Ruh Kasidesi

26 Ekim 2016
Sayı 15 - Ağustos 2011



Yücelerden sana gururlu, nazlı
Bir güvercin indi, bülbül avazlı.
Elçisi mi Rabb’in, yoksa nuru mu?
Hayatın esrarı hep ondan gizli.

Varlığı besbelli, bir bak yörene,
Aşk olsun fark edip onu görene!
Âlemde ne ulvi hakikatler var,
Ne bilsin gafiller, bundan köre ne…

İndiği haneyi zamanla tanır,
Alışamaz önce, soğuk davranır,
Nihayet benimser ten kafesini
Ayrılırken bu kez ağlar, kıvranır.

Letafet mi güzel, madde mi iyi,
Ne arar kafeste, bilmem ki neyi.
Özgürlüğü tadan bu zavallı kuş,
Nasıl sevdi hayret, bu viraneyi…

İnerken Allah’a verdiği sözü,
Unutup kirlenmiş tertemiz özü.
Hatırlamaz olmuş anayurdunu,
Şimdi melül mahzun, solgundur yüzü.

Kendi âleminden ne kadar ırak,
Şimdi beden ona geçici durak.
Bitek olsa hani, yine gam değil,
Kupkuru bir iklim, topraksa çorak…

Latifse de kendi, maddeyi korur,
Arada zavallı bocalar, durur.
Neler çeker neler fani bedenden
Çilesini garip böyle doldurur.

Nedir engel ruhun tam kemaline?
Anlamaz hiç kimse, bilmez hali ne.
Unutmuş Allah’a verdiği sözü,
O yüzden ağlarmış kendi haline…

Yıpranır giderek, yaşlanır kafes,
Nice nevcivanlar şimdi tık nefes.
Güvercin bu hale yanar yakılır,
Odur viraneden gelen yanık ses.

Sık örülmüş bu ağ olmasa eğer,
Bakarsın yücelir taa Arş’a değer.
Ruhun o zirveye yükselmesine
Maddeyle ihtiras engelmiş meğer.

Vade tamam olur, diner fırtına,
Çileli güvercin döner yurduna.
Biterken hasretlik yeniden başlar,
Ayrılırken ağlar, bakar ardına…

Burkulur yüreğim güller solunca,
Döner ümit nurum süre dolunca.
Selvi boylu ay parçası güzelin
Kim bakar yüzüne toprak olunca.

Dalınca güvercin o son uykuya,
Anlar ki hayat tümüyle rüya.
Neler görür neler, kalkınca perde,
Sonsuzluğu yaşar haz duya duya.

Yaşadıktan sonra bu macerayı,
Görüp tanımıştır o, maverayı.
Öter bilge kuşum, Tuba dalında,
Artık onun yeri cennet sarayı.

Durdursam dünyayı işe yarar mı?
Sorsam nedir hayat, kâr mı zarar mı?
Güvercin zirveden derin çukura
Neden düştü acep, bir bilen var mı?

Esrar-ı hilkati şöyle bir düşün,
Varsa bir hikmeti eğer düşüşün,
En büyük dâhiler çözemediler,
Sebebi ne acep geri dönüşün?

Duyup öğrenmekse bilmediğini,
Tanımaksa eğer görmediğini,
Zorunluysa düşüş, anlayan var mı?
Gayesine erip ermediğini.

Sınırlıydı gücü, pek aşamadı.
Varlığın sırrına yaklaşamadı.
Donanıp bilgiyle dönmekse gaye
Gayesine, yazık, ulaşamadı.

Bir hüzündür başlar akşam olunca,
Çöker bir sessizlik, sarkaç durunca.
Batar ruh güneşi doğmamak üzere,
Gülistan tarumar, solmuştur gonca.

Vücut ikliminde bir an göründü,
Biraz cilveleşip sırra büründü.
Kimseler bilmedi mahiyetini,
Bir şimşekti sanki çaktı ve söndü…

* İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri, Mahmut Kaya, Klasik Yayınları