Yorum ve Aşırı Yorum

Sayı 95 Kasım – Aralık 2020

Umberto Eco (1992), Yorum ve Aşırı Yorum, Çev: Kemal Atakay, Ayrıntı Yayınları, 3. Basım (2019).

Umberto Eco Hakkında:

5 Ocak 1932 yılında İtalya’da dünyaya gelmiştir. İtalyan bilim adamı, yazar, düşünür ve eleştirmendir. Dünya gündemine “Gülün Adı” ve “Foucault Sarkacı” isimli romanları ile oturmuştur. İtalyan yazar Umberto Eco göstergebilim ve Orta Çağ estetiği ustalarındandır.  Yazar yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Thomasçılık akımı ve estetik anlayışı üzerinde yapmıştır. Orta Çağ uzmanı ve yazarı olan James Joyce üzerinde derin araştırmalar yapmıştır.

Umbarto Eco ilk romanı olan “Gülün Adı”nı 1980 yılında yayınlamıştır. En son olarak  profesör unvanını almış Bologna Üniversitesi’nde bölüm başkanlığı yapmıştır. Yazar 1960 yıllarından itibaren kitlesel kültüre ağırlık vermiştir. Son yıllardaki çalışmaları güncel olaylar üzerine olmuştur. Edebiyat eleştirmeni, edebiyat teorisyeni, göstergebilimci ve dilbilimci sıfatlarının yanında Eco’yu yorum ve anlam hakkında konuşurken daha yetkili kılan bir başka özelliği, aynı zamanda çok okunan bir roman yazarı olmasıdır. “Gülün Adı”, “Foucault Sarkacı”, “Önceki Günün Adası”, “Baudolino”, “Kraliçe Loana’nın Gizemli Alevi” gibi romanlarıyla ve “Açık Yapıt”, “Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti”, “Orta Çağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik”, “Güzelliğin Tarihi”, “Çirkinliğin Tarihi” gibi deneme kitaplarıyla günümüzün en önemli yazarları arasında sayılmaktadır.

Edebiyat eleştirileri, tarih alanındaki yazıları önemli bir yer tutar. Tarih bilgisi ile eserleri süslemektedir. İstanbul’a geniş yer ayırdığı Baudolino isimli eseri ülkemizde ilgi ile karşılanmıştır. Yazarın birçok eseri ülkemizde yayınlanmıştır.  Dünyanın İlk 100 Entelektüeli arasında 2004 yılında 14. sırada yer alan Eco, 2016 yılında pankreas kanseri nedeni ile 84 yaşında hayata veda etmiştir.

 

Yorum ve Aşırı Yorum Hakkında:

Yorum ve Aşırı Yorum, Türkçeye 1996’da, Can Yayınları tarafından, Kemal Atakay çevirisiyle kazandırılmıştır. Orijinalinin yayım tarihi 1992 (Cambridge University Press) yılıdır. 2016’dan beri Türkçede yine aynı çevirmenle ama artık Ayrıntı Yayınları arasında bulunmaktadır. Her iki yayınevi de kitabın kapağında yazar bilgisi olarak Umberto Eco yazmakla birlikte bu bilgi tam olarak doğru değil. Tam ve doğru bilgiye Can Yayınları’nın baskısının iç kapağında ulaşabiliyorsunuz: Yorum ve Aşırı Yorum, esasında Eco’nun tek başına yazdığı bir metin değil. Kitabın editörü Stefan Collini. Kitapta, Collini’nin yazdığı “Giriş” de sayılacak olursa toplam sekiz parça bulunuyor. Bunlardan dördü Eco’ya ait ve bu dört parça hacimleri itibariyle kitabın üçte birinden biraz daha fazla yer tutuyor. Yani “Yorum ve Aşırı Yorum” çok yazarlı bir kitaptır. Bu kitabın diğer derleme kitaplardan farklı yönü ise Collini’nin Giriş’i haricindeki yazıların aynı bağlamda ortaya çıkmış olmasıdır. Yazılar, 1990’da Cambridge’de, 1978’den beri düzenlenmekte olan Tanner Konferansları çerçevesinde verilmiş konferansların gözden geçirilmiş hâlleridir. Üç isim –Eco, Rorty ve Culler– arasındaki canlı tartışmayı yansıtır. Eco’nun yorumun sınırlarını değerlendirdiği, başka bir deyişle neyin yorum neyin “aşırı” yorum olduğunu belirlemeye çalıştığı üç konferansına, diğer üç katılımcı birer konuşmayla karşılık vermiştir. Kitabın oldukça hareketli ve hararetli geçtiği anlaşılan bir etkinliğin ürünü olduğunu hissedilir.

“Yorum ve Aşırı Yorum”daki parçalar, edebiyat eleştirisi ile ilgiliymiş gibi görünmekle birlikte, daha büyük bir sorun, metinleri anlamak veya yorumlamak hakkındadır. Bir metni anlamaktan veya yorumlamaktan bahsedildiğinde, karşımızdaki mesele, açıkça belirtilsin veya belirtilmesin, doğru anlamak veya yorumlamaktır. Yasa metinleri, kutsal kitaplar, akademik metinler, felsefî eserler, edebiyat metinleri, hatta insan davranışları… Hepsinin yorumlar dâhilinde işletildiği düşünüldüğünde, dünyanın sürekli bir yorumlama mücadelesi içinde var olduğu söylenebilir. Bu durum da yorumlamanın nedenli önemli oluğunu gözler önüne sermektedir.  Eğer “insan davranışını bir metin gibi okumak”tan da bahsedecek olursak, kimi zaman düşük şiddetli, kimi zaman kanlı bile olsa, savaşlar, çatışmalar, çekişmeler ve sürtüşmeler öyle ya da böyle belli türden yorumların karşıtlığına ve uyuşmazlığına dayandırılır. Edebiyat eleştirisi ise, yorum savaşlarının sürdüğü en naif meydandır.

Eco: “Bir metin, yazarın sözcükleri okurun da anlamı getirdiği bir piknikten ibarettir,” der. Edebiyat eleştirisi veya yorum teorilerine giriş mahiyetinde yazılmış metinlerdeki anlatı, metninin yaratıcısı yazarın niyetinden yazarın ölümüne, okurun zaferine giden tek yönlü bir serüvenden bahseder. Bu sürecin sonunda yer alan, yerli-yersiz “postmodern” etiketi verilen yorum anlayışı, metnin yazarının veya müstakil bir varlık olarak kendisinin sahip olabileceği anlamları neredeyse yok sayar, okuru anlamın yaratıcısı hâline getirir. Hemen anlaşılabileceği üzere, okurun anlamı yaratması, bir yandan bir değil birden fazla mümkün anlamlar evreni yaratırken, diğer yandan “doğru” yorumdan bahsedilmesini gereksiz hâle getirir: Her yorum doğrudur / haklıdır. Eco’nun okura haddinden fazla değer veren bu ve benzeri yorum yaklaşımlarıyla arası iyi değildir. Eco’ya göre;  okur yönelimli teoride “yeni” bir şey olmadığı gibi, metne güvensizlik kimi zaman paranoyak bir tutumdur.

Peki, metnin niyeti; anlamın veya yorumun zemini, yaratıcısı olarak yazardan ve okurdan bağımsızlığını kazanabilmiş metin, yorumun doğruluğuna ilişkin nasıl bir ölçüt hâline gelir? Metni merkeze almak için, öncelikle okur yönelimli veya giz avcısı yorum yaklaşımlarının “her şey her şeye benzer” ilkesinin reddedilmesi gerekmektedir. Her şeyi her şeye benzetmek, metinden yola çıkarmış gibi görünmekle birlikte dilin, dilin konvansiyonelliğinin, doğal dil içinde üretilmiş ikincil anlamlama/gösterge sistemlerinin anlam yaratabilmesini mümkün kılan konvansiyonelliğin dışına çıkmak demektir. Her şeyi her şeye benzeten dilin ve metnin kendi dinamikleri değil, okurun paranoyaklığıdır. Bir metnin bir noktası için yapılmış bir yorum, metnin diğer kısımları tarafından desteklenebiliyor olmalıdır. Bunun yanında metin elbette bir yazar tarafından belli bir konuda yazılmıştır, fakat yazarın niyetlerini aşan metinsel ilişkiler söz konusu olabilir. Metnin yazarı neyi kastetmiş olursa olsun, kelimelerin, cümlelerin, yapıların bir araya gelmesinin yazarın niyetinden farklılaşan ve kendi kendini doğrulayan ilişkiler kurması mümkündür.

Eco’ya göre hangi yorumun kesinkes doğru olduğunu söyleme imkânına sahip olmayabiliriz ama bazı yorumların kesinkes yanlış olduğunu söyleme imkânına sahibiz. Bize bu imkânı veren de, ne yazar ne de okurdur; bazı yorumları yanlışlayan ve bazı yorumları da haklı çıkaran, metnin kendisidir. Eco’a göre yazar ne yazmak isterse yazsın, okur ne anlamak isterse anlasın, metin ne veriyorsa okur da yazar da ona tâbidir. Yorumun mutlaka bir sınırı, bir ölçüsü olması gerektiğine inanan Eco, üçlü bir kavram zemini üzerinden konuya yaklaşır: Yazarın niyeti, okurun niyeti ve metnin niyeti. Eco’ya göre metnin niyeti “örnek okur”u kurmaktır. Örnek okur metinden uygun verileri alarak bir yoruma ulaşır. Okurlar da metinleri bir gerçek yazara nispetle değil,  örnek yazara atıfla okurlar.  Bu anlamda biraz orta yolcudur Eco, yazarı da okuru da yok saymadan, ama aralarındaki ilişkiyi bir modellemeyle tanımlayarak metnin niyetinin öne çıktığı bir yorum anlayışı sunar (Eco, 2019: 69).

Eco’nun, “Yorum ve Aşırı Yorum”un başındaki üç konferansı sonlanır.  Bundan sonra önce Rorty, ardından Culler söz alır. Rorty, Eco’nun metnin bir anlamı olduğu fikrine ve metinlerle kurduğumuz ilişkiye dair düşüncelerine saldırırken, Culler’ın hedefinde sadece Eco değil, Rorty de vardır.

Rorty’nin Eco’ya yönelttiği iki temel eleştiriden ilki, metnin keşfedilecek bir anlamı olduğu fikridir. Ona göre metinlerin yorumlanmalarından önce, okurlarından bağımsız anlamları yoktur. Anlam, metnin okunmasıyla ve yorumlanmasıyla ortaya çıkar. Metinler “bir şey” hakkında değildir. Bu, metin fikrine yüklediğimiz bir yanılsamadır; Rorty’nin şiddetle karşısında durduğu özcülüktür. Bir metnin belli bir noktasına dair yorumun doğruluğunun metnin geri kalanıyla tutarlı olmasına bağlanmasının da metne, metinde olmayan, bizim tarafımızdan yüklenmiş bir yanılsamadan kaynaklandığını söyler. Metinler tutarlı değildir, daha doğrusu tutarlı olmak zorunda değildirler veya tutarlılık metne ait bir nitelik değildir. Metnin tutarlı olması gerektiğini söyleyen, metni tutarlılık bağlamında gören, onu tutarlı kılan saplantılı okurlardır. Tutarlılık argümanı kimi zaman, tek bir metnin tutarlılığı olarak karşımıza çıkar, kimi zaman da bir yazarın metinleri arasındaki tutarlılık. Rorty sınırı ne zaman, nerede çekebileceğimizin makul bir cevabı olmadığını söyler. Tutarlılık saplantısıyla okuduğumuz metnin hangi bağlamda tutarlı olması gerektiğine nasıl karar vereceğiz? Ve Eco’nun istihzayla andığı metinler arasındaki ilişkileri bulmaya çalışan giz avcılarının hangi sınırı geçtikten sonra artık yanlış bağlantılar aramaya başladıklarını söyleyebiliriz? Eco’nun da zaman zaman başvurduğu metinlerarası ilişkiler nerede başlar, nerede biter? Sınırları belli bir metin var mıdır? Başı sonu belli, iki kapak arasında sıkıştırılmış bir metnin ötesine geçebiliyorsak, mesela, yazarın sadece yazdığı değil, okuduğu kitaplara da başvurmamızı engelleyen ne olabilir? Üstelik yazarın okuduğu, okumuş olabileceği metinler kadar onları alımlaması hakkında da fikir beyan etmekten bizi alıkoyacak bir ilke, düstur, kural bulunabilir mi? Yazarın özyaşamöyküsüne dair kurguladığımız zihnimizdeki metni, neden bir başka metin olarak kullanmayalım ki?

Ne keşfedilecek anlamlar ne de yorumlanacak metinler vardır. Anlamın keşfi veya yorumlama, metinleri kullanmanın başka isimleridir sadece. Bu durumda “metinler arasındaki ayırımlar da buharlaşır”. Edebiyat metni ile bilimsel veya tarihî bir metin de farklı yöntemlerle yorumlanacak, anlaşılacak metinler olmaktan çıkarak, kullanılan metinler hâline gelir. Böylece Rorty, Eco’nun metinlerin yorumlanması ile kullanılması arasında öngördüğü ayırımı çürütme iddiasındadır. Eco bu ayrımda metnin kullanılması olarak nitelediği pratikleri yorumun dışında, dolayısıyla ya yanlış ya haksız yahut da haddini aşma olarak niteler. Hâlbuki Rorty bütün bunları meşru görmektedir; tek bir şartla: Bütün bunlar yorum değil, zaten kullanmadır, yapabileceğiniz başka bir şey de yoktur. Metinler arasında türsel farklılıklar yoktur. Metinleri yazarken belli amaçlarımız vardır ve bu amaçları ortaya koyma tarzımız dâhil olduğumuz cemaatlerin alışkanlıklarıyla belirlenir, zamanla da sanki metinlerin özellikleriymiş gibi görünür.

Rorty’nin ardından sahneye Culler çıkar ve daha en baştan konumunu açıkça belli eder. Culler, Eco’nun paranoyakça bulduğu, haddini aşmak olarak nitelediği aşırı yorumu savunacaktır. Aşırı yorum savunulmalıdır çünkü eğer yorum bize bir şey söyleyecekse, ilgi çekici olacaksa, yeni bir şey ortaya çıkaracaksa, sınırları aşmalı, yazarı çileden çıkartmalı, okuyanların aklına gelmemiş şeyleri sormalıdır. Yorum sadece aşırı yorum hâlinde ilginçtir. Culler aşırı yorumu savunmakla kalmaz, Rorty’nin Eco’ya yönelttiği eleştirileri de eleştirir.

Eco, eleştirilere cevaplarda ağırlıklı olarak Rorty’nin eleştirileri üzerinde durur. Cevapları oldukça basit ancak ikna edicidir: Eğer Rorty’nin söylediğini kabul ederek metinlerin herhangi bir şey hakkında olduğunu reddedersek nasıl olur da karşılıklı bir konuşma yürütebiliriz? Söylediklerimiz, yazdıklarımız bir şey hakkındadır, o şey hakkında yorum yapar, o şey hakkında etkileşime gireriz. Bunun yanında Eco ilk başta yaparmış gibi göründüğü bir ayrımı kabul etmediğini açıklıkla dile getirir: Metinler arasında türsel farklılıklar yoktur. Metinleri yazarken belli amaçlarımız vardır ve bu amaçları ortaya koyma tarzımız dâhil olduğumuz cemaatlerin alışkanlıklarıyla belirlenir, zamanla da sanki metinlerin özellikleriymiş gibi görünür. Tarihsel olayları betimleme, bir felsefî iddiada bulunma ya da kurgusal bir eser ortaya koyma arasındaki farklılık, metinlerin özsel farklılıklarından ileri gelmez diyerek açıklar.

Eco, Culler’ın aşırı yorum savunusuna da tümüyle karşı çıkmadığını söyler. İlginç olan gerçekten de aşırı yorumdur ancak Eco’nun ısrarla söylediği şey şudur: “Tek bir anlam yoktur, hangi anlamın en doğru olduğu söylenemez ama yanlış olduğu söylenebilecek yorumlar vardır ve olmalıdır, yoksa yine konuşma imkânımız ortadan kalkar,” der.

 

Kaynakça:

https://t24.com.tr/k24/yazi/eco-ve-asiri-yorum,1935, Ertuğrul Uzun

https://kidega.com/yazar/umberto-eco-168725