Sınırsızlık Yolunda Aşk İle

Sınır - Yaz 2016

Bana hayatımda hep rehber olmuş Fransız atasözünü zevk ederek başlamak istiyorum satırlarıma. Bilmenin, kişinin kendi eylemleriyle birlikte sınırlarını ve haddini aşmasıyla olan bağlantısının az ve öz harika bir anlatımı.

“Bir şey bilmiyorsan öğretmen ol hiç bir şey bilmiyorsan kitap yaz.”

Yazdıklarım evrenin ilminin sonsuzluğunda “ Gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur” bilinciyle kendi kendime yaşadığım zevkin kalemimden satırlara dökülenleri…

Bütün kadim eğitim, öğretim ve kültürlerde ortak söylem. “Kendini bil.”

Yüce Allah’ın Hz. Muhammed için; “Habibim, Sen olmasaydın felekleri ve âlemleri yaratmazdım” deyip sevgisiyle önce onun nûrunu var ederek yarattığı kâinatı, “Gizli bir hazineydim bilinmekliği murad ettim” hadîs-i kudsîsiyle de insanın varlık nedeninin kendisini yaratanı, Allah’ı bilmek olduğunu söyler.
Allah’ın ruhundan  üfürülen ve onun halifesi olma şerefiyle şereflendirilen insan, Allah’ın  İlâhî isim ve sıfatlarını taşımasıyla sınırsızlık, azamet ve kudreti ile yaratılmışların en güzeli “Ahsen-i takvim” üzeri yaratılmış olduğu halde bedenen balçıktan yaratılmış olması sebebiyle “Esfele safilin” aşağıların aşağısı, aciz, sınırlı güç ve iradeye sahip bir varlık iken temel sorun Allah’ı nasıl  bilecektir? Sevgili peygamberimiz “Kendini bilen Rabbini bilir” hadîsinde Allah’ı bilmenin yolunun insanın kendisini bilmesinden geçtiğini söyler. Allah bilinmekliğini istediğine göre insan da Allah’ın halifesi vasfını taşıdığından aynı istek insanda da tecelli eder. Ve insan varolduğundan beri kendini ve kendini yaratanı adanmışlık ve feragatle arar. Allah kendini insana; peygamberleri,  İlâhî isimleri ve sıfatları vasıtasıyla tanıtır. Biz, peygamberleri, ilâhî isim ve sıfatları sevgili Peygamberimiz Hz Muhammed’in şuurundan, Kur’an’dan ve bu yola baş koymuş gönül erleri, İslâm âlimleri ve ariflerden öğreniyoruz. Allah hepsinden razı olsun.

İnsan, kendini bilmek üzere çıktığı Seyr-i Sülûk’unda, kendi içkinliğinin aşkınlığında hayretten hayranlığa geçiş arınma ve aydınlanma sürecinde yol alırken kendi içinde ve dışında olanın akıl, sezgi, keşf ile bir olduğunu gördükçe Muhammedî şuur üzerinde kendini inşa etmeye başlar.

“Muhammedî şuur” yalnız Allah’a kul olup Allah’tan başka hiç bir şeye tapınmamayı, her varlıkta Allah’ın tecellisini görüp, halka hizmet etmenin Hakk’a hizmet bilincini taşır.
Evrende her şey, uzak doğu söylemiyle YinYang tasavvufî anlamıyla “Zıtlıkların Birliği” enerjisinden oluşmuştur. Bütünün içinde her şeyin birbirinden ayrılmaz karşıtı vardır. Siyah beyaz, aydınlık karanlık, varlık yokluk gibi birbirinin zıddı olan bu kavramlar potansiyel olarak her kavram kendi zıtlığını da içinde barındırarak her zaman etkileşim halinde olup birbirleriyle devinirler ve zıtlıklarıyla var olurlar. Ve birbirlerini aşikâr ederler. Işığın karanlıkta parladığı gibi…
İnsan yaradılış itibarıyla toplum içinde yaşayan toplumsal bir varlık olduğundan farklılıklar, karşıtlıklar içinde yaşamını sürdürmeye çalışır. İnsanın karşıtlıklar içinde huzurlu ve saadet  içinde yaşaması; karşıtlıkları ötekileştirmeden karşısındakinin hakikatin ve kendisinin bir yansıması olduğu bilincini taşıması ve kendisini dengede tutmasıyla olur. Tasavvufta bazı ekollerde gönül erleri, dengenin önemini anlatmak, dengede olmayı akıllarından çıkarmamak için bedenin elektrik sistemini sağlayan madde olan tuzu yemeğe başlamadan parmak ucu kadar alıp dillerine değdirirler ki batında ve zahirde dengeyi korusunlar. “Dengede olmak” sınırını ve haddini bilmeyi, karşısındakine saygıyı getirir. Ariflerin dediği gibi “Kendini bilen Rabbini bilir, Rabbini bilen haddini bilir.”

Metamorfoz; içsel dönüşümünü yapmış içindeki ve dışındaki zıtlıkları birliğe, dengeye getirmiş ömrünün kısalığı ve uzunluğunun tasasını yapmadan ahenkle sınır ve sınırsızlığın, ezel ile ebediyetin zevkiyle iki kanadıyla uçan kelebeği anlatır.

Kendindeki çokluğu, çokluktaki bizliği, birliği bilmiş, kemâle gelmiş insan da gibi coşku içindedir. Sevgiyle, iyilik-doğruluk- güzellik ilkeleriyle sırat’el müstakîm, dosdoğru yol üzeri Allah’ın halifesi olmanın şuuru, sınırsızlığı, yetkinliği  ile sadece Allah’a kulluk, insana hizmet bilincinin dengesi ve ahengiyle yol alana Aşk olsun…