Ütopya ve Müzik

Ütopya - 2018

Ortada bir tencere, boş mu dolu mu bilen yok…

Her
kültürün, dolayısıyla o kültürün yetiştirdiği zihnin, kendi değerlerinin ya da
korkularının ürettiği ütopyaları ya da distopyaları var. Ütopya var olduğumuz
andan daha uzak bir noktayı işaret eder. Bu nokta gelecekte veya geçmişte
olabilir. Yakın çağlarda yazılmış ütopya örnekleri genelde gelecekte var olması
öngörülen mekân ve zamanlara aittir. Bu yüzden ütopya geleceğe dair bir kavram
olarak genel kabul görür. Fakat geçmişte var olduğu anlatılan “yüksek mekânlar”
bir ütopya olarak pek çok kültürün mitolojisinde karşımıza çıkar. Örneğin Güney
Amerika kültürlerindeki “altın şehir” (Eldorado) efsaneleri, Platon’un
Timaios’da bahsettiği Atlantis gibi… Zaman ve mekândan bağımsız örnekler de
vardır; Yunan mitolojisindeki Olympos ve Hades ülkesi veya dinlerdeki Cennet ve
Cehennem, mekân ve kavram olarak ütopya ve distopya örnekleridir. Ütopyanın
anlamı olan -yok yer-’in uzamı, ‘yok zaman’ı da kapsar, zaman muğlaktır.

Ütopyadaki
zamansal ve mekânsal belirsizliğe karşın, bugünlerde geleceğe dair öngörüler
kabaca zaman da vererek bir distopyayı işaret ediyor. Hatta halk arasında
ütopya kelimesi gerçekleşmesi imkânsız gelecek kurguları için bir sıfat olarak
(ütopik) kullanılmakta. Yani fiili dünyada ütopya artık baştan bir sıfır
yeniktir.

Dünyada
insan nüfusunun artması, çölleşme, küresel ısınma vs. derken insanlık yavaş
yavaş Hades’e doğru ilerliyor. Bu distopyadan mitolojide hiçbir canlının sağ çıkması
mümkün olmamış. Hades’e inip geri dönebilen bir kahraman dahi yok; Grek
mitolojisindeki Orpheus ve Acem diyarındaki benzeri Tammuz dışında. İki
kahraman da müzik yetenekleri sayesinde yeraltı tanrısının kalbini yumuşatıp
geri dönüş biletlerini alırlar. Bu iki kahraman, müziğin, insanlık için
ütopyaları gerçekleştirmeye yardım eden önemli bir araç olduğunu kulağımıza fısıldamaktadır.

Peki,
müzik bunu nasıl yapar?

Müziğin
kulağımıza dokunarak yarattığı hissiyat ve zihingörüler, diğer duyu organlarımızdan gelen pek çok
algısal veriden daha güçlü bir şekilde benliğimizde canlanır. Bir iletişim aracı
olduğu kadar, toplumun yazısız tarih hafızası olarak da müziğin önemi büyüktür.
Yazı, konuşmaya kıyasla on binlerce yıl sonra geliştiğine göre, insanoğlu
geleceğe dair umutlarını, tasvirlerini ilk şarkılarla anlatmıştır. Ütopyalar
çok yüksek ihtimal; ilk olarak ozanların şarkılarında hayat buldular.

Fakat
tarihe ‘ütopya’ adıyla geçen ilk eser, Katolik bir din adamı olan Thomas
More’un 1516’da yazdığı kitabıdır. More burada yaşadığı dönemde gözlemlediği ve
kendisinin de kurbanı olduğu haksızlıklara ve topluma yönelik eleştirilerine
karşılık önerdiği çözüm önerilerini, “Utopia” adını verdiği bir ülke üzerinden
anlatır.

More’dan
sonra da sanatın her dalında pek çok ütopya ve distopya kurgulandı. En ilginç
örneklerini de geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında, İkinci Dünya Savaşı sonrası
ikinci kuşağın (hippiler) anlam dünyasından çıkan Pyschedelic Rock ve
Progressive Rock gruplarında görmekteyiz. 1960’lı ve 1970’li yıllara denk gelen
bu dönemde dünyada politik kutuplaşma mevcuttu. İktidarlar, karşı tarafın baş
aktör olduğu distopyalarla toplumu korku üzerinden yönetiyordu. Yeni bir
nükleer savaş korkusu, kapitalist dönüşümün sancıları derken tam bu dönemde
filozoflar, sanatçılar ve gençler (çiçek çocuklar) barışçıl ütopyalar hayal
ettiler. Bunda uzay teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin de etkisi büyüktü
tabii. Ayın yüzeyine inildiği ve gezegenlerde koloniler kurma hayallerinin
kurulduğu bir çağa giriyorduk artık.

Ütopyalara
yazılan şarkılar o zamanın dünyasından bir kaçış gibi gözükse de altında olup
bitenlere bir tepki yatmakta idi. Bu kaçışa yardım eden halüsinojen maddelerin
de etkisiyle bazen “Gökyüzüne Merdivenler”[1]
inşa edildi, bazen ise yaklaşan “Kova Çağı”ndan[2]
medet umuldu.

Batı
Avrupa’da ütopyalar bazı müzik gruplarını çok daha derinden etkiledi. Fransız
grup “Magma”, kurucusu baterist Christian Vander’in kurguladığı ütopyayı 1970
tarihinde bir müzik albümü olarak yayınladı. Albümde evrenin bir köşesinde yer
alan Kobaia gezegenindeki yaşamı anlatırlar. Şarkılar grubun kendilerinin var
ettiği Kobaia dilindedir. Kanımca kulağa Fransız aksanlı Almanca gibi gelen bu
dil ile müziğin anlatımı desteklenir. Albümün 1. yüzünde Kobaia’nın nasıl
kurulduğu ve oradaki yaşam anlatılır. 2. yüzünde ise gezegende geçen heyecanlı
bir hikâye bekler dinleyicileri. Dünya’dan yola çıkan ve uzayda kaybolmuş bir
uzay gemisi, tesadüfen Kobaia gezegenine yaklaşır. Kobaia’lılar tarafından
kurtarılan gemi mürettebatı, karşılaştıkları bu üstün medeniyet karşısında çok
şaşırırlar. Uzun uğraşlar sonucu Kobaia’lılardan oluşan bir ekibi Dünya’ya
gidip eğitim vermek konusunda ikna ederler.[3]

Grup
bu albüm ile yakaladığı başarıdan sonra diğer albümlerinde de Kobaia ütopyasını
anlatmaya devam eder. Dünyaya gelen öncü Kobaia’lı ekip burada politikacılara
sözünü dinletemez ve hapsedilir. 1973 tarihli albümleri “Mekanik” pek çok müzik
yazarınca Progressive Rock’ın en iyi albümlerinden biri olarak gösterilir.

Aynı
dönemde gitarist Daevid Allen liderliğindeki “Gong” grubu, benzer bir ütopya
anlatımını bu sefer sözlerine de yansıtmıştır. 1973 tarihli “The Flying Teapot”
albümünde, The Gong Planet adlı bir gezegenden gelen küçük yeşil uzaylılar
bizlere aşkı telepati ile anlatırlar. Zihin okur ve bize bir şekilde gülmeyi
öğretirler. Sonrasında gelen 3 albüm bu gezegen ve sakinleri ile ilişkilidir.
2009’da çıkan albümleri “2032” ile bu kez gezegenin geleceğinden bahsederler.[4]

Bu
ruhun Türkiye’ye yansıması da hiç gecikmedi. Batı’dan Nepal ve Hindistan’a
doğru yapılan mistik yolculukların bir durağı da İstanbul’du. Yolcular ve
ülkemizdeki akranları tanışıyor ve birbirlerinin müziklerini ve kültürlerini
öğreniyorlardı. Bu sayede müzisyenlerimiz artık Anadolu’ya ait müzikal temaları
işleyip, Batı müziği formları ile kaynaştırıyordu. Yeni ve çok ses getiren
örnekleri üretmeye başladılar.

Barış
Manço’nun şarkılarından “2023” ve “Halil İbrahim Sofrası” ütopyaya iki örnek
olabilir. 1974/1975 yılları arasında kaydedilen 2023 şarkısı o tarihten yaklaşık
50 yıl sonrası için yazılmıştı.

Şarkının
kahramanı, Anadolu’nun topraklarından doğan ‘Kayaların oğlu’dur. 1923’de doğar.
Toprak ana ile Kaya babanın oğludur. Kuzeyden esen rüzgârlarla dağılmış,
güneyden gelen kavurucu sıcaklarla susuz kalmış toprakları birleştirir ve
yeşertir. 2023’de ise kök salmış olarak yeniden uyanır ve çevresinde yetişmiş
asırlık çınarların arasına katılır. Doğu’dan esen seher yelini ardına alıp yeni
bir ‘kayaların oğlu’nun doğuşunu seyre koyulur.

Bu
şarkıda Barış Manço Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılına atıfta bulunur. Kullandığı
metaforlar ile Türkiye’nin 100 yıl sonra nasıl bir politika izleyebileceğine
dair fikir verir.

Diğer
şarkı “Halil İbrahim Sofrası” ise mikro bir konu üzerinden ütopyayı arar. 3
büyük dinin de kökenindeki isim olan İbrahim peygambere atfedilen bir sofradır
bu. Herkesin nasibine düşen ile doyduğu, herkesin buyur edildiği, hatta sofraya
bir misafir gelene kadar yemeğin başlamadığı bereketli bir sofradır. Bu sofranın
ahlâk anlayışı ve ritüelleri, Thomas More’un Utopialılar’ının sofrasına benzer.
Herkes ihtiyacına göre adil pay alır, gençler önce, yaşlılar daha sonra yer.
Sofrada sohbet de olur. Büyükler küçükleri dinler, öğütler verir. Sofradakiler
israftan kaçınır.

Manço
tıpkı Utopialılar gibi “alnı açık, gözü toklar’ı baş köşeye çağırır. Aklı,
vicdanı bir kenara koyup, körü körüne kula kulluk
edenlere rahat etmeyecekleri taş döşekler uygun görülmüştür. Manastır yaşamına
hayranlık duyan Katolik rahip More gibi, Barış Manço da nefsine hâkim olanların
itibarlı olacağını söylemiştir. Bize ütopyadan seslenir; paraya, pula, ihtişama
değil, akla itibar vardır. İçi boş insanların bu sofrada yeri yoktur.
Dinleyiciye öğütler verirken pratik yaşamdan dem vurur; “Kimi tatlı peşinde, kimininse tuzu yok”, bu
eşitsizliğe Halil İbrahim sofrasında izin verilmez.

Geçmişin
ütopyaları politik kurgular üzerinden saf umutlara tutunurken; artık ütopyalar
bilim kurgu ve fantastik senaryolarla sırlanmış bir ‘kara ayna’dan[5],
ticari ve politik koşullanmaları da ruhumuza gülümseyerek zerk edebilir.
Manço’nun ütopyasında olduğu gibi; her ütopyada insan, yaşama dair akıl ile
verebileceği cevapları ararken, bilinmezliğe ve kuşkuya da pay bırakmalı. “Ortada bir tencere, boş mu dolu mu bilen yok…”


Dipnotlar:

[1]Stairway to Heaven” Led Zeppelin 1971 https://youtu.be/B8L0wQAwIOI

[2]Age of Aquarius” The 5th Dimension 1969 https://youtu.be/kjxSCAalsBE

[3] The World of Magma by Peter Thelen http://www.furious.com/perfect/magma.html

[4] www.planetgong.co.uk/archives/gong-history

[5] Black Mirror / TV dizisi Netflix 2011