Aykut Yazgan

3 Ağustos 2017

İstanbul 16:30

merhaba, İstanbul’da saat dörtbuçuk. geçenlerde Metin yolda giderken adamın biri sokulmuş omuzuna: – beyefendi bir cep saati var, almak ister misiniz? Metin tereddüt edince cebinden eski bir demiryolcu olduğuna dair bir kağıt, bir de saatin orjinal belgesini çıkartmış. eh!.. meğerse Metin de çoktandır bir cep saati sahibi olmak istermiş. adama vermiş parayı, almış saati. saat “serkisof”. Belki hakikî değil ama neresinden baksan kösteğiyle, zinciriyle bayağı bir cep saati. hem de kallavi. […]
3 Ağustos 2017

yemek yemek

nedir bu yemek? yemek yemek olayı nedir? içgüdüsel bir davranış şekli mi? spontane, kendiliğinden, farkındalık kavramı atlanarak… doğal!., (doğaya ilişkin…) beden saati on ikiyi çaldığında, guruldayan bir mideye ağız ve gırtlaktan bir şeyler boşaltmak mı? ve böylece “açlığı” bastırmak mı? nefsi körletmek… beden denilen mekanizmayı çalıştırmak, ayakta tutabilmek için yakıt ikmali yapmak mı? “abi biliyosun… aç ayı oynamaz!..” ve sırasıyla: bir somun ekmek, bir baş soğan, birkaç zeytin danesi… tabii […]
2 Ağustos 2017

Düşünenler

dergi sayfalarının bu bölümüne “düşünenler” başlığı altında bir filozofu yazmak alışkanlık haline geldi. yani bu insanların neler düşündükleri, neden düşündükleri, ne yaptıkları, nasıl yaptıkları ve nasıl yaşadıklarını anlatmak… aslında hepsi biz ölümlü insanlar gibi yer içerler, sever nefret ederler ve uykusuz geceler geçirebilirler, ancak felsefeyi “yapabilmek” tanrıların onlara (akıllara seza) bahşettiği bir ayrıcalıktır, bu nadide insanlar hakkında, ismini hatırlayamadığım (hatırlamak istemediğim) güzel bir insan, “her filozof biraz da ondan bir […]
2 Ağustos 2017

“küt” ler…

şair nedir? aktör, yazar, oyuncu nedir? ya da ressam, heykeltraş, müzisyen, besteci?.. soruyu yeni baştan ve daha düzenli sormalı: / daha doğrusu kategorize etmeli, sınıflandırmalı / 1. şair, yazar, besteci,-daha sonra ressam, heykeltraş… 2. aktör, oyuncu, müzisyen (icrâ eden yani…) vs… yazar mesela… veya şair. muammer efendi’nin fatih’te iki gözlü bir hanesi vardır, eşi, kayınvalidesi ve üç çocuğunla oturur, evkafta memurdur muammer efendi. pazar günleri su kaynatılır, yıkanılır, çamaşır yıkanır, […]
2 Ağustos 2017

Düşünenler

Geçen sayımızda derginin bu bölümünde filozof ve düşünürlerin, yapıtlarını, düşünce sistemlerini ve belki biraz da anekdotlara dayalı olan hayat hikâyelerini elimizden geldiği kadar aktaracağımıza söz vermiştik. “Dergi yazıları ile bir bütün oluşturması  düşünülen ve aynı zamanda belki de bir başvuru kaynağı olabileceğine inandığımız bu yazılar kuşkusuz genelde ansiklopedik bir takım bilgileri içerecektir.” Diyerek topu biraz da ansiklopedilere atmıştık. Aslında burada yapılmaya çalışılan bir çok kaynaklardan, yani ansiklopedilerden derlenerek kuru bilgiyi biraz […]
2 Ağustos 2017

martılar + güvercinler + serçeler

saat sabahın dördü. bilemedin dörtbuçuk. eski galata köprüsü daha yerinde duruyor… … altındaki kahveler de, dükkânlarda, gişelerde gri bir sessizlik… yalnızca dubalara vuran siyah dalgacıkların çıkardıkları sesler… şap… şap… şıpırr… şap… şıpır… çok uzaklarda bir vapur düdüğü… belli belirsiz. köprünün üstündeki ışıklar henüz sönmemiş. ince uzun kaidelerin üzerindeki karpuz lâmbalarda beyaza yakın sarı ışıklar… …eminönü’nden karaköy’e, karaköy’den eminönü’ne… doğru sıra sıra… ve güzel bir yaz gününün sıcağına gebe doyumsuz bir […]
1 Ağustos 2017

Düşünenler (Derleme)

Derginin bu bölümünde filozof ve düşünürlerin yapıtlarını, düşünce sistemlerini ve belki biraz da anektodlara dayalı olan hayat hikayelerini bulacaksınız. Dergi yazıları ile bir bütün oluşturmasını düşündüğümüz ve aynı zamanda bir başvuru kaynağı olabileceğine inandığımız bu yazılar kuşkusuz genelde ansiklopedik bilgileri içerecektir. Kısacası burada tanıtılacak her şahsiyetin özelliğini, hayat hikayesini ve yapıtlarını her hangi bir ansiklopedide, iyi veya kötü bulabilmeniz mümkündür. Ancak dergimizde biz bu genel ansiklopedik dizilişe başka bir tat […]
1 Ağustos 2017

Aydın

15 Ağustos 1995 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde, “aydın” üzerine başlatılan sütunlar arası tartışmayı birtakım garip duygularla, fakat çok sıkı bir şekilde takip etmiştim. Aslında takip edebilmek yerine daha çok izlemiş veya iz sürmüş de diyebilirim. Çünkü, olaya hangi kalemşörün, hangi sütunda, ne gün, hangi saatte ve nasıl yaklaşacağı hiç belli olmuyordu. Daha da kötüsü; serlevhasında “aydın” lakırdısı geçmeyen makalelerde ve ilgi alanı pek “aydın” olmayan köşe yazarlarının sütunlarında bile bir “aydın” […]
1 Ağustos 2017

Prolog

oniki milyar senelik yaradılış süresine kıyasla şu etrafta dolaşan insancıklara bir bakın… kimisi kötü tekel kibriti, kimisi balmumlu isveç kibriti, kimi kazık kadar şömine kibriti gibi, ama sonunda neresinden bakarsan bak ancak bir kibrit kadar, bir kibritçiğin, bir çöpçeğizin yanması kadar zamanla ölçülebilecek olan ömürlerinde neler yapıyorlar… neler neler sığdırmaya çalışıyorlar bohçacı kadın misali ömürlerinin bir metrekare çizgili, desenli, ebruli bez çarşaflarına… doğumdan hemen sonra hızla aşağılara doğru kaymaya başladığımız […]