Sokrates

Sayı 85 – Mart - Nisan 2019

I. Giriş

Bilindiği gibi Sokrates, felsefenin ve Batı felsefesinin,
özel olarak da Antik Yunan felsefesinin en önemli ismidir. Batı felsefesinin
beşiği kabul edilen Antik Yunan felsefesinin bir dönemi onun ismiyle sınıflandırılır.
Ondan önce yaşamış ve doğa felsefesiyle uğraşmış tüm filozoflara, Sokrates’ten
önce gelenler anlamında Presokratikler, Sokrates’ten sonra gelen bütün
Yunan filozofları, onun doğrudan ya da dolaylı olarak öğrencisi olma ve ondan
esinlenme anlamında Sokratikler olarak adlandırılır. Düşünce
tarihinin tanıdığı ilk ve en büyük sistemin kurucusu olan Platon,
Sokrates’in öğrencisi, Antik Yunan felsefesinin son büyük filozofu
olan Aristoteles ise Platon’un öğrencisi olmuştur.

Sokrates (Σωκράτης) adı “bütün” anlamına gelen yunanca
(Σωκ- sok) ve “güç, yol” anlamına gelen (ράτης-kratos) sözcüklerinin birleşmesi
ile oluşmuştur.

Sokrates’ten önce gelenler dünyanın doğası ve insanların
doğa hakkında nasıl bilgi sahibi olabileceği ile ilgili konular üzerine kafa
yormuşlardı. Sokrates ise, evrenin doğası ile çok fazla ilgilenmedi. Hiçbir şey
yazmadı, çünkü onun işi yazmak değil, sorgulamaktı, konuşmaktı. Fakir bir adam
olarak yaşadığı ve geride anılarından başka bir şey bırakmadığı için onu yalnızca
başkalarının onun hakkında yazdıklarından tanıyabiliyoruz.

Sokrates ile ilgili kaynaklardan ilki olan Platon’un, Diyaloglar olarak adlandırdığı
felsefi öykülerinde Sokrates en önemli figür olarak yer almıştır.

İkinci kaynak, bir anlamda ilk gazeteci olarak da kabul
edilen tarihçi yazar Xenophon, Sokrates’ten Anılar adlı kitabında Sokrates’i
anlatmaktadır.

Ve üçüncü kaynak, birçok Atinalıyı alaylı bir dille
eleştirmek ve karikatürize etmek için komik oyunlar yazan komedya şairi
Aristophanes’dir. Aristophanes, (The Clouds) Bulutlar adlı oyununda onu bir
soytarı olarak tasvir ediyordu. Bu komedyada saldırılar Sokrates’e ve eğitimi
üzerine yöneltilmişti. Bulutlar, Aristophanes`in, toplumun gelenek ve
törelerine aykırı düşüncelere sahip olduğu ve gençlerin ahlâkını bozduğu
düşüncesiyle çağdaşı Sokrates’e ve sofizme yönelttiği eleştirilerin oyunudur.
Bu oyunda anlatılanlar Sokrates’in yargılandığı mahkemede kanıt olarak,
suçlamaların merkezinde yer almıştır. Yargılama sonunda ölüme mahkûm edilen
Sokrates de savunmasında, bu oyunun mahkûm oluşunu etkilediğini ileri sürmüştür.

Voltaire, ansiklopedisinin ateizm maddesinde, Sokrates’in
ateist olduğu düşüncesini Atinalıların kafasına ilk sokan kişinin Aristophanes
olduğu öne sürer.

Ve son olarak, daha sonra Platon’un öğrencisi olan ve
Sokrates’i, törebilimin ve kavramlar felsefesinin kurucusu sayan Aristoteles
de, dolaylı olsa da Sokrates ile ilgili önemli bir kaynaktır.

Xenophon’un yazdıkları tarihsel Sokrates’in daha iyi bir
sunumu olmasına karşın, Platon’un yazdıklarının idealist bir Sokrates sunumu
olduğu kabul edilmektedir.

II. Sokrates’in Hayatı

Sokrates, bir taş ustası olan Sofroniscus ve bir ebe olan
Fenarete’den orta halli bir ailenin çocuğu olarak M. Ö. 469 yılında Atina’da
dünyaya geldi. O dönemde tüm Atinalı erkeklere okuma ve yazma
öğretilirdi. Genç bir adam olarak Sokrates de uygun bir eğitim aldı. 
Ancak Sofroniscus, oğluna şiir, müzik ve atletizmde de ileri bir kültürel
eğitim aldırdı. Platon’un ve Xenophon’un yazdıklarında, şiirde, müzikte ve
sporda oldukça yetenekli bir Sokrates’ten söz edilmektedir. 18 yaşına
geldiğinde, Atinalı erkeklerin tipik siyasi görevlerini yerine getirmeye başladı. Bunlar
arasında zorunlu askerlik hizmeti ve Meclis üyeliği vardı.

Platon’un anlattığına göre; Görünüş olarak Sokrates
Atina’nın en çirkin erkeklerinden biriydi. Cılız ve çarpık bacakları, top gibi
göbeği, kıllı bir ensesi, aynı durumda omuzları ve kel bir kafası vardı.
Geniş ve kalkık burnu herkes tarafından bilinirdi, gözleri hafif öne
eğimliydi ve dudakları şişikti. Aristophanes, onun bir ördek gibi çalım satarak
yürüdüğünü söylüyordu.

“Nietzsche “Götzen Dammerung”- Putların Alacakaranlığı”
adlı kitabında Sokrates’le ilgili bir hikâyecik anlatır:

İnsanın yüzüne bakarak,
karakterini anlayan bir yabancı
Atina’dan geçerken Sokrates’in yüzüne karşı onun bir hilkat garibesi olduğunu
ve tüm günahları ve şehveti içinde taşıdığını söyler. Sokrates ona bakar
ve sadece şöyle der: Bayım, siz beni tanıyorsunuz!”

Diogenes Laertius’un anlattıklarına göre, Sokrates zamanının
bir kısmını Atinalı bazı delikanlılara enformatik retorik dersi vermekle
geçirirdi. Bu dersleri agoranın sınır taşında bulunan Simon adlı bir ayakkabıcının
dükkânında verirdi.

Sokrates, Atina ordusunda geçirdiği süre boyunca cesurca
savaşmış ve bu arada ünlü Atinalı General Alcibiades’in hayatını kurtarmıştı. Platon,
birçok diyalogda Sokrates’in Alcibiades’e olan ilgisini ve sevgisini anlatır.
Athenian geleneğine uygun olarak, Sokrates, genç erkeklere fiziksel cazibesi
konusunda açıktı, ancak onların ruhlarını iyileştirme isteği daha öncelikliydi.

Burada bir parantez açıp, Sokrates ve Alcibiades ilişkisi
üzerine bir halk efsanesinin ya da daha doğru deyimle, dedikodunun düzeltilmesi
gerektiğini düşünüyorum:

Sokrates dönemi Atina’sında, öğretmen/öğrenci arasındaki
ilişki, sevgi temelli olduğu ölçüde eğitim başarılı oluyordu. “Seven” ile
“sevilen” arasındaki uyumun sonucunda, Atina aristokrasisinin saygın
temsilcileri, gençlikten itibaren iyi yetişiyorlardı. Atina tipi homoerotik
sevgide bedensel haz alanın yaşlı adam, zihinsel haz alanın ise genç adam
olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda, Sokrates ile Alcibiades’in “devlet” yararı
adına “yaşlı adam / seven” ile “genç adam / sevilen” ilişkisini oluşturması
gerektiği açıktır. Ancak kaynak bilgilerden, bu ilişkinin baştan itibaren tek
taraflı olduğu anlaşılmaktadır, Alcibiades bu ilişkide ne kadar istekliyse,
Sokrates o kadar isteksizdir. Alcibiades Sokrates’e yaklaşırken şöyle der: “Hiçbir şey, olabileceğim en iyi adam olmamdan daha iyi
değildir ve senden başka hiç kimse bana bu hedefe varmamda yardımcı olamaz.”
Alcibiades zihinsel eğitimin, Sokrates sayesinde ruhunu
geliştirmenin peşindedir (fiziksel hazzın değil). Açıkçası, basit bir şehvetin
etkisi altında, para ya da başka değersiz bir hedef için hareket etmez.
Sokrates’in tek yaptığı, geleneğin kendisinden beklediği yüce / kamusal amaç
güden, kuru bedensel ilişkinin yerine Alcibiades’in ruhunu sevmekti.
Alcibiades’in Sokrates’te görüp beğendiği de “bedensel” güzellik değil,
Sokrates’in kendisini savaşta kurtarması, onun cesur ve herkesin bildiği üzere
“bilge” bir adam olmasıdır.

Sokrates’in silah arkadaşlarını en çok etkileyen
şeylerden biri de, onun derin düşündüğü zamanlardaki görünüşüdür. Bir kuşatma sırasında
Alcibiades, Sokrates’in bir problem üzerinde düşünmek için bir sabah çok
erken kalktığını, kendilerinden uzakta, bütünüyle düşüncelerine gömülmüş
olarak saatlerce bir tür katalepsi halinde dünyayı unuttuğunu anlatır.

Sokrates’in yetiştiği Perikles döneminde, Helenistik
dünyanın hiçbir devleti Atina’nın gücü ve kültürüyle boy ölçüşemiyordu. Bu
dönemin gelişmeleri insanlık tarihinin tüm akışını değiştirmiştir. O devirde
felsefe olgunluğa eriştiği gibi aynı zamanda “demokrasi” kavramı da ortaya
çıkmıştır, matematik ve diğer alanlar için bilimsel metotlar geliştirilmiştir.
Dram sanatı doğmuştur (genelde dinsel nitelikteki Tragedya’lar bu dönemin
ürünleridir), heykeltıraşlık altın çağını yaşamış ve mimarlık
büyük gelişmeler kaydetmiştir. Bu devir insanlara Atina’nın Akropol’ünü,
Parthenon’u ve Milo’lu Venüs’ü armağan etmiştir.

Sokrates, 20’li yaşlarında, Anaksagoras (M.Ö. 500-428)
ile de ilgilenmişti ancak onda gördüğü, doğal yasa ve düzen çelişkisi,
kendisinde düş kırıklığı yaşatınca doğal felsefeyi bıraktığı anlaşılıyor.

Sokrates doğmadan önce ölen, halk dininin bütün
biçimlerine düşman olan Efesli Herakleitos’un (M.Ö. 535-475)  görüşlerinden de oldukça etkilendiği ve
Euripides’in kendisine getirdiği Herakleitos’un Doğa Üstüne adlı
kitabını okuyunca: “Anladıklarım pek
mükemmel, ama eminim ki, anlamadıklarım daha mükemmel. Onları anlamak için,
Delos’lu bir dalgıç olmak gerek!”
 dediği
söylenir.

Ayrıca, Platon’un yazdıklarından, Parmenides’in (M.Ö.
515-460) 65 yaşlarında İtalya’dan Atina’ya yaptığı bir ziyarette 20 yaşındaki
Sokrates ile görüştüğü bilgisi yer almaktadır. Buradan hareketle, Sokrates’in
Parmenides’in aklı öne çıkaran görüşlerinden de etkilenmiş olduğunu
varsayabiliriz.

Sokrates 30 yaşına geldiğinde, arkadaşı Khairephon,
Delphi’li kâhin Oracle’a, “Sokrates’ten daha bilgili, yaşayan kimse olup olmadığını”
sormuş ve o da “Sokrates’in tüm insanların en bilgesi” olduğu yanıtını
vermiştir (Platon, Savunma).

Sokrates bu yanıta inanamaz ve kendisinin, hiçbir şey
bilmediğini iddia eder. Ancak yine de kehanetin gerçeği söyleyip
söylemediğini araştırmak için Atina’nın diğer bilginlerine danışır. Amacı,
onların ne bildiğini öğrenmektir. Böylece sokaklarda, pazarlarda
ve agorada (Yunan halkı meydanı) ondan daha akıllı bir adam bulmaya
çalışır.

Sokrates’in insanların zaaflarını ortaya çıkarabilen keskin
bir gözlem yeteneği vardı ve muhataplarını gülünç duruma
düşürmekten çekinmezdi. Onun konuşma becerisi, ustalığı ve kurnazlığı,
sohbet arkadaşlarını çileden çıkaracak denli tahrik ediyordu. Bu bilgiçlik
taslayan ukalaca tarzı, ona şüphesiz pek çok düşman, ama bunun yanında
kendisini izleyen gençler arasında da bir sürü hayran kazandırmıştır.

Sokrates hiçbir şekilde dünyanın nimetlerinden uzak
yaşayan biri değildi ancak bolluk içinde de yaşamamıştır. Çalışmayı reddettiği
için para sıkıntısı çekerdi. Yaşamının her dakikasını Tanrı tarafından
kendisine verilen görevi yerine getirmek üzere, Atinalı
hemşerilerine, bilgisizliklerinin boyutunu göstermeye harcamak isterdi.
Söylenenlere göre, Sokrates çok eğlenceli, sabaha dek sohbet etmeye hazır
ve içmesini bilen bir konuktu. Bu yüzden, Atina’da sözü
geçen arkadaşları onu sıkça yemeğe davet ederlerdi.

Sokrates, giderek “devletin at sineği” ve “halk düşmanı
biri” olarak ünleniyordu. Sokratik sorgulama yöntemi (elenchus) olarak bilinen
diyalog yöntemi, son derece can sıkıcıydı ve bazıları için
sosyal statülerine saygısızlık olarak kabul ediliyordu.

50 yaşına geldiğinde Xanthippe ile evlendi. Yunanlı
tarihçiler Xanthippe’yi “huysuz bir eş” olarak tasvir ederler, ancak
Sokrates’le geçirilen bir hayat gerçekten de kolay olmasa gerekti. Kendinizi
Xantippe’nin yerine koyun, zamanını sokaklarda insanlarla tartışarak
geçiren, eve bir kuruş dahi para getirmeyen, arkadaşlarıyla sürekli içmeye
gittiği için evine düzensiz saatlerde gelen ve tüm filozoflar gibi
komşuları tarafından alay konusu olan bir insanla birlikte yaşadığınızı
düşünün. Ayrıca Sokrates’i bir tartışmada alt eden tek kişinin Xanthippe olduğu
söylenir.

Birisi Sokrates’e, evlenmesine gerek olup olmadığını
sorar. Aldığı cevap şöyledir: “Dostum, canın neyi istiyorsa onu yap, zira ne yaparsan yap, sonunda
yaptığına pişman olacaksın!”

Sokrates bir insanın gerçek benliğinin onun ruhu
olduğuna inanırdı. Kendisinden önce gelen filozoflara göre ruh; beden
hareket halindeyken uyuyan ancak beden uyurken uyanık olan “hayatın daimi
nefesi” idi. Başka bir deyişle, bir çeşit ölümsüz bilinç dışılıktı. Sokrates
ruhta, daha ziyade aptal veya akıllı, iyi veya kötü olabilen bilinçli bir
kişilik görürdü. Başka bir deyişle ruh, ahlaki açıdan sorumlu olduğumuz bir
şeydi. Ruhumuzu Tanrı gibi oluncaya dek terbiye etmemiz gerektiğini düşünürdü.
O, tüm insanların mutlu olmak için çabaladıklarına inanıyordu. İnsanların
mutluluğa erişebilmeleri ise ruhlarının durumuna bağlıydı.

İnsanları, düşünce ve davranışlarını etkileyen çevre
koşullarını bilmeden değerlendirmemizin yanlış olacağı düşüncesiyle,
Sokrates’in doğup büyüdüğü Atina’nın o günkü durumuna kısaca bir göz atalım:

M.Ö. 461 yılında başlayan ve Atina’nın altın çağı olan
göreceli huzurlu Perikles dönemi, 30 yıl sürdü. 
Düşmanına göre daha demokratik olan liman devleti Atina ile
sanatsal zevklerden yoksun militarist Sparta arasındaki Pelopones savaşları adıyla
anılan çatışmalar, 25 yıl boyunca devam etmiş ve bundan Atina’nın devlet
yapısı büyük zarar görmüştü. Savaş ve onun politik sonuçları, tüm Atinalılar
gibi Sokrates’in hayatı üzerinde de belirleyici olmuştur.

M.Ö. 404 yılında, Mora Savaşı Atinalılar için utanç
verici bir mağlubiyetle sonuçlandığında Sokrates 65 yaşındaydı. Savaşın galibi
Spartalı başkomutan Lysander gemileriyle Pire limanına yanaşır ve “Otuz Tiran”
olarak anılan Sparta güdümlü bir hükümeti yönetime getirir. İlginçtir, Otuz
Tiran’dan biri Sokrates’in eski bir öğrencisi olan Kritias’dı. Ardından korku
dolu karanlık bir dönem başlar. Özellikle Sokrates hedeflenerek, Atina sokaklarında
felsefe yapmak yasaklanır. Toplu tutuklamalar, mahkûmiyetler yaşanır,
politik rakipler birbirlerinin mal varlıklarına el koyarlar. Bu dönemde
pek çok demokrat insan Atina’dan kaçar ancak Sokrates kalmayı tercih eder.

M.Ö. 403 yılında, tiranlardan kaçan ve sürgün edilenler,
bir ordu toplayarak, tiranları yendiler ve Atina’ya döndüler. Tiranlar Hükümeti
düşürüldü, içlerinde Kritias olmak üzere 30 tiran öldürüldü.

Yönetime demokratlar geçer, ama onlar da Sokrates’e pek
iyi gözle bakmazlar. Ne var ki iç savaşın yaralarını sarmak amacıyla genel af
ilan edilir ve Sokrates şimdilik kurtulmuş gibi gözükür.

Bu süreçte Sokrates, kafasını meşgul eden soruların
cevaplarını ararken çevresinde olup bitenlerin pek farkına varmamıştır. Etrafındaki
pek çok kişi, onun gençleri doğru yoldan çıkardığını, tanrıların yerine yeni
tanrılar koyduğunu söylemektedir.

Atina’da tanrıların yorumlanması, kent tarafından atanan
rahiplerin özel alanıydı. Bugün birçok ülkede gördüğümüz dinsel ve laik yaşam
arasındaki sınır ve ayrılık Atina’da olmadığı için, dinî bir suç, yalnızca tanrılara
karşı değil, aynı zamanda kentin kendisine karşı da işlenen bir suç sayılıyordu.

M.Ö. 399 yılında, devletin tanrılarını yok saymak ve
gençleri saptırmak suçuyla mahkemeye verildi. Yargı kurulu, kurayla belirlenen
500 hâkimden oluşuyordu.

Jüri üyelerinin suçlamaları, Sokrates’in sadece şehrin
tanrılarının geleneksel yorumuna meydan okuması değil, kentteki rahipler tarafından
onaylanmamış tamamen yeni bir ilahi varlığa olan bağlılığıydı. Bu yeni ilahi
varlık, Sokrates’in daimon’u olarak
bilinen şeydir.

Az önce Sokrates’i anlatan kaynaklar arasında sayılan, dönemin
ünlü komedya yazarı Aristophanes de Bulutlar adlı komedyasında;
Sokrates’i Sofistlerle bir tutmuş, onun kötü ve yalancı biri olduğunu, her şeye
karıştığını, eğriyi doğru olarak gösterdiği gibi suçlamaları konu edilmektedir.
Aristophanes, oyununda Sokrates’in öğrencilere para karşılığında ders
verdiğini, öğrencilerin aklını karıştırdığını da hicvetmektedir. Oysa
Sokrates’in kimseye verecek bilgisi yoktur.

III. Sokrates’in
Savunması

(Plato – Apologia)

Platon, Sokrates’in neredeyse tüm diyaloglarını yazdığı
gibi hocasına vefa borcunu ödemek için onun suçlanışından yargılanışına ve
hatta idam edilişine kadar geçen tüm diyalogları da Sokrates’in Savunması adlı yapıtında yazmış ve böylece hocası Sokrates’i
ölümsüz kılmıştır.

Bu kitap erdemi yaşam parolası yapmış ve ahlaklı bir
yaşam sürmüş bir filozofun, insanlara ahlak ve erdemi öğretmeye
çabalarken, erdemsizce yargılanıp, ahlaksızca öldürülüşünü anlatır
bizlere.

Sokrates’in Savunması, mektuplarla birlikte Platon’un diyaloglardan ibaret
olmayan tek eseridir. Eserde Platon’un felsefesiyle birlikte, hocası
Sokrates’in suçsuz yere idam ediliş aşamaları ile o zamanın demokrasi gerçeğini
bir arada görmek mümkündür.

Şimdi sizlere Sokrates’in aynı zamanda felsefesini yansıtan
savunmasını özetleyeceğim ve bu özeti yaparken felsefesini öne çıkaran
noktalarda, birkaç sözle araya gireceğim.

Dava başlar; suçlamanın ardında politikada etkili
bir isim olan demokrat Anytos duruyordu. Anytos’un yıllardan beri Sokrates’le
görülecek bir hesabı vardı. Oğlu bir zamanlar Sokrates’in öğrencisiydi ve
Sokrates genç adamı, aile işletmesinde çalışmaktansa “felsefi bir hayat”
sürmesinin daha iyi olacağı konusunda ikna etmişti. Davacıların
vekili ise Anytos’un kuklasından başka bir şey olmayan
Meletos’tu. Meletos iddianameyi okur; devletin tanrılarını yok saymak ve
gençleri saptırmak suçuyla, Sokrates’e ölüm cezası ister.

Sıra sanığın savunmasına gelmiştir; Görünen o ki,
Sokrates durumunun ciddiyetini maalesef kavrayamamıştı, zira mahkeme heyetine,
ders verdiği retorik sınıflarından biri gibi davranıyordu:

Benim bir bilgim varsa, bunun nasıl bir bilgi olduğunu
Delphoi tanrısından dinleyin Khairephon’u tanırsınız; çok eski bir arkadaşımdı,  Khairephon’un huyunu bilirsiniz, kafasına
koyduğu şeyi muhakkak yapardı. Bir gün Delphoi’ye gitmiş, benden daha bilgin
bir kimse olup olmadığını tanrıya çekinmeden sormuş; Pythonlu tanrı sözcüsü de
benden daha bilgin bir adam olmadığını söylemiş.
  

Tanrı’nın bu cevabını öğrenince düşündüm: Tanrı bu
sözüyle ne demek istemiş? Bu muamma nedir? Çünkü az olsun, çok olsun, bende
böyle bir bilgi olmadığını biliyorum. Böyle olduğu halde insanların en bilgini
olduğumu söylemekle ne demek istiyordu? Tanrı yalan söylemez, yalan onun doğasıyla
bağdaşmaz.

Burada, Delphi tapınağı ile ilgili kısa bir hatırlatma
yapmama izin verin. Eski Yunanlıların inanışlarına göre, Delphi yeryüzünün tam
ortasıydı. Burada Apollon, kullarına cennetin nimetlerini sunardı. Apollon, aynı
zamanda gelecekten haber veren bir tanrıydı. Onun için buraya akıl sormaya
gelenler de çok olurdu. Yapılacak bazı işler için Tanrı Apollon’un fikrini
almak isteyenler Delphi tapınağında, aradıklarını bulacaklarına inanırlardı.

Tanrı’nın ne demek istediğini uzun zaman düşündüm; en
sonunda için aslını denemeye karar verdim. 
Bunun üzerine bilgisi ile ünlenmiş birine gittim, kendisine iyice baktım.
Adı lazım değil, denemek için seçtiğim bu adam devlet işleriyle uğraşır. Vardığım
sonuç şu oldu; bu adam çok kimselere, hele kendisine bilgin gözüküyor ama gerçekten
hiçbir bilgisi yok. Bunun üzerine ona kendisini bilgin sandığını, hakikatte ise
olmadığını anlatmaya çalıştım. Bunun sonucu, onun da, üstelik orada bulunup
beni dinleyen birçok kimselerin de düşmanlığını kazanmak oldu. Yanından ayrılırken
kendi kendime dedim ki: doğrusu belki ikimizin de iyi, güzel bir şey bildiğimiz
yok; ama gene ben ondan bilginim; çünkü o hiçbir şey bilmediği halde bildiğini
sanıyor; ben ise bilmiyorum ama bildiğimi de sanmıyorum. Demek ben ondan biraz
bilgiliyim, çünkü bilmediklerimi bilirim sanmıyorum.

Böylece, kendime birçok düşmanlar edindiğimi bile bile,
birini bırakıp ötekine gidiyor, gittikçe umudum azalıyor ve kederleniyordum.
Atinalılar, köpek hakkı için, bütün o araştırmalarımda baktım, asıl
bilgisizler, bilgilidir diye tanınmış olanlar! Boştur denenlerde ise daha çok
akıl var. Atinalılar, o kadar didindim, Tanrı’nın sözünü çürütemedim, adım
bilge diye çıktı çünkü beni dinleyenler, başkalarında bulunmadığını gösterdiğim
bilginin bende bulunduğunu sandılar.

Sokrates, bilgiyi arama sürecinde bile çok düşman kazanmıştır.
Çünkü pek çok kişinin gerçekte bilgisiz olduğunu ortaya çıkarmıştır. Sokrates,
mahkûm olursa suçlandığı gibi tanrıtanımaz olduğu için değil, aslında bazı
insanların düşmanlığını üzerine çektiği içindir.

Yine Sokrates’in savunmasına kulak verelim:

 İşte böylece Tanrı’nın sözünü düşünerek yer yer dolaşıyor, yurttaş olsun,
yabancı olsun, bilge sandığım kimi bulursam konuşup soruyorum; bilge olmadıklarını
anlayınca da, Tanrı sözüne hak vererek bilge olmadıklarını kendilerine
gösteriyorum. Bu iş bütün vaktimi alıyor, bu yüzden devlet işleriyle de, kendi
işlerimle de iyice uğraşacak vakit bulamıyorum; o kadar ki, Tanrı’ya hizmet
edeyim diye yoksul kaldım.

Devamında, Atina siyasetinin eleştirisini ve kendi iç sesinin
nasıl işlediğini şöyle açıklar Sokrates:

Devlet işlerine girerek fikirlerimi oradan söylemek
varken herkese ayrı ayrı öğüt vermeye, başkalarının işlerine karışmaya kalkışmam
belki size şaşılacak bir şey gibi gelebilir. Bunun sebebini de söyleyeceğim.
Bir tanrının veya tanrısal bir ruhun bana göründüğünden, çok kere ve birçok
yerde söz ettiğimi işitmişsinizdir. Bir nevi ses olan bu işaret, bana
çocukluğumda gelmeye başlamıştı; bu ses beni hep göreceğim işlerden alıkoyar,
ama “yap” diye hiçbir vakit emretmezdi. İşte beni siyasete girmekten alıkoyan
da budur. Bu alıkoymanın da çok yerinde olduğuna inanıyorum. Siyaset hayatına
girseydim ve iyi bir adam gibi hep hak gözetip ve tabii olarak doğruluğu her
şeyden üstün tutsaydım, şimdiye kadar sağ kalabilir miydim, sanırsınız? Hayır,
Atinalılar, hayır; bu ne bana, ne de başka bir kimseye nasip olurdu.

Ölmek veya mahkûm olmak onun umurunda değildir; o, sadece
doğruların peşindedir. Tehlike karşısında yılmamak, korkmamak onun ilkesidir.
Ona göre insanların en çok korktuğu şey olan ölüm, aslında kaçınılacak bir şey
değildir. O, sadece kötülük yapmaktan korkmaktadır.

Değeri olan bir kimse, yaşayacak mıyım yoksa ölecek miyim
diye düşünmemelidir; bir iş görürken yalnız doğru mu eğri mi hareket ettiğini,
cesaretli bir adam gibi mi yoksa tabansızca mı hareket ettiğini, düşünmelidir.

İnsanların, korkularından dolayı en büyük kötülük saydıkları ölümün en büyük iyilik
olmadığını kim bilir? Bilmediğimiz bir şeyi bildiğimizi sanmak gerçekten utanılacak
bir bilgisizlik değil midir?

Sokrates, ideallerinden dönmemekte kararlıdır. O, asla
Tanrı dışında kimseye boyun eğmez. Kendisi aleyhine söylenen her şey asılsızdır.
Sokrates’in sürekli öğrencileri olmadığı gibi malı mülkü de yoktur. O, dünya
hayatına önem vermeyen bilge birisidir.

Atinalılar, Anytos’a ister inanın ister inanmayın, hakkımda
ister beraat hükmü verin, ister vermeyin; herhalde, iyice bilin ki, bir değil
bin kere ölmem gerekse bile, yolumu asla değiştirmeyeceğim. Bilmelisiniz ki,
benim gibi bir adamı öldürmekle, beni değil kendinizi cezalandıracaksınız.

Sokrates, mahkemede suçlu görülür. Bunu beklemektedir ve
hiç tepki göstermez. O, herkesten farklı bir kişidir. İnsanların çoğunluğu
gibi, yüksek makamlara, mal, mülk, dünya hayatına önem vermemiştir ki, şimdi de
üzülsün. İnsanlara hep erdemi ve ahlakı öğütlemiştir. Oysa sonuçta ölüm
cezası verilir. Sokrates, ölüm cezası verilirken başkaları gibi ağlayıp sızlamamıştır.
Yaptığı hiçbir şeyden dolayı da pişmanlık duymamıştır.

Atinalılar, siz Tanrı’nın bir vergisi olan beni mahkûm
etmekle ona karşı bir günah işlemeyiniz dediğim zaman, sizin sandığınız gibi
kendimi değil, sizi düşünüyorum. Çünkü gül
ünç bir benzetmeye müsaade edin; beni öldürürseniz, hem büyük, hem cins, ama
büyüklüğünden dolayı ağır ve dürtülmek isteyen bir ata benzeyen devleti
yerinden oynatmak için, Tanrı’nın musallat ettiği benim gibi bir at sineğini
kolay kolay bulamazsınız. Ben Tanrı’nın, devletin başına musallat ettiği bir at
sineğiyim, her gün her yerde sizi dürtüyor, uyarıyor, azarlıyorum, peşinizi bırakmıyorum.
Benim gibi bir kimseyi kolay kolay bulamayacaksınız.

Sözün kısası, Atinalılar, savunmam için bütün
söyleyeceklerim bunlardır.

Suçlu olup olmadığına karar verecek oylamada
220’ye karşı 280 üye ölüm cezası yönünde görüş bildirdi. Antik Yunan
mahkemelerinde, yargılananın, suçlu bulunması durumunda alternatif bir ceza
teklif etme hakkı vardı. Sokrates de sürgün veya tazminat ödeme cezası
isteyebilirdi. Sıra tekrar Sokrates’e geldi ve kendisince uygun bulduğu bir
ceza seçmesi istenerek kulaklar ona çevrildi. Ancak o, davayı ciddiye
almamak konusunda hâlâ ısrarlıydı. Kendisine yöneltilen suçlar gülünçtü ve
Sokrates bunu biliyordu.

Atinalılar, benim için verdiğiniz mahkûmiyet kararına
üzülmeyişimin birçok sebepleri var. Bunun böyle olacağını bekliyordum.

Bense kendi hesabıma neyi ileri süreyim Atinalılar?
Şüphesiz değerim neyse onu. O halde hakkım nedir? Bütün hayatında herkesin
düşkün olduğu birçok şeylere, zenginliğe, aile bağlarına, askerlik rütbelerine,
halk kurullarında nutuklar vermeğe, başkanlıklara hiç aldırmamış bir adama
verilecek karşılık ne olabilir? Böyle bir kimseye ne yapılır Atinalılar,
herhalde, ona bir mükâfat verilmek lazımsa, iyi bir şey verilmeli ve bu iyilik
ona yakışır bir şey olmalıdır; Bana vereceğiniz cezanın uygun ve yerinde bir
ceza olması isteniyorsa, diyeceğim ki, bana Prytaneion’da bedelsiz konaklamak
en doğru bir karşılıktır.

Prytaneion:
Ocağında sürekli ateş yanan, seçkin yabancıların, yabancı ülkelerden gelen
elçilerin, savaşta ya da Hellenler arası oyunlarda kazandıkları başarılarla
halkın övgüsünü toplayan yurttaşların ağırlandığı yapılara verilen ad. Koloni
kuracak kişiler, yanlarına bu ocakta yaktıkları odunları alırlar ve gittikleri
denizaşırı ülkede yeni bir prytaneion
kurarlardı. Bugün Efes’te de, Efes Antik Kenti içerisinde Artemis Tapınağı’ndan sonra
en kutsal sayılan yerdir.

Belki bana denecek ki: “Sokrates; ağzını tutamaz mısın,
sana kimse karışmadan yabancı bir şehre giderek yaşayamaz mısın?” Buna
vereceğim cevabı anlatmak çok güç. Çünkü sorgulanmayan hayatın yaşanmaya değer
bir hayat olamadığını söylersem bana gene inanmayacaksınız.

Bu olay mahkeme heyetini iyice sinirlendirir. İkinci
oylamada 140’a karşı 360 oyla ölüme mahkûm edilir.

Platon’a göre Sokrates’in öldürülmesi için oy kullananlar
çok acı çekecektir. Kurtulması için oy kullananlar ise gerçek birer yargıçtır.

Sokrates’e göre ölüm bir ceza değildir; sadece bir
yolculuktur. Ayrıca öteki dünyada soru sormak yüzünden mahkûm edilme tehlikesi
de yoktur.

O halde yargıçlar, siz de benim gibi ölümden korkmayınız,
şunu biliniz ki, iyi bir insana, ne hayatta ne de öldükten sonra hiçbir kötülük
gelmez. Onu ve onun gibileri tanrılar daima korurlar. Benim yaklaşan sonum,
sadece bir tesadüf işi değildir; tam tersine, apaydın görüyorum ki ölmek ve
böylece bütün acılardan büsbütün kurtulmak, benim için daha değerlidir. İşte,
içimden gelen işaretin beni yaptıklarımdan alıkoymamasının sebebi budur.

Artık ayrılmak zamanı geldi, yolumuza gidelim: Ben
ölmeye, siz yaşamaya.

Sokrates zincire vurulup kentin zindanına atıldı.
Tutuklu bulunduğu hücre girişte hemen sağdaydı. Son günlerini burada gelip
giden arkadaşlarıyla birlikte geçirmiştir. 6×6 adımlık bu sefil alanda Homeros’un
eserleri ve tragedyalarla eşdeğer tutulabilecek ve antik edebiyatın
şaheserleri sayılan Platon’un en iyi Diyaloglarına konu olan
konuşmalar geçer.

Bir
keresinde arkadaşı Kriton kendisini kaçması konusunda ikna etmeye çalıştı ve
bunun için gardiyanlara rüşvet verdiğini anlattı. Ancak o arkadaşının
sözlerine kulak asmadı ve böyle bir davranışın, savunduğu ilkelerle bağdaşmadığını
söyledi. Sokrates, yanılsalar bile kanunların üstünlüğüne kesinkes bağlı bir
insandı. (Platon Kriton)

İdam edileceği gün, Sokrates’in arkadaşları ve karısı
Xanthippe hücresinde bir araya geldiler. Sokrates karısının eve gitmesini
istedi, çünkü böyle bir durumda aşırı duygusallıklar  sinirini bozmaktaydı.
Xanthippe giderken isyan eder: “Ama sen suçsuzsun, suçsuz yere idam ediliyorsun.”

Bunun üzerine Sokrates’in verdiği cevap tam onun gibi bir
insanın verebileceği türdendir: “Be kadın, suçlu olarakidam edilmemi yeğlerdin?”

Böylece “Atina’nın atsineği” ölür.

Sadece birkaç gün sonra, Atinalılar yaptıklarının
korkunçluğunu kavrarlar. Kentte resmi yas ilân edilir, okullar,
jimnastik salonları ve tiyatrolar kapanır.

Mahkemede Sokrates’i suçlayanlardan Meletos idama mahkûm
olur, Anytos ise sürgün edilir. Daha sonraları Sokrates’in Lysippos tarafından
yapılan bronz büstü  Pompeion’da yerini alır.

Sokrates, 2012 yılında, ölüme mahkûm edilmesinden yaklaşık
25 yüzyıl sonra, memleketi Atina’da hukukçular, tarihçiler ve düşünürler tarafından
tekrar yargılanıp aklandı. İade-i itibar anlamı taşıyan sembolik yargılamada
hâkim heyeti ikiye bölünürken, halk jürisinin tümü beraat kararı vermiştir.

IV. Sokratik Temalar

Şimdi Platon’un yazdığı Sokrates’in savunmasında (Apologia) öne çıkan Sokratik
temaları bir kez daha vurgulayalım.

i. Sokrat savunmasında cehaleti tanımlamıştır.

Basit cehalet, kişinin kendi cehaletinin farkında olmaktır,
oysaki kişinin, bildiğini sandığı şeyi bilmediğinden habersiz olması çifte
cehalettir.

ii. Ruhun önemini belirtmiştir.

Sokrates savunmasında, bir insanın ruhunu her şeyden çok
önemsemesi gerektiğini defalarca vurgulamaktadır.

iii. İncelenmemiş yaşamın değersiz olduğunu söyler.

Jüri, Sokrates’i mahkûm edip onun ölümüne karar verdikten
sonra, Sokrates, felsefe tarihindeki en ünlü açıklamalarından birini
yapar. Jüriye asla sessiz kalamayacağını söyler, çünkü “incelenmemiş yaşam
insan için yaşamaya değmez”. (Platon, Apologia)

iv. (Eudaimonism) Mutluluğun yolunu
gösterir.

Sokrates iyi bilginin ruhu mutluluğa doğru
yönlendirdiğini ileri sürer, bilgeliğe uygun hareket eden erdemli kişinin mutluluğa
ulaştığını ileri sürer: “En mutlu insanın ruhunda hiçbir kötülük yoktur.” (EuthydemusGorgias)

v. Kararın ne olduğunu ve karar vermenin önemini
vurgular.

Sokrates, kararın bir tür zanaat veya sanat (teknik)
olduğu konusuna kendini adamıştır. Bu nedenle karar bilgi
gerektirir. Tıpkı bir doktorun hastası için istenen bir sonucu getirdiği
gibi. Benzer şekilde, yöneticinin görevi kendi çıkarları için değil, politik
toplumun vatandaşlarının yararına hareket etmektir. (Republic – Cumhuriyet)

Ve son olarak, savunması dâhil, Sokrates’in tüm
diyaloglarında ironi, bir tür alay uyguladığını görüyoruz.

Sokrates’in bir ironist olduğu iddiası, farklı şekillerde
yorumlanmıştır: Örneğin, Platon Euthyphron diyaloğunda,
Sokrates’in hiçbir şey bilmediğini, karşısındakinden öğreneceğini söylerken
cehaletin avukatı gibi davrandığını ve ironi yaptığını ileri sürer. Platon’un Symposium diyalogunda ise,
Sokrates’i ironik olmakla suçlayan Alcibiades’in yakınmalarını görüyoruz, çünkü
Sokrates, onunla ilgileniyormuş gibi davranıyor, ancak o yaklaşınca uzaklaşıyordu.

Aristoteles ise, Sokrates’in kendini küçümsemesinin
övünmenin zıddı olduğunu ve bunun da bir tür ironi olduğunu söylüyor. 

Alman Yahudisi kökenli Amerikalı siyaset felsefecisi Leo
Strauss (1899–1973) “Sokratik ironi
Sokrates’in gerçek mesajını gizlemeye yöneliktir,”
diyor.

V. Sokrates ve Ahlak
Felsefesi

Bildiğiniz gibi; Sofistler yönetim sanatının temel
ilkeleri, dilbilgisi, ikna sanatı, retorik, mahkemede kendini savunma sanatı,
mantık, ahlaki davranış, edebiyat, matematik, dilsel analiz gibi birçok alanda
şehir şehir dolaşarak para karşılığında dersler vererek insanları
eğitmişlerdir. Bu durumu felsefenin onuruna aykırı gören Sokrates, Sofistleri,
bilgiyi satılabilir bir nesne olarak gördükleri için onları, “aldatan, kandıran,
bilgi düşmanı, şarlatan” olarak nitelendirmiştir.

Fakat yine de Sokrates Sofistlere çok şey borçludur.
Çünkü Sokrates, Cicero’nun da belirttiği gibi felsefeyi göklerden yere
indirerek, kentlerde konuşlandıran, yaşama, geleneklere, iyiye ve kötüye dair
sorular sormaya zorlayan kişidir. Sokrates’in bu tavrı üzerinde ve
düşüncelerinin şekillenmesinde Sofistik anlayışının etkisi küçümsenemez.

Sokrates, Sofist geleneğin içinden gelmekle beraber ona
karşı çıkar, demiştik. Sofistlerin, (duyulara dayanan değişken bilgi) doksa’sına karşı (gerçek
bilgi) episteme’yi savunan filozof, gerçek bilginin evrensel olduğunu
savunur. Ona göre bilgi bir ve tektir. Tıpkı evrensel doğa yasaları gibi kesin
ve değişmez evrensel ahlâk yasaları vardır. Üstelik tek tek her bireyin özünde
bulunur. Kişinin yapması gereken şey, uygun eğitim metotlarını kullanarak bu
özü ortaya çıkarmaktır. Doğru bir toplumsal düzen, ancak bu özü ortaya çıkarabilmiş
ideal yurttaşlardan oluşabilir.

Sokrates genellikle ahlak felsefesinin, yani değer
öğretisinin kurucusu olarak bilinirse de, onun yaptığı, bir öğretiden çok,
kişilerin bilincine ve özlerinin ne olduğunu göstermeye yönelik bir çabadır.
Felsefesinin ipuçlarını yukarıda özetini sunduğumuz savunmasında vermiştir.

Onu ilgilendiren şey, insanların birbirlerine nasıl
davranması gerektiğiydi. Günümüzde bu alandan deontoloji veya daha sade bir
şekilde ahlak felsefesi olarak bahsedilir.

Sokrates’e göre bilgelik, okuyarak öğrenilen veya deneyim
ya da uzmanlık ile kazanılan bir erdem değildi. Açıkça, kimse bilgeliği
kazanamazdı, çünkü bilgelik, erdemli davranmanın bir sonucu olarak ortaya çıkardı
ve erdem demek her durumda doğru hareket etmek demekti.

Erdem bilgi ile özdeştir ama kötü edimler, kendini
aldatma sürecini belirtmektedirler, yalnızca bilgi eksikliğini değil. Sokratik
arayış, dışsal iyileri, lüks düşkünlüğünü ve tensel hazları yadsımaktadır.
Güçlülük, fiziksel üstünlükte değil, tinsel üstünlükte yatar, çünkü iyi insan
kötü olandan daha güçlüdür.

Çocukluğundan beri içinde kendisine eşlik eden bir daimon, bir ses olduğunu
söyler. Bu ses hiçbir zaman ona ne yapması gerektiğini söylemez, ancak yapmaması
gereken bir şeyi yapmak üzere olduğunda onu uyarır. Bu sesin nereden geldiğini
bilmez ancak, güçlü bir şekilde bir ilah (belki de Apollo) tarafından
gönderilmiş olabileceğini söyler. Bugün biz bu iç sesi bireyin vicdanı olarak
adlandırıyoruz.

Ona ait olan şu sözleri günümüzde yeniden hatırlamaya
ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

“Devletler kanunla değil, ahlakla daha iyi yönetilir.”

“Bir toplum ahlak ve hukuk içinde olmadığı zaman, vatandaşlar kendilerini bir çıkmaz
içinde bulurlar. İnsanlar ya ahlaki değer yargılarını veya hukuka olan saygılarını
yitirirler.”

Görüldüğü üzere Sokrates tüm yaşamı boyunca, baş edilmesi
zor bir adamdı. Bize yalnızca vicdan değil şehitlik kavramını da gösterdi.
Antik çağdan günümüze, kendisine en çok benzetilen bir diğer ünlü çıbanbaşının
Nasıralı İsa olduğunu söyleyebiliriz.

VI. Eğitim Felsefesi

Sokratesçi eğitim felsefesi tarihte bilinen, kendi içinde
tutarlı ilk eğitim felsefesi anlayışıdır. Bu anlayışa göre eğitim sürecinde
eğitimcinin temel amacı eğitilen kişiye, görülen dünyanın aldatıcı
görünüşleriyle (doksa) yetinmemesi gerektiğini, nedenleriyle sorgulayarak
gerçek dünyaya (epistem) ulaşma yolunda ona yol göstermektir.

Doğruya ulaşmada geleneğe ve otoriteye gözü kapalı
bağlanmanın karşısına aklı ve sorgulama yapmayı koyar Sokrates.

Ona göre insanı kötülüğe sürükleyen bilgisizliğidir. “Kimse bilerek kötülük yapmaz” sözü ile kişinin iyi bir yaşam sürmesini bilgi sahibi
olmasına bağlamıştır. Bilgi edinen kişi erdeme sahip olacaktır. Erdem ve bilgi
Sokrates’e göre özdeştir. Bilgi edinen kişi eylemlerinde iyiye yönelecek, iyi
bir yaşam süren kişi erdem sahibi olacak ve erdem sayesinde de mutluluğa
ulaşacaktır. Burada mutluluk ahlakını görmekteyiz. Ahlakın amacı mutluluktur,
insanın ulaşmak istediği en yüksek iyi de ancak mutluluktur ve mutluluğun yolu
da erdemden geçer. Erdem insanın kendini bilmesiyle ortaya çıkan, yaşamı daha
iyi hale getiren ve bizi mutlu kılan bilgidir. Bu nedenle Sokrates “kendini
bil” sözünü söylemiştir. Kişi kendisini tanımadıkça, kendisi için neyin iyi,
neyin kötü olduğunu bilemez.

Peki, ideal insan bu gerçeği zihinsel olarak kavradıktan
sonra özündeki iyiliğe nasıl ulaşabilir? Burada karşımıza Sokrates’e özgü
eğitim metotları çıkar. Bunlar şimdi göreceğimiz, dialectique ve maieutic yöntemleridir.

VII. Sokrates’in
Felsefe Yapma Yöntemi

Sokratik temalar kadar Sokratik yöntem de aynı derecede
ünlüdür. Sokrates felsefi etkinliğini soru cevap aracılığıyla bir diyalog
şeklinde gerçekleştiriyor ve bu diyalogda elenchus (çürütme) denilen
bir yöntem ile maieutic (ebelik) denilen bir yöntem kullanıyordu. 

a. Elenchus: Çürütme yöntemi
(aksini ispat ederek yanlışı ortaya koyma)

Tipik Sokratik elenchus’unda, Sokrates,
muhatabının söylediklerini test edip reddederek önermenin ya da tanımın çapraz
incelemesini yapar.

b. Maieutic: Ebelik yöntemi

Platon’un diyaloglarında Sokrates, Titetus’a, annesi
Fenarete’nin bir ebe olduğunu ve kendisinin de entelektüel bir ebe olduğunu
söyler. O, bedeni değil, konuştuğu kişinin ruhunda saklı olan bir fikri
doğurmasına yardımcı olmaktadır.

Ona göre ruhun yetişip yetkinleşmesi için ihtiyaç duyduğu
bilgiler ruhun derinliklerinde gizlidir ve bu bilgiler sağlam bir yöntemle gün
yüzüne çıkarılabilir. Onun sözünü ettiği bu yöntem biçimi diyalogdur. Platon’un
dialectique olarak adlandırdığı yöntem şöyle tanımlanabilir: Doğruya
varmak, kavramları açıklığa kavuşturmak, belirlemek ve bunların kesin tanımlarını
bulmak için karşıtlıklar içinde ilerleyen karşılıklı konuşma yöntemi.

Diyalog sürecinde kişiler karşılıklı konuşur, tartışır ve
bir senteze varılır. Bu karşılıklı konuşma esnasında doğuştan insanda var olan
bilgiler ironi (alay) ve maieutic (doğurtma) yöntemleri
ile açığa çıkar. Sokrates, alay ile karşısındakinin başlangıçtaki her şeyi
bildiği özgüvenini yıkar, bilgisizliğini ona gösterir. Doğru olan, kişinin
ruhundan bulunup doğmalıdır. Maieutic yöntem insandaki iyi
tarafı ortaya çıkarmaya çalışan yöntemdir. Sokrates’in işi bir ebe gibi insanın
özündeki gerçek bilgiyi doğurtmaktır. Sokrates bu yöntemi şu şekilde tanımlar: “Benim doğurtma sanatım da ötekiler türündendir. Aradaki ayrım
şudur ki, sanatım kadınları değil, erkekleri doğurtur ve doğum esnasında dikkat
erkeklerin vücutlarına değil, ruhlarına yöneltilmiştir.”
Bu yöntem dialectique yönteme benzemekle beraber biraz
daha ciddidir. Zekice kurgulanmış sorularla öğrencilerin hem kendilerini hem
dünyayı tanımalarını sağlar.

Nasıl ki bir ebe annenin karnında var olan bebeğin doğmasına
yardımcı oluyorsa Sokrates de kişinin ruhunda var olan doğruların doğmasına
yardımcı olmaktadır.

Sokrates,  tartışmalarında
hem tümdengelimi hem de tümevarımı kullananmış, hiçbir zaman “doğru şudur”
dememiş ve araştırmayı kısırlaştırmamaya özen göstermiştir.

VIII. Sokrates’in
Eğitim Felsefesi

Platon’un söylev sanatı üstüne olan diyaloğu Gorgias’ta; Sokrates eğitim
ile ulaşılmak istenen asıl amacın özenli ve titiz bir çalışma ile iyinin
bilgisine ulaşmak olduğunu ve böylece gerçek bilgiyi elde ederek erdemli ve
mutlu olmanın önemini vurgulamaktadır.

Platon’un yazdığı ve doğal olarak Sokrates’in başrolde
olduğu Menon diyaloğunda, erdemin öğretilebilir olup olmadığı sorusu
çerçevesinde, eğitim üzerine düşünmenin ilk temellerinin atıldığını görmekteyiz
Bu noktada insana aktif bir rol yükleyen Sokrates, öğretenin bilgiyi aktardığı,
öğrenenin ise bilgiyi aldığı bir eğitim anlayışının karşısına, sorgulamaya
dayalı bir eğitim anlayışını koymuştur.

Sokrates’in eğitim ile yapmak istediği, bilgileri
ezberlemek ya da bilgi biriktirmesi yapmak değil, aksine insanlara düşünme,
tartışma, analiz etme becerisi kazandırmaktır.

Bugün, “Sokratik yöntem”, çocukların daha etkili
öğrenmelerine yardımcı olan bir öğretim yöntemi olarak kabul
edilmektedir. Onlara gerçekleri öğretmek yerine, öğretmenler bazı
öğrencilerin temel varsayımlarına meydan okumak için soruları kullanıyorlar.

IX. Sokrates’in
Yurttaşlık Felsefesi

Sokrates Atina’ya âşık bir yurttaştır. Katıldığı askerî
harekâtlar dışında Atina’dan ayrılmamış, savunmasında görüldüğü gibi, hakkında
idam hükmü verilmesinden sonra da kaçmayarak Atina’ya ve şehrin yasalarına bağlılığını
göstermiştir.

Devlet yönetiminin bir bilim olduğunu ve herkes tarafından
yapılamayacağını belirtmiştir.

Ona göre, hiçbir hasta kendini tıp bilgisi almamış
birinin ellerine bırakmayacaksa, kamu görevlilerini, kura ile ya da deneyimsiz
çoğunluğun oyları ile seçmek de ussal değildir.

Sokrates’in sözleşme anlayışı yurttaşın, yaşadığı
devletin yasalarını, toplumsal ve sosyal düzenini kabul ettiği ve başına buyruk
hareket etmeye hakkı olmadığı fikrini içerir. Sokrates sözgelimi Atina ile bir
sözleşme yaptığını; bu sözleşme uyarınca devletin koruması, güvencesi ve
rehberliği altına girdiğini, doğmuş olduğu Atina’da, kentin medenî hukukuna
göre yurttaş olduğunu, onun eğitim sistemine göre yetiştirilip eğitildiğini
söyler. Dolayısıyla, diğer yurttaşlar gibi kendisinin de Atina devleti ile yasalarının
eseri, hatta kölesi olduğunu kabul eder. Varlık sebebi iyilik ve adalet olan
devlet hukukunun kötü olamayacağını iddia eden Sokrates açısından sorun,
devlette ve yasalarda değil, devleti temsil edenlerde, yasaları uygulayanlardadır.
Sokrates savunmasında hukukun üstünlüğünü kabul etmekle beraber burada bir
paradoks olduğunu kendine özgü alaycı iğnelemeleri ile belirtir. Suçlu olduğunu
kabul etmez ama aynı zamanda idam hükmüne karşı da çıkmaz. Ancak onun asıl
hedefi Atina demokrasisinin saçmalığı ebediyen sergilensin diye kendini ölüme
mahkûm etmektir. Çünkü bu ölüm şekli onun öğretim metodunun ve alaycılığının
doruk noktasını oluşturmaktadır. Bu yöntemle amacına ulaşmış; hem yurttaşlığı
öğretmenin ilk dersinin, örnek olmak olduğunu göstermiş, hem de Atina
demokrasisinin ne kadar saçma bir yönetim biçimi olduğunu gözler önüne
sermiştir. Önyargı ve taraflılıktan uzak bir eğitim sistemi öngörmüştür, ancak
hayalindeki eğitim sistemini uygulamaya fırsat bulamamıştır. Onun eğitim
sistemi ölümünden çok sonra onun fikirlerini merkeze alan Stoacılar tarafından
Roma’da uygulanmıştır. Bu eğitimin temel taşı bugünkü eğitim sistemimizde dahi
göze çarpan bireyci anlayıştır.

X. Diğer Filozofların
Sokrates İle İlgili Görüşleri:

Antik çağda felsefe eğitiminin neredeyse her okulu
Sokrates hakkında olumlu şeyler söylemiş ve çoğu ilhamını ondan almıştır. Bunun
yanında, Sokrates ayrıca birçok ünlü modern filozofun eserlerinde de yer
bulmuştur. 

a. Helenistik Felsefede Sokrates:

Onun düşüncelerini çeşitli yanlarından ele alıp
geliştiren Sokratesçi 4 okul görüyoruz:

i. Megara Okulu: Sokrates’in iyilik’i
ile Parmenides’in bir’inin sentezini yapmaya çalışan Megaralı Euklid’in kurduğu
okuldur. Onlara göre, “bir” olan “iyi’dir.

ii. Elis-Ereterya Okulu: Sokrates’in öğrencisi
Elisli Phaidon’un kurduğu okul. Öğretisinde dialectique ile
bilgiyi öne çıkartmıştır.

iii. Kinikler Okulu: Sokrates hayranı
Anthistenes’in kurduğu Kinikler Okulu, erdem anlayışını, herkesin
anlayacağı bir dilde anlatıyordu. Rahat bir yaşamı yadsıyarak, her türlü mal ve
mülk edinmeye, kölelik ve aile kurumlarına, din inançlarına karşı çıkıyorlardı.
Mutluluk için erdemin tek başına yeterli olduğunu savunuyorlardı.

ıv. Kirene Okulu: Kireneli Aristippos’un
öğretisi; Sokrates’in “insanların bilgi ile erdemi elde ederek mutlu olabilecekleri” önermesini, Kiniklerin aksine, mutluluğu rahat bir yaşayış
sağlayarak elde edilebileceği şeklinde yorumlamışlardır. Onlara göre, bireyin
hazzı ahlaki eylemin biricik ölçütüdür. Aristippos, aynı zamanda hedonizmin kurucusu
sayılır.

Stoacılar Sokratik okullardan sayılmasa da, Stoa okulunun
kurucusu Zenon’un Sokrates’i okuyarak ve sorgulayarak felsefe ile ilgilenmeye
başladığı söylenir. Bu nedenle Sokratik elenchus (çürütme) Stoacılara
çekici gelmiştir, çünkü bir kişinin hayatını bozan hem sosyal hem de psikolojik
tutarsızlıklar, bu yöntemle ortaya çıkarılabilirdi. Stoacılar, tam mutluluk
için bedensellik yerine etik mükemmelliğin gerekliliği ve yeterliliğini önerir.
Bu anlayışın, Hristiyan tanrıbiliminde ve Spinoza’da (1632-1677) etkileri
görülebilir.

Daha sonra gelen, Şüpheciler (Septisizm) de Sokrates’ten
etkilenmişlerdir. Genel olarak şüphecilik, ya epistemolojik hakikat
iddialarından şüphe etmemiz gerektiği ya da en azından bilgi için mutlak
iddiaları doğru kabul etmekten kaçınmamız gerektiği görüşündedir. Bu bağlamda
Elisli Pyrrhon’un kurduğu bu okulun da Sokrates’ten etkilendiğini
söyleyebiliriz.

Epikürcüler Sokrates’i eleştirdiler. Epikürcüler, iyi
yaşam nedir’in cevabını aradılar. Onlara göre, iyi yaşam mutlu bir yaşamdır,
Mutluluk ise hazzın varlığı ve acının yokluğudur. Sokratesçi bir okul olmayan
Epikürcüler, Sokrates’i eleştiren birkaç okuldan biridir. Epikürcüler,
Sokrates’i etik soruşturmalar uğruna doğal bilimi yok kabul eden retorikçi bir
Sofist olarak kabul ederler. Sokrates’in kendisini cahil olarak sunması
ironikti ama Epikürcüler için bu ironi pedagojik açıdan anlamsızdı: “Eğer Sokrates’in söyleyecek bir şeyi varsa, onu saklamak yerine
söylemiş olmalıydı,”
diyerek eleştirirler.

b. Modern Felsefede Sokrates ile ilgili
görüşler:     

Sokratik sorun ilk olarak 19. yüzyılın başlarında Friedrich
Schleiermacher’in (1768-1834) etkili çalışmasıyla dile geldi. Bu
noktaya kadar, akademisyenler Sokrates’in ne düşündüğünü belirlemek için büyük
ölçüde Xenophon’u kaynak olarak kullandılar. Schleiermacher ise,
Xenophon’un bir filozof değil, basit bir yurttaş-asker olduğunu ve anlattığı
Sokrates’in çok yetersiz ve felsefe ile ilgisi olmadığını, bu nedenle sadece
Xenophon’u okuyarak Sokrates’in bilinmesinin zor olacağını savundu.

Immanuel Kant (1724-1804), Sokrates’i diğer antik
filozoflar arasında, spekülasyon yapmayan, felsefeyi aynı zamanda yaşamına
geçiren bir düşünür olarak tanımlar ve över.

Friedrich Hegel (1770-1831), Sokrates’in  tarihin
büyük dönüm noktası olduğunu söyler (Tarih Felsefesi ). Hegel’in
iddialarına göre, Sokrates’te bireysel bilinç ve devletin evrensel yasası çatışır.
Bu nedenle, Sokrates’in gelişi, birey ve ahlak arasındaki ilişkide köklü bir
değişime işaret eder.

Søren Kierkegaard (1813-1855), Sokrates’in felsefe
tarihinde kabul edilenin aksine, yaptığı her şeyde bir ironi olduğu için etik
bir figür olmadığını ileri sürmektedir. Ona göre, Sokrates sadece konuşmasında
değil, aynı zamanda yaşamında da ironiktir. Genel olarak, Aristophanes’in
Sokrates tasviri bariz bir abartma ve karikatür olarak kabul edildiği halde,
Kierkegaard, Sokrates’in tasvirinin gerçeğine çok yaklaştığını iddia edecek
kadar ileri gider. 

Nietzsche’nin (1844-1900)
en ünlü kitabı, Tragedyanın Doğuşu,
dolambaçlı olarak Sokrates’in betimlemesidir. Burada onu “özgür ruh” olarak
adlandırır, ama Sokrates ve rasyonel düşüncenin, Atina’da bir çöküş çağının
ortaya çıkmasına sebep olduğunu ileri sürer. Nietzsche, daha sonra Putların Alacakaranlığında adlı kitabında da Sokrates’e saldırmasını
sürdürür. Sokrates burada en düşük insan sınıfını temsil eder ve onun
ironisinin abartılı olduğunu, bunu da kendisini gizlemek için yaptığını söyler.
Nietzsche’ye göre, çirkin bir halk adamı olan Sokrates, rakibini güçsüz kılmak
için soru ve cevaplarla acımasızca kullandığı diyalektiğini yarattı, çünkü
kendini ifade etmenin başka bir yolu yoktu ve dolayısıyla  Sokrates,
diyalektiği yeni bir tür tartışma haline getirdi. Sokrates’in içgüdüleri
birbirine karşı çatıştığı için, yok olmamaya karşı bu dayatmacı mantık kuralını
oluşturdu. Sokrates’in buradaki çöküşü, içgüdüleriyle savaşmak zorunda
kalmasından oluşur, o kadar ki, ölmek isteyecek kadar. Nietzsche, Sokrates’i
çöküşle suçlamakla birlikte, yine de onu güçlü bir birey olarak kabul eder
(İnsanca, Pek İnsanca) ve onu, ilk “yaşam filozofu” olarak över.

Martin Heidegger de (1889-1976) Sokrates ile
ilgilenmiştir. Sokrates’in felsefesinin hakikate bakışı ile kendi düşüncesi
arasında bir yakınlık bulduğunu söyler. Sokratik yöntemi bir tür üretken
olumsuzlama olarak nitelendirir: Sokrates’in muhatabın cevabını olumsuzlayarak
tartışma sürecinde olumluyu açıkladığını söyler Heidegger. Bazı konuların
hakikatinin, bir soruşturma sürecinin nesnesi ya da sonu olan bir tanımda değil,
soruşturma sürecinin kendisinde olduğunu gösterdiği açıklamasında, Sokrates’e
gönderme yapar.


Kaynakça:

Sahakian, Felsefe Tarihi,
Çev. A. Yardımlı, İdea Yayınevi

Sena, Cemil, Filozoflar Ansiklopedisi, Remzi Kitabevi

Hançerlioğlu, Orhan, Felsefe Ansiklopedisi, Remzi Kitabevi

Arat, Necla, Etik ve Estetik Değerler, Say yayınları

Cevizci, Ahmet, İlkçağ Felsefesi Tarihi, Gündoğan Yayınları

Platon, Phaidon, Çev. Ahmet Cevizci,
Gündoğan Yayınları

Platon, Kriton, Çev, Filiz
Öktem-Candan Türkkan, GİM Güzel İstanbul Matbaası

Platon, Sokrates’in Savunması, Çev. Teoman Aktürel, Remzi Kitabevi

Versenyi, Laszlo, Sokrates ve İnsan Sevgisi,
Çev. Ahmet Cevizci, Gündoğan yayınları

Copleston, Frederick, Ön Sokratikler ve Sokrates, Çev. A. Yardımlı, İdea Yayınevi

Cicero, Devlet Üzerine,
Çev. C. Cengiz Çevik, İthaki Yayınları

Nietzsche, Friedrich, Putların Alacakaranlığı, Çev. İsmet Zeki Eyüboğlu, Say Yayınları

Nietzsche, Friedrich, Tragedyanın Doğuşu, Çev. Enver Gülsel, Tutku Yayınevi

Nietzsche, Friedrich, İnsanca Pek İnsanca, Çev. Mustafa Tüzel, İş Bankası Yayınları