Rab Korkusu ve Rab Kaygısı

Kaygı - Kış 2016

Ve kavmin üzerine Rab korkusu düştü ve bir adammış gibi çıktılar. [1]

 

Hikmetin Kralı Süleyman şöyle der: “Rab korkusu, hikmetin başlangıcıdır.” [2]

Kutsal metinler elbette birer felsefe metinleri değillerdir. Ancak okunabilmeleri, içerdiği kavramların en az felsefî bir metinde olduğu kadar hassasiyetle incelenmesini gerektirir. Bu metinler, kendi ilahilik savları göz önünde bulundurulduğunda hiçbir kelimenin rastgele kullanılmadığını belirtirler. Yine bu sava göre Tanrı’yı niteleyen isimlerin hiçbirisi doğrudan Tanrı’yı göstermez. Ancak bir yanıyla Tanrı’ya işaret ederler. Bu metinlerde anılan Rab, Efendi, Kurtarıcı, Râhim gibi isimler ancak O’nun rabliğine, iradesine, kurtarıcılığına, kuşatıcılığına ve merhametine işaret edebilir. Yani metinde Efendi kelimesinin kullanıldığı yerlerde genel olarak Tanrı anlaşılmamalıdır. Kutsal metin yorumlaması; hermeneutik buna müsaade etmez.

Buradan hareketle “Rab korkusu” denildiğinde, bunun genel olarak Tanrı’dan korkmayı değil ama “Rab”den korkmayı ifade ettiği anlaşılmalıdır. Ayrıca korku olgusunun mahiyeti net olarak tanımlanmalıdır. Bu korku psişik bir düzeyde midir, yoksa tinsel midir? Yine bu korku bir kavme, kültüre mi aittir, yoksa evrensellikle temellenebilir mi? Toplumsal mıdır, ferdi midir? Bir nesnesi, dış uyaranı var mıdır? Bilinçdışı mıdır? Dolaysız mıdır? Olumlu mudur, yoksa ne pahasına olursa olsun ondan kurtulmak mı gerekir?
Öncelikle Rab kavramının bu metinlerde ne anlama geldiği tanıtlanmalıdır. İbranîce aslında bu kelime YHVH olarak geçmektedir. Bu isim (Tetragrammaton) Tanrı’nın ağıza alınması men edilen veya istense de alınamayacak olan ismine işaret eder. Bu ismin Yahova veya Yahve olarak tercüme edilmesi, telaffuzu yasak olan bu ismin dile getirilebildiğini değil, olası sadece bir biçimi ile dile getirildiğini gösterir. Bu telaffuzların hiçbiri gerçekte ismin nasıl okunması gerektiğini göstermez. Bu tutum üzeri örtülmüş gizli bir bilgiyi ifşa etmek olmadığı gibi, ismin okunamaması, metni okumaya niyetlenen kişiye karşı bir tahrik unsuru da değildir. İsmin taşıdığı çok anlamlılığını koruyabilmesi için okunamaması bir gerekliliktir.

Bu isim dilimize “Rab” olarak tercüme edilmiştir. Özünde özel bir ismin tercüme edilmesi anlamsızdır. Bu, kaçınılmaz olarak anlamsızlığı doğurur. Yine de Türkçe, Arabî ve İbranî dil ailesinden olmadığından bu ismi YHVH şeklinde tercüme etmek gerekecekti. Ve okunması sırasında yine aynı telaffuz problemi ile karşılaşılacaktı. İbranî kültüründen gelmeyen biri için, onların yaptığı gibi bu kelimeyi gördüğü her yerde başka bir tanrısal niteliği hiç düşünmeksizin söylenmesi de beklenemez [3]. Buradan hareketle tercümanlar bu ismi Rab olarak tercüme etmişlerdir.

Rab; rabıta ve rubûbiyetle ilgilidir; bağ, bağlılık, bağlanma, ilişki, irtibat vs. Bu ismin Rab olarak tercüme edilmesi, ne olursa olsun her olgunun arkasında O’nun rubûbiyetinin olması; her olay ve olgunun ardında O’nun olması sebebiyledir. Olumsuz bir düşünme değil. Üstelik tarikat eğitimi almış bir salik bu rabıtanın mürşîd üzerinden olduğunu da bilir. Ve tarikatlarda mürşîd de Rab’dır. Bu açıklamayla “Rab korkusu” ifadesindeki Rabbin ne manaya geldiğine dair bir sezgi uyandırabilir.

Korku ise fiziki bir tehlikenin ya da gerçek bir tehlike olasılığının uyandırdığı histir. Korku belirli bir ağrı veya tehdit olarak algılanan bir olay sonucunda, uyarıcı bir tepki olarak ortaya çıkan yaşamsal bir mekanizmadır. Korkunun belirli bir nesnesi ve gerçek bir uyaranı vardır. Korku daima bir dış olgudan beslenir. Korkunun içselleşmesi ise kaygıyı doğurur. Korkunun kaynağını biliriz, kaygının kaynağı ise örtüktür. Kaygıya neden olan durum korkuda olduğu gibi apaçık belirgin değildir. Öyleyse Rab’den korkmak ne anlama gelir? Bu anlam ayrılığına göre Rab korkusu mu, yoksa Rab kaygısı mı denilmelidir?

Korku ile kaygıyı kalıtımsal ve psişik düzeyde kabul edersek, yani bunların sahip olabileceği tinsel düzeyleri yok sayarsak korkunun aracı nesneleri bulunduğunu söyleyebiliriz. İnsanî korkular nesneye bağlıdır. İnsan vahşi hayvanlardan korkar, deprem, sel gibi doğal felaketlerden, yanmaktan, boğulmaktan korkar. Bindiği uçağın düşmesinden, hızla gelen bir arabanın çarpmasından veya toplum içinde küçük düşmekten korkar vs. Korkunun gerçek ve doğrudan nesnesi bulunur ve her insan bilinçli veya bilinçsiz çeşitli korkulara kapılabilir. Kaygının nesnesi ise böylesi bir gerçeklikte temellenmez. Kaygı olasılıklar üzerinden bilinçaltında vehmi bir yolla var olur. Silahlı birini görmeden silahla vurulacak olmaktan, uçağa binmeden uçağın düşebilme olasılığı üzerinden var olur. Fobiler, vehmî itkiler; anksiyeteler, derinleşen kaygılarda temellenir.

Rab korkusuna geri dönecek olursak, Tanrı olarak Rab insanı doğrudan korkutmaz. Rabbin insanla doğrudan, “gözle görünür” bir bağı yoktur. Felaketlerin belirlenmiş cezalar, lütufların gizli hediyeler olarak algılanması Rabbin tecellisi olarak kabul edilir. Mürşidin celâli ve cemâli de hâkezâ Rab olan Tanrı’nın mürebbi vasıtasıyla tezahür etmesi olarak kabul edilir. Böylece Tanrı’nın cezası sel, deprem, beklenmedik kayıplar, zamansız olduğu düşünülen vefatlar vs. bir nevi tanrının cezası olarak yorumlanır. Bunun bir ceza olarak algılanması bilinçte mevcut duran bir günahın (basit anlamıyla hatanın), veya tamamen bilinç haricinde olan bir yanlışın karşılığı olarak düşünülür. Ve her felaket ardından şu soruyu getirir: “Neden ben?”

Bir inanırın gözünde, bilerek veya bilmeyerek olası kötülüklerin nedeni olarak kabul ettiği Tanrısı, aynı yolla olumsuzluklar karşısında kendisini koruyacak olan Tanrı’yla birdir. Rab karşısında duyulan kaygı ise dışsal bir felaketten değil ama terk edilmekten kaynaklanır. Cehenneme atılmak, nesnesi henüz belirgin olmayan bir tahayyüldür ve korkuyu değil kaygıyı barındırır. Buradaki kaygı ateşler içinde yanmak değil, ateşten yanarken merhametli bir elin, Tanrı’nın kişiden yüz çevirmesi kaygısıdır. Böylece Tanrı’nın cezalandırması korkuyu, kulundan yüz çevirmesi veya kitabın edebi ifadesiyle gözlerini esirgemesi kaygıyı perçinler.

Öyleyse belitteki Rab korkusu ifadesinin iki anlamlılığı barındırdığı düşünülecektir. Ancak bu korkunun nihayetinde bir hikmetin doğumuna neden olması onu fizikî korkulardan ayırır. Bu korku veya bizim okumamızla kaygı durumu bir motivasyon aracıdır. Bu korkun bir zevk olduğu açıkça belirtilir: “… Onun zevki Rab korkusunda olacak; ve gözlerinin gördüğüne göre hükmetmeyecek ve kulaklarının işittiğine göre karar vermeyecek.” [4]

Tanrısal bilginin aranması [5] [6], kötülükten arınmak [7] [8] [9], bağlılık ve sadakat [10], hakiki hayat kaynağına ulaşmak [11] ve hikmetin doğması onunladır: “Alçak gönüllü olmanın ve Rab korkusunun sonu, servet, izzet ve hayattır.” [12] [13] [14]

Böylece Rabbin dikkatini kaybetmekten ve kişinin kendi üzerindeki seçilmişlik duygusunu yitirmekten duyulan kaygı Rab korkusu olarak belirir. Bu duygu fiziki korkular ve aksiyete gibi vehmi kaygılardan farklılaşır [15]. Zira Rabbin gözünde bu kaygı istenen bir mahiyete sahiptir ve talibin bu kaygıyı öğrenmesi ve onu içselleştirmesi istenir.[16] [17]

Şüphesiz bu noktada Rab insan olarak tecelli eder. Ve semâvî Rab ile dünyadaki tecellisi arasındaki ayrımlar kalkar. Semâvî olan Rabbe duyulan haşyet ile (en azından inisiyeler için) mürşit karşısında duyulan korku birdir. Mürşîd burada Tanrı benzeyişli bir insanın simgesi değildir [18]. İnisiye için o, Tanrı’nın doğrudan tecellisi olduğundan mürşîd Rabdir: “Ve Rab bütün milletlere Davud korkusunu saldı.” [19]

Tam burası kavram ayrımının en hassas noktasını oluşturur. İnisiye için din Rab ile olan içsel bağdır. Rab korkusu bu nedenle dinin temelini oluşturur. Tanrı karşısında duyulan kaygı da dinini yitirmekten duyulan kaygıdır. Bu yitiriş bağın kopmasıdır; cennetten kovulma, gümüş kordonun kesilmesi [20], habl’ül metin denilen ipin kopmasıdır [21]. Bu kaygıyı yitirmek bir nevi nihilizm doğururken, onu aşmak ölümü/dünyayı yenmek olarak tanımlanır. [22]

Tanrı’nın tehditkâr hitapları müminler üzerinde kaybetme, terkedilme korkusu yaratır. Bir toplum bu nevi bir korku ile beslenmeye başladığında tehdit ortadan kaldıracak olan fiillere, ibadetlere yönelir. Bu insanların anlamla, zevkle, şuurlanmakla ilgili kaygıları bulunmaz. Zira kaygı kaybetmekle ilgilidir ancak onlar korkuda sıkışırlar. Tüm dert ve endişeleri kaybetmemek olduğunda korku ile rabıta onların dinine dönüşür. Musa’nın dini böyledir. Tehditkâr ve tanrının cezalarıyla dolu bir dindir. Ve Musa’nın cemaati emirlere koşulsuz itaat eden müminlerle doludur.

Tanrı’nın sevgi dolu, lütufkâr çağrıları ise tehdidi ortadan kaldırır. Sevilmeme, terkedilme korkusu ortadan kalktığında kişi çözülür. Korkuları ortadan kalktığında, sevginin varlığına ve yitirilmeyeceğine güvendiğinde çözülme artar. Sonunda sevgi tehditsiz olduğunda ve artık kaybetme riski ortadan kalktığında “en büyük” ve “en değerli” olan sevgi duyumsanmaz olur. Ancak bu sevginin bilinçte yarattığı mutluluk ve önemli olma duygusu yitirilmek istenmez.

Çözülme tamamlandığında kişilerin ağızlarında sevgi, aşk ve bunların ebediliği sözleri birer şiir satırları olarak kalır. Sevgi özgürleştirir ve sevdiğini özgür bırakır. Bu özgürlük çok ağır çözülmelidir. Sevilmek şımartır ve muhatabında aynı şiddette olmayan sevgi tahmin edilenin tersine uzaklaştırır. Sevginin sahiciliği ise çözülmeden sonraki bağlılıktır.

Terk edilme kaygısı kalmadığında kalbi titreten sevgi gerçektir. Korku ve kaygıların aşıldığı noktada, çözülmelere rağmen kopmayan bağlarda sevgi sahicidir. Bu, İsa’nın dinidir. Bu nedenle kendisine sevgi cümleleri dizen çok sayıdaki mümine karşın, İsa’nın onları sevdiği gibi İsa’yı seven pek az mümin bulunur. İsa’nın dini kaygısız bir yalnızlıktır.


Dipnotlar:

[1] Tanah, I. Samuel 11:7

[2] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 9:10 “Tehilat HaHochmah Yired YHVY”

[3] Yahudiler bu ismi gördüklerinde onu telaffuz etmemek adına Adonay (Efendi) veya HaŞem (İşiten) gibi sıfatlar kullanırlar.

[4] Tanah, İşaya 11:3

[5] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 1:7, 29 “Rab korkusu bilginin başlangıcıdır; Sefihler ise hikmet ve terbiyeyi hor görürler. Çünkü bilgiden nefret ettiler, Ve Rab korkusunu seçmediler”

[6] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 2:5 “Rab korkusunu anlayacaksın ve Tanrı bilgisini bulacaksın.”

[7] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 16:6 3 İnayet ve hakikatle fesat örtülür; Ve insan Rab korkusu ile şerden ayrılır”; 19:23 “Rab korkusu hayata götürür; Ve insan geceyi tok geçirir; Şer ona uğramaz.”

[8] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 8:13 “Rab korkusu şerden nefret etmektir; Kibirden ve gururdan ve şer yolundan ve eğri sözden nefret ederim.”

[9] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 10:27 “Rab korkusu günleri artırır; Fakat kötülerin yılları azalır.”

[10] Tanah, II. Tarihler 19:7-9 “Ve şimdi, sizin üzerinizde Rab korkusu olsun; dikkat edin ve yapın; çünkü Allah’ımız Rab indinde haksızlık yahut hatır saymak yahut rüşvet almak yoktur… Ve onlara emredip dedi: Böylece, Rab korkusu ile sadakatle ve bütün yürekle davranacaksınız.”

[11] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 14:26-27 “Rab korkusunda kuvvetli itimat vardır; Ve oğullarının da sığınacak yeri olur. İnsan ölüm tuzaklarından ayrılsın diye, Rab korkusu hayat pınarıdır.”

[12] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 22:4

[13] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 9:10 “Rab korkusu hikmetin başlangıcıdır; Ve kuddüsü tanımak, anlayıştır.”

[14] Tanah, Eyüp 28:28 “Ve insana dedi: İşte, Rab korkusu, hikmet budur; Ve kötülükten çekilmek anlayıştır.”

[15] Tanah, Mezmurlar 111:1 “Hikmetin başlangıcı Rab korkusudur; Emirlerini yapan her adamın iyi anlayışı vardır; Onun hamdı ebediyen durur.”

[16] Tanah, Mezmurlar 34:11 “Gelin, ey çocuklar, beni dinleyin; Rab korkusunu size öğreteyim.”

[17] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 15:33 “Rab korkusu hikmet terbiyesidir.”

[18] Tanah, Süleyman’ın Meselleri 29:25 “İnsan korkusu tuzak kurar; Fakat Rabbe güvenen emniyette olur.”

[19] Tanah, I. Tarihler 14:17

[20] Tanah, Vaiz 12:6 “gümüş tel kopmadan ve altın tas kırılmadan ve testi çeşmede parçalanmadan ve kuyuda su dolabı kırılmadan…”

[21] Kur’an-ı Kerîm, Âli İmran Sûresi 3/103, 112

[22] İncil, Yuhanna 16:33 “Bende selâmetiniz olsun diye size bu şeyleri söyledim. Dünyada sıkıntınız vardır; fakat cesur olun; ben dünyayı yendim.”