Yeni Yıl ya da Yine Yıl…

25 Ekim 2016
Sayı 08 - Ocak 2011

Hesaplamalar için ister güneşin, isterse ayın hareketleri esas alınsın; başlangıç noktası ister Hz. İsa’nın doğum günü, ister Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü, ister efsaneler, isterse dünyanın ve insanın yaratılışı olarak düşünülsün; “yıl döngüsü” tüm kültürlerin, tüm geleneklerin ve dinlerin hemfikir olduğu ve bir anlamda tabiatın yansımasında insanın kendini gözlemlediği âdeta bir ortak karar. Yeni bir yılı, eş deyişle yeni bir döngüyü ziyafetlerle ve kutlamalarla karşılama geleneği, insanlığın belki de en eski kutlaması olarak antik dönemlere, Sümerlere ve Akadlara dek uzanmakta.

Antik dönemlerde baharın gelişi, yani doğanın uyanışı ile eş olarak kutlanan yeni yıl, Antik Babil’de yeni yılın ilk ayı kabul edilen Nisan ayında 11 gün boyunca kutlanırdı. Doğanın yeniden uyanışının, yenilenişinin olduğu kadar toplumun da yenilenişi olarak kutlanan bu günlerde yaratılış hikayeleri anlatılır; evrenin düzeninden, bu düzenin Babil’in Tanrısı Marduk ve kaotik güçlerin Tanrıçası Tiamut arasındaki çatışkıdan doğuşundan bahsedilirdi.

Özellikle İran’da ve Anadolu’da kutlanan en eski gün dönümlerinden olan, yazılı olarak ise ilk kez antik Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz da Farsça “yeni gün / yeni gün ışığı” anlamına gelir ve güneşin döngüsünü tamamladığı, yenilendiği ve her şeyi yenilediği zamana işaret eder. Günümüzde de birçok kültürde hâlen güneşin Koç burcuna girdiği 21 Mart günü kutlanmaktadır.

Mısır, Kelt, Hint, Yunan ve Roma medeniyetlerinde de kutlanan bu güne özel olarak Antik Roma’da bereketi ve doğurganlığı temsilen mutlaka ballı elma turtası yapılırdı; tıpkı Yahudilerin yılbaşında sofraya mutlaka elma ve bal koymaları gibi.

Yahudilerde Roş Ha Şanah yani yılın başı İbrani Takviminin yedinci ayı olan Tishrei’nin (Ekim) birinci ve ikinci günüdür. Dünyanın yaratılışının altıncı gününe denk gelmektedir. Yıl o günle başlar, zirâ altıncı günde Tanrı, “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım” (Yaratılış 1:26) demiş ve insanı yaratmıştır. Roş Ha Şanah insandan dolayı dünyanın doğum günüdür. Geleneğe göre aynı zamanda yeni giren yıl adına tüm dünyanın yargılandığı gün olduğu için de büyük bir ciddiyetle kutlanmalıdır.

Müslümanlar için ise yılbaşı Muharrem ayının birinci gecesidir. Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicretini tarih ve takvim başlangıcı olarak esas alan ve adını bundan alan Hicrî takvime göredir. Hz. Ömer zamanında ay yılı esas alınarak düzenlenmiştir.

Hıristiyanlar her yıl 24 Aralık’ta Hz. İsa’nın doğum gününü kutlarken, bundan tam 7 gün sonra yani aslında İsa’nın Yahudi geleneklerine göre sünnet edildiği gün yeni yılı kutlarlar (31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece). Günümüzde neredeyse tüm dünyaca kabul edilmiş, bizim Milad diye adlandırdığımız bu gün, tarihin başlangıcı kabul edilmiştir. Yani tarihin başlangıcı insandır. Dilimizdeki Milad kelimesi, Arapça kökenli bir sözcüktür ve veladet (doğum) sözcüğünden gelir. Ancak hayrettir ki, İbranice mal/mila sözcükleri “sünnet ve tamam olmak / tamamlanmak” anlamlarına gelir. Brit mila, “sünnet ahdi” demektir; yani en düz anlamıyla Tanrı’nın insanla olan ahdinin insan bedenindeki işareti.

Kültür, gelenek, din tüm bu kavramlar insanla başlar, insana dayanır, insanla anlamlıdır. Geçtiğimiz yıl boyunca acısıyla tatlısıyla yaşadıklarımızı düşünmemek, dönüp de arkamıza bakmamak mümkün değil. Dünyanın yargılandığı ya da bir başka deyişle her insanın kendi dünyasını yargıladığı eski yılın son, yeni yılın bu ilk gününde unutmayalım ki, yaşadığımız her olay, yaptığımız her hata, aldığımız her ders, bizi gülümseten her anı, karşılaştığımız her insan biricikti. Aslolan insandı, insanî değerlerdi. Geri dönüşü olmayan, taşlarını kendimiz döşediğimiz, her birimize özgün yollarımızda yürürken, umalım ve çabalayalım ki kalplerimize barış hâkim olsun. Yakın ve uzak çevremize barışı telkin edelim.

Sözün özü, işte yine yeni yıl. Kıymetini bilelim.