Platon’un Kharmides / Bilgelik Diyaloğu Üzerine İrdelemeler

Sayı 102 - Ocak - Şubat 2022

Sokrates bilgeliğiyle övünen güzel bir aristokrat olan Kharmides’e “bilgelik”ten ne anladığını sorar.

Kharmides önce bilgeliğin rahatlık, ılımlılık ve ölçülülük olduğunu acelecilik ve telaşla ilgisinin olmadığını söyler; ama Sokrates ona çoğu zaman aceleciliğin ve hızlı davranmanın yavaşlıktan daha iyi olduğunu söyler. O zaman, Kharmides, bilgeliği bir utangaçlık gibi tanımlar. Sokrates buna karşı Homeros’tan örnekler vererek utangaçlığın sefalet içindeki insanlara uygun düşmediğini söyler. Dolayısıyla, telaşsızlık da aceleci davranmamak da kendi içlerinde ele alındıklarında iyi değildir, bu özellikler kimi zaman bilgeliktir kimi zaman değildir.

Kharmides o zaman üçüncü bir tanım verir (161 b) ve bilgeliği her insanın ilgilendiği bir eylemin bilgeliği yapar.

Bu durumda, işte bir muamma, der Sokrates; herkesin kendi giysilerini kendisinin dokuması, kendi ayakkabılarını kendisinin üretmesi ve başkalarının işlerine kesinlikle karışmaması mı gerekiyor?

O zaman Kritias araya girer ve teknik ve yararcı bir anlamı “üretmek”le “eylem”i birbirinden ayırmak gerektiğini ve bilgeliğin iyi içinde etkin olan bir şey gibi tanımlanması gerektiğini belirtir (163 e). Sokrates o zaman da bu kadar yolu çok basit bir sonuca ulaşabilmek için aldıklarını söyler ve devam eder: Ayrıca, zanaatkârların, Kritias’ın söylediği gibi başkalarının işleriyle de ilgilenerek bilge olabileceklerini söylerken onların farkında olmadan bilge olabileceklerini söylüyoruz, gerçekten de, başkaları için yaptıkları işlerin yararlı olup olmayacağını bilemezler.

Kendisinin farkında olmayan bir bilgelik ne olabilir?

Ve Kritias sıfırdan başlamaya karar verir, bilgeliğin Delphoi Tapınağı’ndaki yazıtta okunduğu gibi kendini tanımakla ilgili olduğunu söyler (164 d). Sokrates bu bilgelik anlayışını eleştirecektir; felsefe tarihçileri buna çok şaşırmışlardır ve Platon’un Kharmides’te Sokratesçiliği eleştirdiğini sanmışlardır; aslında, Kritias’ın “Kendini bil” sözünden anladığı, her bireyin yeteneklerini değerlendirebileceği ve böylelikle bireye Site içinde ‘Site’nin mutluluğuna katkıda bulunabileceği bir yer verebilen bir tür insan bilimidir.

Sokrates’in“Kendini bil”de reddettiği şey bireycilik ya da emir iddiasıdır. Sokrates’e göre,“Kendini bil, birey üstüne değil de kişilik üstüne düşünmeye bir davettir, ruh ve iyinin bilinebilmesine yönelik bir düşüncedir. Bir bilim ya da teknik bize ancak bazı durumlarda yararlanabileceğimiz bir güç verebilirler, mutlaka yararlı bir güç veremezler. Kharmides bir sonuç değildir; daha sonraki düşünceler için zemin hazırlamıştır.

Çok zaman bilgelikten söz edilir. Şu veya bu kimsenin bilge olduğu söylenir. Fakat bilgeliğin ne olduğu sorulduğu zaman, açık ve inandırıcı bir cevap verilmez.

Bazılarına göre, bilgelik her şeyi ölçüyle, sakinlikle yapmaktır. Böyle söyleyenler, aynı zamanda bilgeliğin güzel bir şey olduğuna inanırlar. Ama iş okumaya ve yazmaya gelince, çabuk okumayı, çabuk yazmayı daha güzel bulurlar. Güreşte, koşuda, atlamada ve bütün beden hareketlerinde, çevik ve hızlı hareketler güzel, ağır ve sakin hareketler çirkindir. Bundan başka, her zaman kolay öğrenmek istenir. Kolay öğrenmenin hızlı öğrenmek, güç öğrenmenin ağır ve yavaş öğrenmek olduğu şüphesizdir. Öğretmenin verdiği dersi, söylenen herhangi bir şeyi kim çabuk kavrarsa, o beğenilir. Bir iş üzerinde güç karar veren, geç sonuç çıkaranlar değil, işini çabuk gören insanlar övülür. Demek ki hem vücut hem ruhla ilgili şeylerde, hız ve çeviklik her zaman ağırlık ve sakinlikten daha güzel sayılmaktadır:

Öyleyse, bilgelik sakinlik olamaz.

Bilgeliğin insana utanmayı öğrettiği, insanda utanma duygusunu uyandırdığı düşünülerek, “bilgelik edepten başka bir şey değildir,” denebilir. Ama herkes bilir ki, bilge insanlar hem bilge hem iyidirler.  İyi olmayan bir şey iyilik doğuramayacağı için, bilgeliğin iyi bir şey olduğunu kabul etmek gerekir.

Homeros’un “Edep yoksul insan için kötü bir dosttur,” sözü ise, edebin iyi ve kötü olabileceğini gösteriyor. Madem ki bilgelik her zaman iyi olduğu, kimde bulunursa onu iyi kıldığı, kimseyi kötüleştirmediği halde, edep iyi de kötü de olabiliyor; öyleyse bilgelik edep değildir.

Bazen de “Bilgelik herkesin kendisine ait işleri görmesidir,” deniliyor. Fakat bununla ne demek istendiği pek anlaşılmıyor. Bir öğretmenin okurken ve yazarken bir iş gördüğüne şüphe yoktur. Ama öğretmen yalnız kendi adını yazmaz. Öğrencilerinde de yalnız kendi adlarını okuyup yazmayı öğretmez. Başkalarının adını yazıyorlar, başkalarına ait işleri görüyorlar diye bu kimselerin bilgeliklerinin azalacağını akıl almaz.

Hasta tedavi edenlerin, yapı yapanların, herhangi bir sanatla uğraşanların durumu da böyledir.

Bir devletin kanunları başkasının işine el sürmeyi yasaklıyor, herkesin kendi işini kendisinin görmesini emrediyor ve herkes elbisesini kendisi dokuyup kendisi dikiyor, kullandığı her aleti kendisi yapıyor, yediği her şeyi yetiştiriyor diyelim. Hiç kimse bu devletin iyi yönetileceğini söylemeyecektir. Halbuki herkes, bilgelikle yönetilen bir devletin iyi yönetileceği kanısındadır.

Öyleyse “Bilgelik herkesin kendisine ait işleri görmesidir,” şeklindeki tanım doğru değildir.

Bilge sözünden yalnız iyi iş anlayanlar, “Bilgelik iyi iş görmektir,” diyenler de vardır.

Hastasını iyi eden bir hekim yararlı bir iş görür. Fakat bunun için, ilacının ne zaman yararlı ne zaman zararlı olduğunu bilmek zorundadır. Hekim ne yaptığını bilmezse, ilacı etkili olsa bile, bilge olduğu kabul edilmez. Bu durum göz önünde tutulacak ve Delphoi’daki yazı hatırlanacak olursa, “Bilgelik kendisinin ne olduğunu bilmektir,” denebilir.

Bilgelik herhangi bir şeyi bilmekse, muhakkak bir bilimdir. Ama onun neye yaradığı belli değildir. Sağlık bilimi olan hekimlik insana sağlık kazandırır. Yapı yapmak bilimi olan mimarlık ortaya güzel yapılar çıkarır. Öteki bilimler de hep bir işe yaramaktadır.

Acaba bilgeliğin ortaya koyduğu güzel şey nedir?

Gerçi hesap, geometri gibi, ortaya belli bir şey koymayan bilimler de vardır. Bunlar da mimarlığa, dokumacılığa benzemiyorlar. Fakat hiç değilse bunların kendilerine özgü bir konuları vardır. Örneğin hesabın konusu, tekin ve çiftin sayılık nitelikleri ve bunlar arasındaki orantılardır.

Acaba bilgelik biliminin kendisinden ayrı olan konusu nedir?

Eğer bilgelik hiçbir bilime benzemiyorsa, “Bilgelik bilimler bilimidir,” deniyorsa, konusu kendi kendisi ve başka bilimler olan bir bilim olarak görülüyorsa; o, bilgisizliğin de bilimi olacaktır.

Bilge, kendisinin ne olduğunu, neleri bilip neleri bilmediğini anladığı gibi, başkalarının da neleri bilip neleri biliyor sandığını anlayacaktır.

Hiçbir şey görmeyen, ama kendisinin ve başka görümlerin, üstelik görüm olmayan şeylerin görümü olan bir görüm düşünülemez.

Hiçbir ses işitmeyen, ama kendi kendisini ve başka işitimleri, üstelik işitim olmayanları işiten bir işitimi akıl almaz.

Duyumlar içinde, kendi kendisini ve başka duyumları kavrayan, ama kendisi doğrudan doğruya o duyumların kavradığından hiçbir şey kavramayan bir duyum gösterilemez.

Kendisi için hiçbir zevk istemeyen, yalnız kendi kendisinin ve başkalarının isteklerini isteyen bir istekten, hiçbir güzelliği sevmeyen, ama kendi kendisinin ve başkalarının sevgilerini seven bir sevgiden, hiçbir tehlikeden korkmayan, ama kendi kendisinin ve başkalarının korkularından korkan bir korkudan söz edilemez.

Kendi kendisinin ve başkalarının düşünceleri ile uğraştığı halde, başka düşüncelerin uğraştığı şeylerle uğraşmayan bir düşünce olabileceği de düşünülemez.

Öyleyse, o bilimler bilimi denen şeyde de hem kendisine özgü bir konu olmalı; hem bu konuyu kavrama yetisi bulunmalıdır.

Bir şeye büyük denince, onda herhangi bir şeye göre büyük olma yetisinin bulunduğu anlaşılır. Bir şey daha büyükse, daha küçük bir şeye göre büyüktür. Başka büyüklerden ve kendi kendisinden daha büyük olan fakat kendisine göre daha büyük olan büyüklerden büyük olmayan bir büyüklük bulacak olursak, bu büyüklük kendi kendisinden büyük olduğuna göre, aynı zamanda kendi kendisinden küçük de olacaktır (Çocuk, delikanlı, yetişmiş adam ve yetişmiş adama göre daha büyükler örneğinde olduğu gibi).

Bir şey başka iki katların ve kendi kendisinin iki katı olursa –bir şey ancak yarısının iki katı olabileceği için- kendi kendisinin ve öteki iki katları meydana getiren yarımların da iki katı olur.

İnsan bir şeyin hem kendi kendisinin büyük hem kendi kendisinden küçük olabileceğini anlayacak olursa, bir şeyin kendi kendisinden hem ağır hem hafif hem genç hem yaşlı olabileceğini de düşünür. Bir şeyde kendisinin olma yetisi varsa, o şey, sahip olduğu şeyin özüne de sahip demektir.

İşitimden anlaşılan, seslerin işitilmesidir. İşitimin kendisini dinlemesi için bir sesin varlığı zorunlu olduğu gibi, görümün kendi kendisini görmesi için bir rengin varlığı zorunludur.

Ele aldığımız örneklere bakılınca, kendisine özgü yetiyi kendi üzerine çevirmek, bazı şeyler için imkânsız, bazı şeyler için de şüpheli görünmektedir. Büyüklükler, sayılar ve benzerleri için bunun imkânsızlığı söylense bile, işitime ve görme için olduğu gibi, kendi kendisini harekete getirecek bir hareket, kendi kendisini yakacak bir sıcaklık ve benzerleri söz konusu olduğunda, belki bunu mümkün görenler bulunacaktır.

Bir şeye sahip olan kimse, o sahip olduğu şeyin yetisine sahip olur. Hıza sahip olan hızlıdır; güzelliğe sahip olan güzeldir, bilime sahip olan bilgindir:

Kendisinin ne olduğunu bilen bir bilime sahip olan da elbette kendisinin ne olduğunu bilecektir.

Ama, acaba neyi bilip neyi bilmediğini de bilebilir mi?

Gerçekten bir bilimler bilimi varsa, bu bilim “Şu bilgidir; şu bilgi değildir,” demekten ileri gider mi?

Sağlığın bilimi ile bilgisizliği, doğruluğun bilimi ile bilgisizliğine benzemez. Bunların bir tıp öteki politikadır. Oysa bilimler bilimi bir tek bilimdir.

Bilge yalnız bunu bilmekle, kendisinin ve başkalarının özel bir bilime sahip olduğunu nasıl anlar?

Kendisinin ve başkalarının özel bir bilime sahip olduklarını nasıl kestirir?

Kestirebilmesi için,

  • Sağlık bilimini bilgelikten değil tıptan,
  • Ahengi bilgelikten değil müzikten,
  • Yapıyı bilgelikten değil mimarlıktan öğrenmeyecek midir?

 

Bir bilim tanımlanırken, onun bir bilim olduğu söylenmekle kalınmaz; konusu da açıklanır. Örneğin tıp, hastalığın ve sağlığın bilimi diye tanımlanır. Tıbbın değeri inceleneceği zaman, inceleme, tıbba özgü konu üzerinde, hastalık ve sağlık üzerinde olur. Hekimin sözlerinin gerçek, davranışlarının yerinde olup olmadığını anlamak için, onun bu konuda söyledikleri ile yaptıklarına bakılır. Bunu da ancak tıptan anlayan bir insan yapabilir.

Bilgelik yalnız bilimlerin bilimi ise, gerçek bir hekimle bilir görüneni birbirinden ayıramaz. Başka bilimler söz konusu olduğu zaman da daha fazla bir şey söyleyemez.

Diyelim ki bir bilimler bilimi vardır. Diyelim ki bu bilimde neyi bilip neyi bilmediğini bilmek yetisi de bulunmaktadır. Acaba bu, her güçlüğü çözümlemeye yetecek midir? Evet, o zaman bütün hareketlerimiz bilime uygun düşecektir.

Kendisine dümenci süsü veren kimse bizi aldatamayacaktır. Hiç kimse bize yanlış bir şeyi kabul ettiremeyecektir. Denizlerin, savaşların tehlikeleri bizden uzak olacaktır. İşlerimizi sanatının ehli olanlara vereceğimiz için, hep ustaca yapılmış silahlarımız, ustaca yapılmış eşyalarımız olacaktır. Her zaman uyanık olan bilgelik, bilgisizliğe katılmamıza ve bilgisizliğin işlerimize karışmasına yer vermeyecektir.

Ama bununla iş bitecek midir?

İyi ve mutlu yaşayış için bilimin gösterdiği yolda yürümenin yeteceği düşüncesi apaçık bir gerçek midir?

Değilse ve mutluluğa ulaşmak bilimle olmazsa, neyle olacaktır?

Ortada başka bir şey bulunmadığına göre, mutluluk, belli bilimlerin gösterdiği yolda gidenlere mi kalacaktır?

Mutluluğu sağlayan bir bilim mi vardır?

Yoksa bunda bütün bilimlerin aynı ölçüde payları mı vardır?

Aynı ölçüde payları yoksa, en çok payı olan hangisidir?

Ve o bilim, geçmişle, gelecekle ilgili şeyler içinde neleri bilmektedir?

İnsanı mutlu kılmakta sağlık biliminin bir ölçüde payı olsa bile, bunda en çok payı olan bilimin iyinin ve kötünün bilimi olduğu şüphesizdir. Çünkü iyinin ve kötünün bilimi öteki bilimlerden ayrılınca, hekim tedavide, kunduracı ayakkabı yapmakta, dokumacı dokumada, kaptan yolculukta, general savaşta başarı gösteremez. İyinin ve kötünün bilimi olmadıkça, hiçbir işten hayır gelmez.

Şu var ki, yararlı olmak ödevini üzerine alan, bilimlerin bilimi dediğimiz bilgelik değil de iyinin ve kötünün bilimi ise, bilgeliğin yararla bir ilgisi olamaz. Çünkü bilgelik bize sağlık veremez; sağlıkla tıp uğraşır. Yararlı olmak da iyinin ve kötünün biliminin işi ise artık bilgeliğe bir şey kalmaz. Böyle olunca da çok iyi, çok güzel bir şey olduğuna inandığımız bilgeliğin ne işe yaradığı kavranamaz. Dilin kurucusunun “bilgelik” sözünü, hangi gerçeğe karşılık aldığı anlaşılamaz.

Herkesin bilge dediği Kharmides, konuşmaların bir çıkmaza dayanması karşısında şaşırmıştır. Bilgeliğin ne olduğunu Sokrates anlayamamışsa kendisi ne diyebilir? Yapacağı şey, eksiğini tamamlamaya çalışmak, Sokrates’in peşinden ayrılmayıp onun bilgisinden yararlanmaktır.

Kharmides’in bu kararını vasisi Kritias çok beğenir. Sokrates de onların isteklerine uyacağını bildirir.

Kaynaklar:

  1. Platon, Kharmides & Kritias, (Furkan Akderin, Çev.) İstanbul: Say Yayınları
  2. Platon, Kharmides, (Nurettin Şazi Kösemihal, Çev.) İstanbul: Milli Eğitim Basımevi