Sanat Tini ve Sufi Yolu…

25 Ekim 2016
Sayı 06 - Kasım 2010

Sanat mimes ile başlar, kallos’u amaç edinir ve katarsis ile son bulur. Bu en genel tanım yalın anlamıyla yüzyıllardır sanatın sınırlarını belirler. Taklitle soyutlanma yaşayan Tin, arı evrensellikle belirlenir (taklit insanı türünün eşsiz özelliği ile tanıştırır) ve ‘ben’, bu olumsuz belirlenimde özüyle buluşur. Bu yazımda nesnesi gerçeklik olan sanatın kavramsal duruşunu bir başka disiplin ile felsefi bağlamda ilişkilendirmek istiyorum: Sufi yolu ile… 

Sufi yolunda düşüncenin olumlayıcı ve bu yüzden edilgin-şekilciliği hakimdir. Tıpkı sanat felsefesinde olduğu gibi… Sanatsa duygusallığa gömülmüş tiniyle felsefeden ayrılır. Sufi de felsefe yoluyla (sezgi) yaşama araçsız katılır. Araçsız diyorum çünkü sufi bir sanatçı gibi estetik olanı erek edinir; ama onu açığa çıkarmak için dış varlık olarak doğayı değil kendi doğasını olumsuzlayarak kullanır ve bu yolla taklit ettiği nesne doğa değil özüdür. Bu sürece “nefsini nefis etme seyri” diyor ustalar. Sanat tini Sufi ile nesnesini ortaklaşa paylaşır. Sanatçıların da yaşamlarında sufivâri bir duruş sergilediğine sık sık tanık oluruz. Tutku-acziyet, duyarlılık-tutukluluk, sıkışma-genişleme, alçakgönüllülük-yüksek ereklere göz dikmişlik, mütevazı bir yaşam biçimi-seçkinlik, doyum-pişmanlık ve kuşkusuz sabır-hüzün… Tek farkla ki, tüm bu karşıtları deneyimlerken sufi nefsini terbiye etmeyi ve kendini bilmeyi amaç edinir, ama sanatçı nefsinden ziyade yetilerini terbiye etmeye ve nefsinin tam doygunluğuna güdülüdür. Bir başka açıdan sanat olarak sanat, Güzel olanı açığa çıkarmak için dolaylı yollara başvururken, sufi yolunda Güzel olanda egonun yokluğu talep edilir, başka bir deyişle Güzel olan ile saltık birlik egonun olumsuzlanması ile erek edinir. 

Sanatçı nesnesinde güzeli bulurken, sufi güzelde kendi nesnesi haline gelir. Güzelin kendisinde kendiliği kalkar. İşte özsel ayırım buradadır. Sufi damla iken deryaya katılır. Oysa sanatçı eseri tamamlanınca kendi geri çekilir ve eseri taşlaşmış bir damla olarak eterik dünyada çakılımsı yerini alır. 

Bu bağlamda sufi yolu, sanatın ereğini içkin biçimde kendinde taşır. Kamil İnsan’ın yüzü tablo gibidir, her hareketinde bir anlam, bir sembolizma gizlidir. Sözleri şiirden daha uyumlu, muhabbeti müzikten daha lezizdir. Bakışlarında binbir mesel gizlidir… Bu yüzden bir sufinin gözünde estetik, insanın kendi nesnesine dönüşmesidir.