Türkçe ile Felsefe

Sayı 57 - Şubat-Mart 2015

Düşünmek; kişinin kendi kendisiyle konuşmasıdır.

Düşmek… İstençsiz bir eylemdir. Aristo “Doğa Üzerine Düşünmeler” (Metafizik) isimli eserine; “İnsan doğal olarak bilmek ister,” diye başlamaktadır. Ve “bilmek” ereğe konuşlandırılırken diğer yandan bu erek insanın “doğal” yani zorunlu “özyapısı” olarak, “olmazsa olmaz” koşulu olarak koyulmaktadır. İnsan için; “Homosapiens” derken de (homo: aynı, sapere: bilmek) bu koşul konu edilmektedir.

“Bilmek” düşünmenin ürünü olacaktır. Öyleyse Descartes’ta olduğu gibi burada da insan; ediminde (yani yükümlü olduğu davranışında), düşünme varlığı olarak tanımlanmaktadır.

Düşmek; bu yüzden zorunlu, verili ve istençsiz bir devimdir. Düzey olarak “yukarıdan aşağıya” bir devim diye söylense de dışarıdan içeriye bir geçiş olarak da anlaşılabilir. İnsanın, duyulardan us’a; (özyapısı gereği) bir zorunlu geçişidir, düşünmek. Düşünmenin, Düşten ayrımı ise düş’de olmamakla, düşünmeye “ben düşünüyorum”un eşlik etmesidir.

Descartes’a göre; “Ben düşünüyorum” bilinci, varlık ve kendiliktir.“Kendi-lik” insanın öz yapısı üzerine dönüşlülüğüdür. Bu dönüşlülük; ancak duyularda “duyan-duyulan ayrımının” zorunluluğundan kaynaklanır. Kendilik üzerine dönüş ise tamamen özgür istence bağlı bir yönelmedir.

Artık “Homosapiens sapiens” aşamasına gönderme yapılmaktadır.

Kon-mak… Bir yere ilişmektir. Bu ilişmek “geçicilik içermesi” dolayısıyla devimin bir kıpısıdır.

Kon-uş… Bir “işlek” ekiyle, yapılan işten bir edim olarak iş üretmektir, bir işe ilişmektir.

Konuşmak eylemi; yapısal yasalarına uyarak ve sözcükten sözcüğe geçerek, bir dili kullanmaktır. Her ilişki bir iletişim ve bildirişim aracı olarak “dil” gerektirir. Düşünmek öncelikli olarak söylenmelidir ki; “dile ilişkin” konuşmaktır.

Diller yerel ekinlerin birer türevi oldukları için, dillerin yapısal yasaları her zaman düşünmenin yasaları olamazlar. Her ne kadar ekinsel dillerle etkileşimlerinden, karışık yapılı, kendi içinden gelişmemiş bir dil, yasalı olmamaklığıyla düşünmeyi engellese de, onları aşan “aşkın dil”, düşünmenin yapısal yasaları olarak arkada bulunmalıdır. “Bulunmalıdır” diyoruz, çünkü onlar önceden ekinsel dillere önsel olarak vardırlar.

Bütün ekinsel diller (ses ve görsel olarak) birbirlerinden ayrımlılıklarında aşkın dil düzeyine yükselebilme yetisi barındırırlar. Düşünmenin “yapısal yasaları” düşünmeye önsel olarak vardururlar. Yeter ki ekinsel dil’in köklerine gidilsin.

Biz düşünme eyleminde iken; önsel olanın düşünme eyleminin arkasında durmakta olduğunu görerek düşünme yasalarını bulabilmeliyiz.

Düşünme yasaları; düşünme eylemindeyken, önce bulunup sonra üzerine dönerek bilineceklerdir.

Bu arkada duran düşünme yasaları ekinsel dillerden bağımsız olup evrenseldirler. Ve düşünme eylemi; her düşünce üretimi için zorunlu olanlarca yönlendirildiğinden, ekinsel dil içinde, ekinlerden bağımsız, düşünme yasaları ile edimselleşir.

Düşünmenin en başındaki ereği ne olursa olsun, düşünme, her zaman yasaların gereği olarak, zorunlu yöne doğrulur ve çıkarsamaları nesnel olur. Dilin yapısal yasaları ile beraber kendi içinden gelişmesi, ancak; düşünmenin zorunlu yasaları ile uyumlu yürüyüşünden sağlanır.

Düşünmenin ereği öznel olamaz. Başka durumda ise; “düşünme” denilmeyecek bir kurguya sürükleniriz ki bu da çoğu zaman boş sonlara ve sanılara, öznel çıkarsamalara varır. Eğer; düşünme yasaları ile doğrultulan ekinsel dil; dilin yapısal yasalarına uyarak yürütülürse oransal, anlıksal ve sonrasında kavramsal olur.

Bu yazıda kabaca ana çatısını konu etmeye çalıştığımız dil-düşünme dizgesi her ekinsel dil için aynı zorunlu gidişi içermektedir.

İletişimin aracı olan yerel, ekinsel diller, dil-düşünme “ikili birliği” çerçevesinde bakarsak, daha kapsayıcı ve yetkin olmak için düşünmenin eylemiyle zorunlu olarak geliştirileceklerdir. Çünkü düşünme sınırsızken, her ekinsel dil her zaman sınırlı olmak durumundadır. Düşünme genişletirken, kabı olan ekinsel dil,  daraltıcı olmak durumundadır. Bu bağlamda düşünme; kendinde belirsiz iken, düşünme yasaları ile düzenlenir ve ekinsel dil ile sınırlanarak belirli bir konum almış olur.

Bütün kısıtlılıklarına rağmen “iletişim ve bildirişim aracı olan” ekinsel diller; düşünme ile zorunlu ilişkileri gereği “kendi açınımlarından” kavramsal kurulum’a – aşkın dil’e erişebilirler. Yeter ki bu ısrarlı istenç, bu çekimli sevgi olsun.

Felsefe; düşünmeyi sevmek; düşüneni sevmek ve düşünenle konuşmaktır.