Rab ile Buluşma

29 Ekim 2016
Sayı 23 - Nisan 2012

Çıktığımız manevi yolculukta hepimizin tüm nefs düzeylerine ihtiyacı vardır, çünkü bizi biz yapan onlardır. İhlasımızı bulmak, biricikliğimize ulaşmak için kullanmamız gereken aletler gibidir bu düzeyler. Kabbala’da beş nefs düzeyi vardır: nefeş, ruah, neşamah, hayah ve yehidah. İhlasımızda olmak biricikliğimizde, yehidah düzeyinde olmak demektir. İhlas, yani samimiyet, Rabbimle bağlantıda olduğum, ancak arada hiçbir sözcüğün, aracının, dilin, imgelerin, hiçbir şeyin olmadığı, sadece Rabbin var olduğu bir durumdur. Hepimizin Rabbi bir araya geldiğinde ise Rabb-ül Âlemin vardır.

Bu biraz korkutucu bir şey. Mantık, hayal gücü, çağrışım, duygulanım gibi yetilerimizi kullanamazsak ihlasımızla nasıl ilişki kurabiliriz? Bu yolculukta bu özellikleri, ihlasımıza ulaşmak için ateşe vermek zorunda olduğumuz odunlar olarak düşünebiliriz. Böyle bir iletişimi hayal edebilir miyiz? Gerçekliği yok ve sadece bir imgelemden ibaret olsa da, Rabbimizle, ihlasımızla buluşmak için çıktığımız bu yolculukta böyle bir imgelem zorunlu. Ben kendimi bilmiyorum, dışımdaki dünyayı bilmiyorum, çünkü bunlar her an değişiyor. Bir başka deyişle ben körüm; kendimi, dünyayı, seni göremiyorum, ama Rabbime dokunduğum zaman sağlam bir zemine bastığımı hissediyorum. Bu demektir ki bir başkasıyla ancak ihlas yoluyla ilişki kurabilirim; benim Rabbim başka bir Rab ile iletişim kurabilir. Hayal gücü, dil ya da duygu gibi herhangi bir yetimi kullanacak olursam, bu benimle Rabbim arasında bir perde gibi olur. Peki, imgelere dokunmadan nasıl ilişki kuracağım? Çünkü dokunduğum anda tevhid dünyasından çıkıp tefrik dünyasına giriyorum demektir.

Bu mutlak karanlıkta Rabbimi göremem ama onu hissederim; diğerlerinin Rablerini de karanlıktaki mumlar gibi hissedebilirim, karanlıkta mum alevi gibi bir şey seçebilirim. Rab ihlas demektir, samimiyet demektir, mutlak varlığın deneyimidir. Mutlak varlığı her birimizin içinde deneyimleyebilirim. Ben ihlasımdaysam ve sen de ihlasındaysan, kendimizi birbirimizin aynasında görebiliriz, o zaman aynalarımız birbirimizi yansıtacak kadar temiz demektir. İhlasın özelliğini yansıtabilecek iyi bir örnek olduğu için aynayı seçtim. O kadar hayret verici bir şey ki! Ben bir yanımı senin aynanda, bir yanımı başkasının aynasında görebilirim; dolayısıyla, karşımda ne kadar çok ayna varsa bütünsel Kendimi, Rabbimi o kadar iyi görürüm.

Kendisinde bakılan ve kendisinin de baktığı pek çok aynası olan ise mürşiddir, çünkü onda Kendiliğin pek çok yanı vardır. Onun Rabbi diğer herkesin Rabbini kapsar, ancak sahip olmak anlamında değil, yansıtıcı olması bağlamında. Bir aynadan yansıma vardır, bu nedenle ne kadar mükemmel olsa da o yine de bir gölgedir, zira bütünü ancak Tanrı görebilir. Mürşid bir rehberdir, çünkü kalbi, içinden birçok Rabbin gelip geçtiği bir merkezdir. Bu durumun gerçekleştiği yer her zaman bilinçaltıdır, çünkü Rabb-ül Âlemin her zaman oradadır.
Bizim görevimiz yola her zaman nefsten başlamak, çünkü nefs olmadan
vücûd olamaz ve vücûd Rabbi hissetmemiz için en önemli şeydir. Bu nedenle, bilerek baştan değil sondan başlayıp nefssiz olamayacağımızı, hayal gücü, ussallık, çağrışım gibi yetilerimizi kullanmak zorunda olduğumuzu anlatmaya çalıştım. İbn-ül Arâbî bunların imgeler ama aynı zamanda berzah olduğunu söyler. Bunlar, aşağıdan yukarıya uzanan bu yolculuğu yapmamızda bize bir niyet ve dikkat sağlar; iki deniz arasındaki bir berzahtır ve hepsinin kendimizi arındırma sürecinde ateşe atılması gerekir, öyle ki aynalarımız parlayabilsin. Ne kadar parlarsa kendimizi başkalarının Rablerinde, onların cilalanmış aynalarında daha çok görürüz. Rabler arasındaki her bağlantı, ilişkideki insanların Rablerini arındırır. Kendimi senin aynanda gördüğümde, senin ihlasın kendisini benim Rabbimle ayar eder, yani cilalanır, çünkü bu bir birleşme, bir birlik durumudur.

Çıktığımız bu yolculukta bir gün bir dostuma şöyle sordum: Bu karanlıkta sana bir çeşit gerçeklik duygusu veren en önemli şey nedir? Hissettiği en gerçek şeyin ihvan olduğunu duymak beni şaşırttı. Onun için ihvan, yani sohbete katılanlar sohbetin ta kendisiydi. Bunun ne anlama geldiğini hayal etmeye çalıştım. Kendisini göremeyen gözleri var ama ihvan onun kalbinde karanlığı aydınlatan mumlar gibi. Her bir kardeşinin aynaları gibi olan bu mumlar onun kendi imgesini diğerlerinin aynasında görmesini sağlıyor. Bu olağanüstü bir şey! Belki de insanlığın çözülmesi imkânsız gibi görünen sorununa getirilebilecek bir çözüm.

Karanlık bir dünyada kör olarak yaşıyoruz ama kardeşlerimin kalbinde kendimi görebiliyorum. Kardeşlerimden biriyle daha çok bağlantım oldukça kendimi daha iyi görüyorum. Bir başka deyişle, aynam gitgide daha çok parlıyor, kendimi biliyorum ve aynısı onun için de gerçekleşiyor. Sohbette ise bütün aynalar cilalanır ve ne kadar çok parlarsa Rabbin varlığını duyumsama kesinliğimiz artar. Bu yalnızca ahirette değil hayatımızın her anında oluyor ancak perdelerin ardında saklı. Bence yolculuğa bu imgeyle başlamak gayet iyi, çünkü dili her kullandığımızda, bir sorumuz ya da imgemiz olduğunda, imgemiz ne olursa olsun, bunun bütünsel, hakiki bir imge olmadığını bilebiliriz. Bilimde, yetilerimizden, sezgimizden, çağrışımlardan gelen bu imgeleri istatistiksel imgeler olarak kullanabiliriz. Örneğin, nefs durumunda, yüzde elli berraklıktan söz edebiliriz. Yüzde yüzü ancak Tanrı görür, ancak içinde bulunduğumuz bu zaman ve mekânda yüzde elli bizim için yüzde yüzdür. Aynamızı cilalayarak yüzde elliyi daha yukarılara çıkarabiliriz.

Bütün bu nefs düzeyleri aletler gibidir; Yakub’un rüyasında gördüğü ve üzerinde meleklerin inip çıktığı merdiven gibidir. Biz yalnızca yukarı çıkmayız, bazen yukarı çıkabilmek için aşağı inmemiz de gerekebilir. İmgeleri merdivenden inip çıkan melekler olarak görebiliriz. Burada berzah görünmeyen dünyadır, kendi hakikatinde Rabb-ül Âlemin’dir. Gözle görülmez, dolayısıyla hayal gücünden aldığımız imgelerin hakikatini göremesek de kendimizi geliştirmek için onları istatistiksel olarak kullanabiliriz. Sonuç olarak, ihlas yani samimiyet, onun ardından Rab ve nihai olarak da Rabb-ül Âlemin var. Bunu kalbimize alır ve hiç çıkarmazsak, bu bizim ereğimiz olur. Bizi bu ihlas hâline götürecek olan yolculukların hiçbiri mutlak değildir, onlar ancak bizi Rabbimizle buluşturacak araçlardır.

İngilizce konuşma kayıdından çeviren: Nurgül Demirdöven