlil etmeye çalışacağız. Gerçekten, Osmanlıların Stageira’lı (Aristo)’ya gösterdikleri ilgi hiçbir zaman durmamıştı. 1845’te Bozoklu Arif Paşa, bir örnek vermiş olmak için, Risâletü’l firâset-i ve’s siyâse’yi yeniden Türkçe’ye çevirmişti.(1) Bu etki, İskender fütuhatının ardından, Helenik düşüncenin önce Asya’ya, sonra da İslâm mülküne sızmasının […]
3 Ağustos 2017

Melâmîlik ve Osmanlı İdeolojisi (*)

Birçokları Melâmîliğe, bir Halvetîlik, bir Rufaîlik, bir Mevlevîlik ve benzerleri gibi tarikat sıfatını vermeyi uygun bulmaz, buna karşın saydığımız bu tarikatlardaki disipline bağlılığın ve ahlâk niteliklerinin ilkel Melâmîliktekilere uygun olduğunu ileri sürerler. Melâmî iç yanını (özü, maneviyatı, gizli yanı – bâtın) kesinlikle görünürlüğe (zâhir) aksettirmeyen kişidir. Sofî hem gizli dünyasında hem de görünür dünyasında şeriatınkurallarına bağlanırken, Melâmî bunu yalnızca gizli dünyasında yapar. Başka deyişle Melâmî’nin, Sofînin tersine, ne tacı vardır ne hırkası ne tekkesi ne zaviyesi ne dergâhı ne de ayîni; ama zikri ve fikri vardır. […]
3 Ağustos 2017

Değer Ölçüleri Üzerine Görüşler

Değer ölçüleri insandan insana, Doğu’lu ya da Batı’lı, varlıklı ya da yoksun, eğitim görmüş ya da görmemiş, köylü ya da kentli, Müslüman ya da sair dinlerden… olduğuna göre hayli farklı şekilde belirirler. Adam, sinema afişine bakan karı ya da kızını mahallî “töreye uygun olarak” yatırıp tavuk keser gibi doğruyor, “namusunu temizlemek” için. İşbu töre, yine bir mahallî “kültür”ün ürünü oluyor, şöyle ki kültür, çok kapsamlı tanımlamaları arasında “sosyal grupları tanzim […]
3 Ağustos 2017

Antik ve Hıristiyan Anadolu Din ve Kültürlerinin Aleviliğe Etkileri

Homo ludens,* on bin yıllık tarihin en muhteşem oyununu, başlattığı yerde, Anadolu’da sürdürüyor. “Çayda Çıra”, ney, mey. Gerekli nefes bu yüz asrın körüğünde. Körüğe Gılgameş, Mani, Zerdüşt, Mazdak, Dionysos, Kybele, Umay, Ali asılmış, arkadan gelen İsa, tilmizleri büyük Kilise Pederleri, Paulician’ı, Thondrak’ı, Bogomil’i. Hepsi Anadolu sosyal kültürünün oluşmasında doğrudan rol almışlar. Ve hepsi, daha önce Asya’da bunlarla tanışmış olarak Anadolu’ya gelmiş olan Türkmen’inki ile birlikte, günümüz Türkiye halkının büyük bölümünü oluşturmuş […]