Televizyon Ekranlarında Sohbet: AŞURE

23 Ekim 2016
Sayı 04 - Eylül 2010

‘Binlerce yıllık inanç ve kültür birikimine kucak açan Anadolu, dünyanın dört bir yanından coşkulu bir edayla akan nehirlerin buluştuğu bir ‘Vadi’, ya da devasa bir ‘Aşure Kazanı’dır. İçerisinde her biri ayrı bir değer ve lezzet taşıyan taneler, sentez olmadan, hiç biri diğerine öğütülmeden, Halil İbrahim Sofrasında yan yana bağdaş kurar gibi bir araya gelirler.’           

‘Kadim bilge öğretilerinin kavşak noktası… Sentez olmadan, yan yana bağdaş kuran insanoğlunun sohbet sofrası… Kültürlerin buluştuğu, Âdem’in aşk’a düştüğü bir dilde bin kelam Anadolu; aşure kazanı Anadolu…’

Günlük yaşamda kullandığımız pek çok kavram gibi ne yazık ki ‘sohbet’ kavramı da anlayışımızda hakikatinden koparılmış bir ifade taşımaktadır. Medya yayıncılığı açısından bakıldığında, elbette bir program türü olarak ‘sohbet’i sıkça kullanmaktayız. Bu anlamda ATV Avrupa kanalında 20 bölüm olarak yayınlanan ‘Aşure’ programı kanalın prototipine teknik anlamda ‘sohbet’ programı olarak geçti ve esasında kavramın hakikatine bakıldığında, dünyanın pek çok ülkesinden farklı inanışlarda, düşüncelerde ve kültürlerde izleyicinin takip ettiği Aşure programı, televizyon yayıncılığında aynı zamanda ‘ilk’ sohbet programı oldu. 

Metin Bobaroğlu ile stüdyoda gerçekleştirilen sohbette her hafta Anadolu Kadim Geleneğinin özlü anlatımlarından olan Alevi-Bektaşi doğuşlarından bir örnek sohbete kapı aralarken, her bir bölümde Anadolu’dan yola çıkarak dünyada kadim geleneğin esasında kullandığı tek dil olan farklı ‘kelam’ları görsel olarak ifade etmemize videolar, sanatsal anlatımlar ve röportajlar yardımcı oldu. Röportaj verenler arasında akademisyenler, hekimler, sanatçılar, bilim adamları, yazarlar, Hıristiyan, Musevi, Dürzî geleneklerinin temsilcileri, İslam geleneğinden şeyh, dede, baba ve çelebiler de yer aldı. 

Programda stüdyo çekimlerinin yanı sıra ‘aktüel’ olarak ifade edilen, anlatım dili olarak ‘belgesel’ niteliği taşıyan dış çekimler İstanbul, Erzincan, Malatya, Tunceli, Nevşehir-Hacı Bektaş, Kudüs, Hayfa ve Akka’da gerçekleştirildi. Bu gezilerin aynı zamanda çekimleri gerçekleştiren 8 kişilik teknik ekip için yayıncılık hayatı açısından önemli bir deneyim olduğunu da ifade etmeliyiz. Yayıncılıkta çekim öncesi alışılagelmiş hazırlık aşamaları olmaksızın ve tüm teknik olanakları zorlayarak elde edilen sonucun önemli kuruluşlarca takdir topladığına da ilk kez tanık olmaktayız. Zira, dünyaca ünlü televizyon kanalı BBC’nin yapımcılarından olan Tom Sheahan’ın Aşure programı için bize gönderdiği mektuptaki ‘Aşure kurgu, teknik ve içerik olarak bizim yaptığımız bu içerikte projelerin çok üstünde..’ ifadesi bunu gösteriyor olsa gerek. 

İstanbul dışında aktüel çekimlerin ilk durağı Erzincan oldu. Kendisini doğuşlarından tanıdığımız Yusuf Kemter Dede ile çekimler gerçekleştirildi. Aşure sohbetlerinde Metin Bobaroğlu’nun zaman zaman ifade ettiği ‘Kadim geleneğin bilgeleri ‘zarif’tir’ cümlesinin ne anlama geldiğine Kemter Dede ile tanık olma şansımız oldu. Dede ile röportajı gerçekleştirirken bize ‘sevdiğim’ diye hitap edişi, sohbette ya da çayını yudumlarken yüzündeki ifade, ‘Cem evi Dede’nin kendisidir, O nereye giderse, ne yaparsa ibadet halindedir’ deniyor olmasını anlamlı kılıyordu. Kemter Dede Alevi Geleneği içerisinde yol almış biri olarak tüm söyleşi boyunca ‘Belimden gelen değil, yolumdan gelen evladımdır der bu gelenek’ ifadesine ısrarla vurgu yaparken, okuduğu doğuşlarla aynı zamanda önemli bir arşiv çalışması yapılmasına da katkı sağladı. 

Malatya çekimleri Kırlangıç Köyü’nde Eşref Doğan Dede’nin evinde gerçekleştirildi. Orada Eşref Dede’nin hizmeti, sükûtu, Mustafa Tosun Dede’nin okuduğu deyişler Aşure programının özel kareleri arasında yer aldı. Malatya çekimlerinin ardından Dersim’de (Tunceli) Hozatlı Ahmet Dede’nin Edip Harabi’den deyişler okurken nasıl hal değiştirdiğine tanık olduk. Dersim’de, bugün baraj çalışmalarından ötürü sular altında kalan Gole Çheto’nun bekçiliğini yapan kadınların Kibele Kültürünün birer mirasçısı olduklarını arşivlere kazandırma şansımız oldu. (Hızır Mekânı olarak anılan bu ziyaret Dersimliler için kutsal sayılmaktadır.) 

Programın belki de üzerine en çok konuşulan final bölümlerini ‘Dünyanın Kalbi’ olan Kudüs ve civarında sevgili Metin Bobaroğlu’nun bizzat aktüel çekimlere katılması ile gerçekleştirdik. Coğrafi olarak Anadolu dışında gerçekleşen bu Aşure serüveninde pek çok kıymetli dostla buluşmak bize unutulmaz anlar yaşattı. Tüm içtenliği ile çekimlerin gerçekleşmesinde bizden çok çaba sarf eden, dilinden bizim türkülerimizi düşürmeyen dostumuz Meir Elhadad; bizi ‘Allahu Ekber’ demeye çağıran, ‘Zafer barışın olacak’ cümlesini gönlümüze nakşeden Rabbi Menachem Froman; Kudüs’te 400 yıllık bir kadim geleneğin temsilcisi ve İmam Buhari’nin torunu olan, Özbek Tekkesinde aile geleneğini bir derviş gibi hizmet ederek devam ettiren ve sevgisini kalbimize ezber ettirip Hakk’a yürüyen sevgili Şeyh Abdülaziz Buhari; ‘Bu dergâh bize Mimar Sinan Paşa’nın armağanıdır’ diyen Şazeli Şeyhi Omar Rais; Kadiri geleneğinin temsilcisi, barış adına çaba göstermekten vazgeçmeyen Şeyh Ghassan Manasra; Kudüs ve Hayfa’da misafir olarak konakladığımız St. Paul ve St. Charles Manastırlarının kıymetli Rahibeleri; Olam Qatam (Küçük Âlem) Müzik Marketi’nde kendi zevkini bağlama çalarak bizimle paylaşan Yakub İbn Yusuf; Hızır’ın Dağında bizi karşılayan ve cömertçe bizleri evlerinde ağırlayan Dürzî geleneğinin önemli temsilcisi Fadel Mansour ve Bahaî inancının Hayfa’da ev sahipliğini yapan dostlar ‘Aşure’ kavramının bir ekran aracılığı ile ne anlama geldiğini en güzel şekilde anlattılar.

Kudüs yolculuğuna hazırlanırken doğrusu ne ile karşılaşacağımızı teknik ekip olarak tam kestiremiyorduk; bilmediğimiz bir coğrafyada yapacağımız olası çekimleri masa üzerinde planlıyor, kalabileceğimiz süre içerisinde verimi arttırabilmek için gidilmesi olası bazı noktaları elememiz gerektiğini düşünüyorduk. Bu gibi teknik detaylar hazırlanırken, İsrail gezimizin konaklama ve ulaşım gibi yapım organizasyonlarını gönüllü olarak üstlenen sevgili Arzu Cengil’in Kudüs’te kalacağımız St. Charles Manastırı’nın rahibelerinden Rahibe Rita ile telefonda yaptığı görüşme, aslında bilmediğimiz bir yere gitmediğimizin ilk ipucu olmuştu. Esasında manastırda kalış için gitmeden önce yapmamız gereken ödemeyi Rahibe Rita ‘Sevgilim nasılsa geleceksiniz, o vakit ödersiniz, telaş etmeyin’ diye geri çeviriyordu. 

Kudüs’e ulaştığımız akşam ‘Eski Şehir’ olarak adlandırılan taş şehrin sokaklarına ilk adım attığımızda, büyülü bir tarihin havasını soluduğumuza şüphe yoktu. Sevgili Meir yürüyüşün bir bölümünde durup ‘İşte, İsa sırtında çarmıhla bu sokaktan geçerek Golgota Tepesine yürüdü’ dediğinde, eğilip baktığımız taşların hüzün taşıyor olabileceğini düşündük. Aynı sokakta bir taş binadan içeri girdik ve Aşure’nin Kudüs çekimleri böylece başlamış oldu. İlk çekimleri Şeyh Abdülaziz’in ‘400 yıldır atalarımız burada yaşadı’ dediği Özbek Tekkesinde gerçekleştirdik. Abdülaziz’in misafirperverliği, gülümseyen yüzü, ailesi ile birlikte bizi ilk karşılayışı ezelden beri tanışan dostların yeniden buluşması gibiydi. Mescid-i Aksa ve Kubbetü’s-Sahra’da bize önderlik eden, bu kutsal mekânları bize tüm detayları ile anlatan  Şeyh Abdülaziz Buhari, Kudüs çekimlerimiz sırasında ve sonrasında İstanbul’da bizi ziyarete geldiğinde dilinden ‘sevgi, muhabbet’ kelimelerini hiç düşürmedi. 

Kudüs çekimlerinin bir başka önemli ismi ise Rabbi Menachem Froman oldu. Esasında isteği üzerine telefon ya da mail gibi iletişim yöntemleri ile kendisine ulaşma şansı yakalanamayan Rabbi Froman, bir Şabat günü, yaşadığı Kibbutz’un Sinagogunda ağırladı Aşure ekibini. Metin Bobaroğlu ile yaptığı sohbette İsrail-Filistin arasında yaşanan problemlerden ne denli büyük rahatsızlık duyduğunu ve barış için yaptığı girişimleri anlatan Rabbi Froman, barış’ın inşa edilmesinde Türkiye’yi arabulucu olarak gördüğünü ifade ediyordu. Nitekim Rabbi Froman yapılan bu çekimlerin Türkiye’de yayınlanmasından sonra dikkatleri üzerine toplayıp barış görüşmelerine katkı sunmak amacıyla Şeyh Ghassan Manasra ile birlikte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la bir görüşme gerçekleştirdi.

Kudüs dışında Hayfa ve Akka’da gerçekleştirdiğimiz çekimlerde de Kudüs’te olduğu gibi yine aynı samimiyet ve içtenlikle karşılandık. Şeyh Abdülaziz Buhari’nin ‘Bu dünya kalbin var Kuddüs’te; Kuddüs’te ağrıyor, dünyada hepimiz ağrıyor’ cümlesi ile başlayan Aşure Kudüs bölümlerinde, Süleyman’ın Mabedi’nin bugün ayakta olan temelleri ve Kotel, Hz. İsa’nın göğe ağdığı Golgota Tepesi, Hızır Dağı, Hz. Muhammed’in Miracına konu olan Kubbetü’s-Sahra ve Mescid-i Aksa, Bahai Dininin Merkezi Mabedi gibi önemli noktaları ekrana taşımak dışında, kadim dil’in farklı kelamlarla farklı coğrafyalarda hep aynı şeyi dillendirdiğine tanık olduk. 

Yapılan çekimlerde esasında masa üzerinde yapılan planlama belki de hiç uygulanmadı ve bu bizim klasik yayıncılık anlayışımızda kötü sonuçlar getireceğine kesin gözü ile bakılan bir durumdur ve uygulanmamalıdır. Aşure çekimlerinin BBC ve pek çok yayıncı tarafından takdir toplamış olmasını bu normal sayılmayan, uygulanmayan plansız çekimlere borçlu olduğumuzu açıkça söylemek gerekir. Gerek stüdyo çekimlerinde, gerekse Kudüs çekimlerinde yaşadığımız bu deneyim, kurgusuz-doğal olanı kayıt altına alma, Aşure ekibinin 20 bölüm boyunca tanık olduğu en büyük tecrübelerden biridir. Ayrıca, bugün İsrail’de bir televizyon kanalı bölgede yaşanan mevcut sorunun çözümü için Aşure programında dile gelen ifadenin faydalı olacağını belirtip Kudüs bölümlerini İbranice altyazı ile kanallarında yayınlamak istediklerini belirtiyorsa, bu bir projenin yalnızca izlenmiş ve beğenilmiş olduğunun önemini değil, dahası çözümler için insanları teşvik edip yol-yöntem için umutlandırdığının da göstergesidir. 

Aşure projesinde yönetmenlerimiz Ahmet Yazman ve Ergin Yılmazer, yönetmen yardımcısı Buket Özkan, yapım koordinatörleri Esra Kılıç ve Yaşar Balseven, kamera şefi Ertan Özdemir görev aldılar. AAV’nin

Düşün-ü-Yorum bülteni aracılığı ile, ekip arkadaşlarımızın tamamı adına, proje boyunca ‘Anadolu’da Aşure kazanı yeniden kaynayabilir’ diyerek 20 bölüm boyunca dirilten Aşure sohbetlerine dâhil olmamızı sağlayan sevgili Metin Bobaroğlu’na sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. 

Programın kapanış bölümünde Metin-Kemal Kahraman’ın ‘Binler Kapısı’ albümünden bir gülbenk paylaşmıştık; o gülbenk’i bir kez de burada paylaşalım istiyoruz: 

Halla halla halla halla halla halla

Zikr u duazé ma

Qurvan u niyazé ma

Çerx u pervazé ma

Veng u vazé ma

Thomır u sazé ma

Sewda u avazé ma

Şero oli divan´de, tawuyé Haq´de qeym u qewul bo

Allah Allah Allah Allah Allah Allah

Zikrimiz, dualarımız

Kurban ve niyazlarımız

Çarkımız, pervazımız

Sesimiz, söylediklerimiz

Tamburumuz, sazımız

Sedamız, avazımız gidip Ulu Divan’da,

Hakk nezdinde kaim ve kabul ola.