Tanrıların Binekleri – Vahanas

Sayı 50 - Temmuz 2014

Hint kutsal metinleri olan Vedalar’da çok tanrıcılık ve bu tanrıların sembolik olarak anlamlandırıldığı görülmüştür. Max Müller Vedik tanrıları tabiat güçlerinin sıfatları olarak tanımlarken, din tarihçisi Oldenburg, tanrıların insan psikolojilerini yansıttığını düşünür.

Tanrı sembolleri anlamlar taşıyan, beş duyu ile algılanıp görünür hale gelerek gerçekliğin kavranmasına yardımcı olan temsillerdir. Renkli Hint kültüründe, resimler ve heykeller hayatın birçok bölümünde görülür. İbadet ederken bu sembolik resim ve heykeller, insanların tanrı ile iletişim kurmasına yardımcı olurlar.

Hint tanrı sembollerinin en dikkat çeken bölümleri tanrıların kullandığı binekleridir. Vahana denen binekler,  Sanskrit dilinde taşıyıcı anlamında olan vah kökünden ortaya çıkmıştır. Vahana’lar tanrıların sadık dostları olup konuşup anlaşır, onların gittikleri her yere eşlik ederler. Bunlar gerçek kuşlar ve hayvanlardan oluştuğu gibi bazen de mitolojik varlıklardan oluşur.

Hinduizm’in Trimurti olarak adlandırdığı temel üçlü ilâhları, Brahma, Vişnu ve Şiva’dır. Trimurti’nin üç yüzlü ilâh anlamına gelmesi, Brahma’nın hepsini içerdiği anlamına da gelmektedir. Eril tarafı ifade eden bu üçlemenin dişil öğelerini ise bu tanrıların eşleri olan Sarasvati (Brahma’nın eşi) , Lakşmi (Vişnu’nun eşi) ve Durga (Şiva’nın eşi) oluşturur.

Evrensel ve bir olan Brahma yaratıcılığı temsil ederken, Vişnu koruyuculuğu, Şiva ise yıkıcılığı temsil eder.

Brahma: Ezeli ve ebedi her şeyin tek yaratıcısı Brahma olarak kabul edilir. Evreni Aum (Om) sesiyle yaratan ve her şeyin özünde bulunandır. Bineği Hamsa olan kuştur. Hamsa bazen kaz, bazen de kuğu olarak bildirilse de Sanskrit dilinde Hamsa, Aha Sah ya da So Ham (Ben O’yum) ya da Aham Sa  (Ben O değilim) anlamına da gelir.

Hint öğretilerinde göl benzetmesi bilinci ifade eder ve Brahma’nın kullandığı binek aracının göl kuşlarından oluşması; göl olarak kabul edilen sınırlı bilincimizden Brahma kendi bineği ile uzaklaşarak onu aşabilmemize yardımcı olduğu anlaşılabilir.

Brahma’nın eşi Sarasvati ise kaz ya da tavus kuşuna biner,  tavus kuşu zarafeti ve güzelliği ile sanatı; yılanı yemesi ile de arzu ve istekleri yiyerek yok etmeye yardımcı olduğu anlaşılabilir.

Şiva: Yıkıcılıkla özdeşleştirilen Şiva, üzerinde bulunan nesnelerle yıkıcılıkla beraber yaratıcı ve koruyucu olmak üzere üç kavramı simgeleyen üç dişli çatala da sahiptir. Ateş çemberi içinde yaptığı Nataraja dans pozu ile ise doğum, ölüm ve yeniden doğuş döngüsü simgelenir. Bu dans ile tüm evren titreşir. Saçları Ganj nehrini, ayağı ile bastığı cüce ise cehaleti temsil eder.

Şiva’nın bineği kutsal boğa Nandi’yi araç olarak kullanır. Boğa; kudret, agresiflik, kaba güç anlamına gelebilir,  aynı zamanda kontrolsüz cinsel enerjiyi kontrol edebilmeyi gösterir.

Şiva’nın eşi Parvati, Durga şekline girdiğinde karanlık bir ifadeye bürünür, on koluyla çeşitli silâhlar tutar ve bir kaplana biner. Şiva’nın yok edici kişiliğini gösteren Kali ise tanrıçaların en vahşisidir, insanlardan kurbanlar ister.

Eşi Durga’nın kullandığı kaplan; adalet, zulüm, acımasızlık, öfke, şiddet ve diğer varlıklara karşı düşmanlığı ifade eder ve bunları kontrol edebilmeye ve aydınlanmaya yardımcı olur.

Vişnu: Vedik dönemde değersiz bir tanrı olan Vişnu, epik dönemde önemli bir yere yükselmiştir. Çoğunlukla yarı insan yarı kuş olan Garuda’nın üzerinde tasvir edilir. Koruyucu olan Vişnu, yeryüzüne dokuz kez gelmiştir. Vişnu, sekizinci ziyaretinde bir köylü olarak doğup büyüyen Krişna şeklinde enkarne olmuştur. Krişna resimlerde mavi bir ten renginde ve genelde flüt çalarken gösterilir. Vişnu’nun dokuzuncu ve son enkarnasyonu ise Buda olmuştur.

Vişnu’nun bineği Garuda, yarı kartal yarı insan olan kuşların kralıdır. Bilinci özgürleştirmeyi ifade eder.  Kartalın çok hızla her yöne hareket etmesi, uçması insan düşüncesini temsil eder ve Tanrı Vişnu’nun Garuda’yı kontrol etmesi, düşüncelerin kontrolünü, uz görüyü, gücün simgesini, göksel gücü, ilâhi ulak olarak aynı zamanda resimlerde görülen büyük kuşun, bilinçaltının gizli yönlerini simgeleyen yılanı yemesi, bilincin temizlenip, bilgelik ve aydınlanmanın ortaya çıktığını anlatır.

Vişnu’nun eşi varlık ve zenginliğin tanrıçası olan Lakşmi’dir. Lakşmi bir baykuşa; Uluka’ya biner, baykuş geceleri uyanık, gündüzleri uyuyan bir kuş olduğu için yalnızdır. İnsanlardan uzak durur. Lakşmi umursamazlığın karanlığından, materyalizm peşinde olmayı, cehalet, hırs ve bencilliği yok edebilmeye, hayatın olumsuz ve uğursuz yönlerini kaldırmaya ve refahı getirmeye yardımcı olur.

Diğer kültürlerde olduğu gibi semboller Hint kültüründe de kullanılarak hiç bilmediğimiz ya da unuttuğumuz bir dil ile bizimle konuşurlar, anlayamasak bile onlar varoluşlarını sürdürmeye devam ederler, belki bir gün anlaşılır umuduyla…

Kaynakça:

– Kökenleri ve Anlamlarıyla Semboller & İşaretler,  Kathryn Wilkinson, Alfa Yayınları, Ocak 2010

– Simgeler Sözlüğü, Esat Korkmaz, Anahtar Kitaplar Yayınevi, Mayıs 2010

– Hinduizmin Kutsal Metinleri Vedalar, Kürşet Demirci, Bey Ajans, Ağustos 1991

– Yoga Illustrated Dictionary, Harvey Day, Kay&Ward Ltd, 1971

– Dünya İnançları Sözlüğü, Orhan Hançerlioğlu, Remzi Kitabevi, Eylül 1993

– Hint Felsefesi, Heinrich Zimmer, Emre Matbaacılık, İstanbul 1992

http://www.sanathanadharma.com