Tefekkür…

23 Ekim 2016
Sayı 05 - Ekim 2010

Tefekkür, derin düşünme. Nesnelerin algısından soyutlanıp bilincin kendini kendisine nesne yapabilme edimi. Kendinin ben olarak farkındalığına erişip varlığın birlik ve bütünlüğü ile bağ kurmak. Bu bağ ile a posteriori olmayan, ama a priori yani varlıksal epistemolojiye dayanan bilgiye ulaşmak. Öğretilmemiş, öğrenilmemiş, ama yaşanmış, yani nefiste deneyimlenmiş özsel bilginin eylemi… 

Tefekkür nasıl gerçekleşir? 

Öncelikle nesnenin bilinç üzerindeki etkisi kısılmalı. Sokağın gürültüsünden, hatta müzikten, giderek günün kulakta uğuldayan vızıltısından kurtulmak gerekir. Kuş öter, sinek konar, araba fren yapar… Bırakmazlar ki düşünebilsin, kendiyle buluşabilsin insan. Yine de akıl günün etkileşimlerinden kendisini koparıp içinde bulunulan âna yaklaşmalıdır. Etrafındakilerin dırdırlarına kulak vermeyerek içteki karanlığa yüzünü dönmeli ve dıştan gelen etkilere karşı umursamaz olmalıdır. 

Karnı çok aç olmamalı mütefekkirin, aksi takdirde uzaklaşılmaya çalışılan bedenin algısı kendini daha fazla hissettirir. Soyutlanmaya ve ihtiyaçsızlığa ulaşmaya çalışılırken, her tür yemeğin kokusunu algılar beyin. Tam tersi de insan üzerinde aynı güce sahiptir. Dolu bir mide ruha ağırlık vereceğinden, düşünme ve hakikati arama isteği çeşitli bahanelerle bilinçten uzaklaştırılır. Tatlı bir rehavet çöker ve uyanıldığında vicdan azabı olarak kendini gösteren uykuya teslim olur insan. Buna şeytanın fısıldaması diyenler de vardır. 

Tuvalet ihtiyaçlarının da iyice görülmesi ve masanın başına bu nevi ihtiyaçlardan temizlenmiş olarak geçilmesi gerekir. Aksi halde, tefekkür doğanın çağrısına yenik düşer ve insan kendisini klozet başında bir eli yanağında düşündüğünü unutmamaya çalışarak bulur. Ve tuvaletten sonra devam edilmeye çalışılan tefekkür, uyandıktan sonra tekrar aynı rüyaya devam etmeyi istemek kadar beyhûdedir. 

Çok parası olmamalı tefekküre soyunan insanın. Varsıllık sahip olunanları getirir bilince sürekli. Konut vergisi, apartman toplantısı, aidatlar, motordan gelen garip ses zihne takılır ve zenginliğin zahmeti olarak durur mütefekkirin önünde. Zenginlik sahte bir sahiplik hissi verir, sanki gerçekten sahipmiş ve ebediyen ayrılmayacakmış gibi gelir insana. Ne yazık ki fakirlik de benzer şekilde dikkatin kaybolmasına neden olur. Yarın için çekilen kaygılar, yerine getirilememiş sözler, fantaziye dönen umutlar, içinden çıkılamayan hesaplar, müminlerin yatsı namazına kalktıkları vakitte, sıkıntıdan uyanmalarına neden olur yoksulların. 

Yine de tefekkür için en önemli şart sağlıklı olmaktır. En ufak bir uzuvda meydana gelebilecek bir arıza vücudun tamamını uyaracağından, bedenden çıkıp düşünce okyanusuna dalmak mümkün değildir. Sağlık, sıhhat tam ve kâmil olmalıdır. Sağlam kafanın sağlam bir vücuda gereksinim duyduğu savı buradan ileri gelir. Psişik etkileri anmaya gerek dahi yoktur. Zira psişik etkilerin tefekküre olan olumsuz etkisi, bedenin etkisinin on katıdır. Vesvese ve tasalar külliyen bir kenara itilmelidir. 

Ayrıca hava şartları da çok önemlidir. Soğuk bir hava sürekli olarak titreyen ve ısınmak için iradeye yalvaran zavallı bedeni avucuna alır. Sıcak ise en korkunç düşmanıdır tefekkürün. Önce terletir, sonra ağır bir uyku başlar. Ağırlaşan göz kapaklarını açabilecek bir düşünce eylemi bulunmadığından, sıcak hava bir çocuğun elindeki dondurmayı erittiği gibi, düşünme isteğini de eriterek akıtır parmaklarının ucundan. Tefekkür için ilkbaharvâri bir iklim şarttır. 

Dağınıklık ve düzensizlik, alarmı çalan saat gibidir. Tefekküre dalma çabası içindeki insanın dikkatini kendi üzerine çekmeye çalışan kötü niyetli ifritler gibidir dağınık masa üzerindeki her bir şey. Doğru bir tefekkür için olmazsa olmaz bir şarttır düzen… 

Ama en önemlisi yarının planının önceden yapılması zorunluluğudur. Ertesi günün plan ve programı belli değilse, sürekli olarak “yarın” denilen meçhul kendini surata çakılan bir tokat gibi hatırlatır. Bundan dolayı ertesi günün programı, ihtiyaçları tam olarak giderilmeli, notlar alınmalı ve eksiksiz bir yarın hazırlamalıdır insan. Aksi takdirde, “yarın” veya diğer adıyla “sorumluluk hissiyatı içindeki bilinmeyen sonra”ya hazırlık boğazını boğazını sıkar insanın… 

Ya da… 

Aşk olmalı insanda. Merak ettiğine çekilmeli samimi duygularıyla. O zaman sağlık sorunları, gürültü patırtılar, düzmece yarın sorumlulukları, varsıllıklar, yoksulluklar, midenin açlığı, tokluğu, neyle dolduğu, sıcağın döktüğü ter, soğuktan donan el… hiçbir şey engel olamaz düşünmeye. Zira düşünce kendi müridine sonsuz eli açıklık içindedir, yeter ki insan düşünmenin zevkli dünyasını istesin. Düşünce yoluyla kendinden zevk almayı dilesin

Düşünme eylemiyle hiçbir yere varılamayacağına iman etmiş düşüncesizlerin isimleri, tefekküre nelerin engel olduğu bölümünde anılmalıdır. 

Doğrusu, derin düşünme aydınlanmayı sağlamayabilir, Tanrıyı da buldurmayabilir, ayrıca tefekkür birçok beklenti karşısında beyhûde bir çabaya da dönüşebilir; ama ne olmadığını bilmenin ve dolayısıyla neyin önünde olduğunun farkındalığı ve bu idrak karşısında edinilecek fikir ancak mütefekkirin zevkindedir. Tefekkür geçmiş ile bağlarını koparmış ve yarın ile hepten ilgisiz olarak şimdi ve buradadır

Yazık ki tefekküre dalmak tasarrufunda değildir insanın, yoksa kim ister yoksunluklar dünyasına dönmeyi?