Sürdürebilirlik ve Bir Kızılderili Atasözü

Sayı 60 - Temmuz 2015

Günümüz dünyasında sivil toplumun, uluslararası kuruluşların, iş dünyasının ve hükümetlerin gündeminde çok önemli bir yer kapsayan sürdürülebilirlik kavramı, her kavram için olduğu gibi, farklı disiplinler tarafından farklı içeriklerle tanımlanıyor. Birkaç örnek ile bu farkı daha açık kılalım.

Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD) sürdürülebilir kalkınmayı “İş dünyasının ve insan yaşamının gereksinimleri ile doğal kaynakların sürdürülebilirliği arasında denge kurularak, ekonomik, çevresel ve toplumsal boyutlarıyla bugünden geleceğe uyumlu bir planlama yapılmasını amaçlayan bütünsel bir yaklaşım” olarak tanımlarken, Ekoloji Bilimi “Biyolojik sistemlerin çeşitliliğinin ve üretkenliğinin devamlılığının sağlanması” olarak tanımlıyor.

Temel bilimler, en dar anlamıyla hayatta kalabilmemiz ve en ideal anlamıyla yaşam kalitemizi arttırabilmemiz ve sürekli kılabilmemiz adına, insanı ve insanın kendini içinde bulduğu doğal ve kozmik çevreyi ve tüm bunların yapısını ve uyumunu inceler. Bu bağlamda ele aldığımızda sürdürülebilirlik kavramının en temel ve en yalın tanımı, mevcut ve gelecek nesillerin sosyal, ekonomik ve tüm diğer yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanması adına, insan ve doğanın uyum içinde üretkenliğini devam ettirebilmesi olarak ifade edilebilir.

Çağımızda insan, teknoloji sayesinde büyük bir hız ile karmaşık ve değişken bir bilgi ağı içinde yaşamakta ve çalışmaktadır. Son iki yüzyıl ve içinde bulunduğumuz yeni yüzyıldaki bilimsel çalışmaların insan yaşamına sunduğu teknolojik olanaklar göz önüne alındığında, insanlığın binlerce yıllık yaşam koşul ve alışkanlıkları alanında hızlı ve büyük değişimler yaşadığı ortadadır. Söz konusu değişimlerin, hangi alanlarda gelişim olarak ele alınıp alınamayacağı ise sosyal bilimlerin konusudur.

Sosyal bilimlerin bakış açısından sürdürülebilirlik, toplumsal bir varlık olan insanın bireysel ihtiyaç, hak ve özgürlüklerini gelecek nesilleri de gözeten bir biçimde karşılayabilmesi adına, içinde bulunduğu toplumun diğer bireyleriyle bir arada sosyal, mesleki ve özel yaşam alanlarını kurabilmesi ile ilgilidir.

Farklı bilim disiplinleri, farklı kurum ve kuruluşlar tarafından farklı biçimlerde ifade edilen sürdürülebilirlik kavramının tanımlarını incelediğimizde, kullanılan ortak kavramların çeşitlilik, değişim, uyum ve üretkenlik olduğunu görebiliriz. Bu ortak kavramlar içindeki kilit kavram ise şüphesiz uyumdur.

Her bir insan, kendine has düşünce ve duygu dünyası açısından da, bedensel organizması açısından da ele alındığında eşsiz ve benzersizdir. Bilimsel bir gerçekliktir artık bu günümüzde. Her birimizde ortak olan temel özellikler ve yetiler, bireysel olarak derinlemesine incelendiğinde farklılaşmaktadır. Aynı toplumun ve hatta onun en küçük birimi olarak kabul edilen çekirdek ailenin bireyleri olan her bir insan dahi, yine derinlemesine incelendiğinde, yani yaşam koşulları, ihtiyaçları, yetenekleri, değerleri, hayalleri, amaçları ve etkinlikleri ile ele alındığında yine eşsiz ve benzersizdir.

Uyum, işte tam da bu çeşitliliği ve değişimleri bir arada yaşayan toplumsal bir varlık olan insanın, kendine özel mesleki, sosyal ve özel yaşamını kurabilmesi adına, belki de en öncelikli olarak anlamlandırması gereken kavramdır.

Uyumun var olabilmesi için çeşitlilik ve değişim şarttır; çünkü uyum farklılıkları kargaşa (kaos) olmaktan çıkartarak düzene getiren ilkedir. Bir başka tanımla bir bütün oluşturabilmek adına, farklı parçalar arasındaki ortak yapıtaşlarını, ilkeleri, kısaca uygunluğu yakalayabilmektir.

Bu nedenle uyum, gerek bireysel açıdan bütünlüklü bir bakış açısına sahip olabilmemiz için, gerekse toplumsal açıdan, mesleki ve sosyal anlamda bütünlüklü bir yaşam kurabilmemiz için ön koşuldur.

Sürdürülebilirlik tam da bu nedenle, bütünlüklü bir bakış açısını, yani çeşitlilik ve değişimler içerisindeki uyumu yakalayabilen, bu uyum sayesinde bireysel ve toplumsal değerlerini ve kurumlarını üretebilen ve geliştirebilen toplulukların ve toplumların en temel kavramlarından biri olmaya devam edecektir.

Kızılderili atasözü sürdürülebilirliği tüm bu karmaşık ifadelerden çok daha etkili olarak bir cümlede özetler aslında:

“Biz dünyayı dedelerimizden miras değil, torunlarımızdan ödünç aldık.”