Taklit Üzerine

Sayı 8 - Tarih Bilinci ve Kimlik Sorunu

Geçen sayıda yayımlanmış olan ‘Kopyanın Metafiziğinde Tekrarlanan İmajlar’ başlıklı yazımda Jean Baudrillard’ı ele alarak imaj ile özne arasında ki ilişkide ‘Taklit hangi üretim sürecinde ne tür bir similasyona dönüşür?’ sorusunu irdelermeye çalışmıştım. Bu yazımda ise Baudrillard’in taklit kavramını Gilles Deleuze’unkinden somut bir şekilde ayırt etmemize yardımcı olacağını düşündüğüm Deleuze’un “Plato ve Taklit” başlıklı yazısını, yeni bir tartışma konusu için, çevirmeye karar verdim. Ancak bu konunun çok spesifik olması yüzünden aşağıdaki açıklamaları da ilave etmeyi aynı zamanda gerekli gördüm.

Deleuze, öncelikle, Hegel ve Plato diyalektiği arasında bir ayırım yapar (Phaedrus’da, Statesman’da, ve Sophist’de gösterildiği gibi). Eğer tezin yadsınması olan anti-tezin formüle edilmesi anında yadsınma olanaksız olsaydı ne tür çıkarsamalar yapılırdı? Plato için böyle bir olanaksızlık söz konusu olamaz; çünkü yadsınma, teze bir alternatif üretemez. Bunun yerine Plato mitolojiye sebep olan olgulara güvenir. Böylece mit her yerde mevcut modeli oluşturur. Bu modele göre hak sahipleri göz önünde bulundurulmalı ve iddiaları buna göre düzenlenmelidir. Hedef, kavramın özel bir hale getirilmesi, türlerin belirlenmesi ya da soyun seçilmesi değildir; fikrin (Idea) otantikleştirilmesidir, ki bu koşul sayesinde bölünme devam eder.

Böylece, bir mite yol açan olaylar ve olgular sadece bir alternatifin yadsınmasının kavramsallaştırılması değil ama bir ölçüde ve işlevsel bir yapıda birbirleriyle bütünüyle ilişki içersine sokulmalarıdır. Bu noktadan hareket eden Plato öykülendirmenin yapısını alternatiflerde bir düzen kurmak için kullanır. Deleuze’e göre Plato, seçilmemiş ya da mitlere ait olmayan kişiliğin kabaca diğer mitlere ait olması, tercihteki (preference) düzenlemenin taklididir.

Deleuze’un bu yaklaşımı şöyle bir soruyu doğurur: Eğer öyle mitler ya da idealleştirilmiş şekiller olmasaydı ne olurdu? Eğer öyle mitler sürekli bir akışkanlık içinde olsaydılar ve eldeki meseleye benzerliklerinden ziyade sadece tekil olarak görünseydiler ne olurdu? Deleuze, böyle şüpheci yaklaşımla, idealize edilmemiş alternatiflerdeki düzenlemenin olanaklılığını ve bütün alternatiflerin taklidin kendisi olduğunu vurgular. Eksendeki bu kayma, taklidi, temeli olmayan bir konuyu dağınıklığın içine iter. Böyle bir düzensizlik içinde onaya çıkan taklit Plato’nun idealize edilmiş formlarına karşıttır. Çünkü Plato’nun şekilsiz mitleri, herşeyi, herşeyin içinde grift hale getiren bağlantıları oluşturur ve buradan da özne/nesne bölünmelerini sorunlu, içinden çıkılmaz bir noktaya taşır.