Sevgi Mabedi

Sayı 56 - Ocak 2015

Eski uygarlıkların, yeni yerleşim kurulacak alanlarda temel bir nokta, bir başlangıç noktası belirlemek için diktikleri ve “Axis Mundi” diye isimlendirdikleri direk, aynı zamanda mabedin yerini işaretliyor ve onu temsil ediyordu. Anadolu’nun irfan önderleri şöyle açıklıyor: Mabet Mabut adına yapılan bir mekân. Mabut, sevilen sayılan, uğrunda çaba sarf edilen, ondan dilek ve beklentilerin olduğu bir ilâh, temel bir ilke, ülkü, anlayış ya da düşünsel bir kabul.

Yaşamın içinde, bilerek ya da bilmeyerek çeşitli ilâhlara kendiliğinden bağlanıyoruz. Böylesi her bağlanma, davranışlarımızı belirleyen her ilke adına bir direğin dikilmesi anlamına geliyor. Bu direkler bizi belirliyor, davranışlarımıza yön ve tutarlılık kazandırıyor, ama aynı zamanda da bizi sınırlayan parmaklıklar oluyorlar. Anadolu geleneğinin irfan ustalarının önemle vurguladıkları gibi ilâhlardan kurtulma, yani arınma aşamasında bu direkleri söküp atabilecek ve daha özgürleşebileceğiz.

Sonuçta bir tek direk kalabilir ki o da, Axis Mundi. Bilgelik der ki; bu ana direk her kişide kişinin kendiliğini göstermektedir. Mabet öncelikle içimizde kuruluyor. Her değerlendirmemizin, her düşünsel etkinliğimizin, her sözümüzün, hatta algılarımızın bile merkezine kendiliğmizi koymuyor muyuz? Ya da kendimiz yerine tâbi olduğumuz başkalarını ve onların değerlerini mi koyuyoruz? Dışımıza bağımlı olmak yerine mabedin içimizde kurulması, evet bir özgürleşmedir, yapımıza uygunluktur. Ama henüz bu durum, farklı coğrafyalarda tüm bilgelerin farklı dillerden söyledikleri “istiğrak”, “nirvana”, tam arınmışlık, safiyet değildir. Anadolu’nun bir büyük irfan ustasının ortak yeraltı sularına benzettiği tüm dünya irfanına göre, Allah’a kavuşma ancak tüm ilâhların ortadan kaldırılmasıyla olanaklı. Peki, bu durumda, sayesinde mabedi kurduğumuz “Axis Mundi” de mi yerinden sökülecek?

İbrahim Peygamber bütün putları parçalamış, ardından baltayı yıkmadığı en büyük putun ayaklarının dibine bırakmış. Güzel Muhammed Kâbe’nin içini putlardan temizledikten sonra en büyük putun önünde Ali’den yardım istemiş. O’nu sırtına çıkartarak büyük putu O’na kırdırtmış.

Demek ki put kırıcı peygamberler bile en büyük put karşısında zorluk çekiyorlar. Kendiliğin putu kişinin kendi eylemiyle yıkılamıyor demek ki. Böylesi bir eylem kendiliğin putunu kırmak yerine onun bir eylemi olarak kendiliğin ilâhlığına güç kazandırıyor olmasın? “Hak bildiğin yolda yalnız gideceksin” düsturunun örnek kişisi olan İbrahim Peygamber, yalnızlığından ötürü kendi başına kırılamayacak putun yanına baltasını bırakmadı mı? Güzel Muhammed, Ali’nin edeben itirazına rağmen, kendi sırtına bastırtarak o putu kırdırtmadı mı?

Demek ki önce mabedimizi yapıp, onu güzelleştirerek mabudumuza layık kılmalıyız. Ancak ondan sonra, yani mabet deneyimimizin sağladığı olgunlaşmanın ardından tüm putlardan ve mabetlerden kurtulabiliriz. Ve bunun için de, kendi dışımızda, kendi elmamızın yarısı olan dostlukları bulup güçlendirmeliyiz ki son mabet de yıkılabilsin, onu da aşabilelim. Yani bizim, bizi, kendimizden alacak aşka, daha mütevazı deyişle sevgiye ihtiyacımız var.

Mabet çabasının ta başından beri var olan ve sürekli olarak ocağı harlı tutan sevgi, demek ki sonrasında da bize en lâzım olan hâl. Mabet kuruluyor, yıkılıyor ama sevgi hep canlı. Mabedin başı da sonu da sevgi.