Platon / Theaitetos

Sayı 59 - Haziran 2015

Alıntılayan: Hulusi Akkanat

“…Platon’un diyaloglarının kronolojisinde dördüncü sırayı, Platon’un filozof ve yazar kariyerinde olgunluktan yaşlılığa geçişi temsil eden ara diyaloglar oluşturur. Söz konusu diyaloglar Parmenides, Theaitetos ve Phaedros’tan meydana gelir. Bu dönemi tanımlayan, hatta dönemin diyaloglarını birleştiren en önemli husus, onlarda Platon’un ilk kez sistemine, özellikle de İdealar Kuramı’na eleştirel bir gözle bakmaya başlamış olmasıdır.

Nitekim Parmenides’te idealar kuramının yol açtığı güçlük ve zorluklar üzerinde yoğunlaşılır.

Theaitetos’ta ise, algının bilgi olma iddiasını tartışırken, öyle sanılır ki, Platon bir yandan da kendine idealar kuramı olmadan bilgi problemine bir çözüm getirip getiremeyeceğini sorar.”

* * *

“ …Demek ki, yaşlılık diyaloglarıyla olgunluk diyaloglarını özellikle içerik yönünde birleştiren en önemli husus budur, yani teleolojik evren görüşüdür. Farklılık ise, politika felsefesinin veya düzen olarak adalet telakkisinin bu dönemde iki diyalogla temsil edilmesinden de anlaşılacağı üzere, siyaset teorisinin biraz daha öne çıkmasından meydana gelir. Bir başka önemli farklılık, son iki dönemde, yani olgunluktan yaşlılığa geçiş evresiyle yaşlılık dönemi eserlerinde Sokrates’in rolünün azalmasından ve diyalogun, özellikle gençlik döneminde çok öne çıkan dramatik karakterinin tümden kaybolmasından meydana gelir.

Sokrates sadece Philebos ve Theaitetos’ta baş konuşmacıdır, diğer diyaloglarda Platon’un baş sözcüsü değildir, Yasalar’da ise hiç görünmez. Yine son dönem diyaloglarında, sonradan zoraki bir biçimde diyaloga dönüştürülmüş olduğu sanılan, uzun sunum ya da serimlerin belirteci olmaya başladığı deneme formu ağır basar.

Theaitetos diyaloğu, matematikçi Theodoros ve onun öğrencisi Theaitetos ile Sokrates arasında geçer. Temelde Protogoras’ın “Her şeyin ölçüsü insandır” düşüncesine karşı çıkan Sokrates, bu eksen çerçevesinde “Bilgi Nedir?” ve “Filozof kimdir?” sorularını ayrıntılı bir şekilde ortaya koyar.

Kaynak: Prof. Dr. Ahmet CEVİZCİ

* * *

SOKRATES: Evet tanıdım! Sunionlu Euphrasios’un oğlu. Babası da söz ettiğin gibi bir insandı. Önemli biriydi ve epeyce de zengindi. Delikanlının ismini ise bilmiyorum.

THEODOROS: Onun adı Theaitetos! Babasının mirasını vasileri yiyip bitirdi. Fakat delikanlı para konusunda da şaşırtıcı derece başarılı.

SOKRATES: Anlattıklarına göre bu delikanlı asil bir insan. Yanımıza gelmesini söylesene.

THEODOROS: Tamam. Theaitetos! Sokrates buraya gelmeni istiyor.

SOKRATES: Theaitetos! Theodoros yüzünün bana benzediğini söylüyor. Bunu kabul edip etmememe kimse karışamaz. Şimdi ikimizin de birer liri olsa ve Theodoros, bu lirlerin aynı sesi çıkardıklarını söylese hemen ona inanır mıyız, yoksa doğru bir şey söyleyip söylemediğini araştırır mıyız?

THEAİTETOS: İkinci dediğini yaparız.

SOKRATES: O halde kendisi bize bir müzisyen olduğunu ispatlarsa, ona inanırız.

THEAİTETOS: Evet.

SOKRATES: Bu durumda yüzlerimizdeki çizgilerin benzeyip benzemediğine karar vermek için kendisinin bir ressam olması gerekecektir.

THEAİTETOS: Tabii ki.

SOKRATES: Theodoros ressam mı?

THEAİTETOS: Bildiğim kadarıyla değil.

SOKRATES: Geometrici mi?

THEAİTETOS: Sokrates! Evet, kendisi bir geometricidir.

SOKRATES: Peki astronom, matematikçi, müzisyen gibi ya da eğitimle ilgili başka sıfatları da alır değil mi?

THEAİTETOS: Kesinlikle.

SOKRATES: O halde kendisi ister iyi niyetle, isterse kötü niyetle söylesin, fiziksel özelliklerimiz arasında bir benzerlik kurduğu zaman bunun bir önemi yoktur.

THEAİTETOS: Tabii ki.

SOKRATES: Peki, sevgili Theaitetos! Bu durumda senin tanıtman, benim de seni incelemem gerekiyor. Çünkü Theodoros’un, Atinalı ya da yabancı olsun hiç kimseyi senin kadar övmemişti.

THEAİTETOS: Sevgili Sokrates! Bundan büyük gurur duydum. Ancak Theodoros’un şaka yapmadığını  nereden biliyoruz?

SOKRATES: Theodoros böyle şakalar yapmaz. Ancak şaka olsa bile biz niyet ettiğimiz şeyi yapalım. Konuşmamız sırasında ona sadece zaman zaman başvuracağız, çünkü herkes onun ne kadar doğruları söyleyen bir insan olduğunu bilir. Bu nedenle biraz önce kararlaştırdığımız şeyi yapalım.

THEAİTETOS: Tamam, istediğin gibi olsun.

SOKRATES: Peki, sen Theodoros’tan geometri öğrendin mi?

THEAİTETOS: Evet.

SOKRATES: Astronomi, müzik ve matematik de öğrendin mi?

THEAİTETOS: Öğrenmeye çalışıyorum.

SOKRATES: Ben de aynı şekilde. Bu bilimlerde başarılı olan birilerinden öğrenmeye çalışıyorum. Ancak her ne kadar bu konularda bir miktar fikrim olsa da çok önemli değilmiş gibi görünen bir nokta beni her zaman endişelendiriyor. Bu konuyu seninle ve buradakilerle birlikte incelemek istiyorum.

Sence bir şeyi öğrenmek, o öğrenilen konuda BİLGE olmak mıdır?

THEAİTETOS: Elbette.

SOKRATES: Bu, bilimden farklı bir şey midir?

THEAİTETOS: Hangisi?

SOKRATES: Bilgelik diyorum, bilge olmak ve bilgili olmak aynı şey değil midir?

THEAİTETOS: Başka nasıl olabilir?

SOKRATES: O halde bilgelik ve bilgi aynı şeydir.

THEAİTETOS: Evet.

SOKRATES: Ben de tam bu noktadan endişeliydim. Bilginin tam olarak ne demek olduğunu bilmiyorum. BİLGİ NEDİR? Bu konuda net bir şeyler söyleyebilecek olan var mı? Önce kim başlamak ister? Fakat biri konuşurken hata yaparsa, çocukların oyun oynarken yaptığı gibi onun sırtına çıkacağız. Eğer hata yapmazsa, o kişi bizi yönetecek ve hepimize sorular soracak. Evet, ne dersiniz? Şimdi bir tartışma başlatmak istiyorum, bunu yapmamda yanlış bir şey var mı?

THEODOROS: Sokrates! Böyle bir araştırmayı başlatmaya çalışmak asla yanlış olmaz. Ancak buradaki delikanlılar ile konuşmalısın, çünkü ben hem bu türden tartışmalara alışkın değilim, hem de bunun için çok yaşlıyım. Fakat gençler bu tür bir tartışmadan epeyce yararlanacaklardır. Atasözüne göre de gençler pek çok konuda kendilerini geliştirebilirler. Bu çok doğru. Bence Theaitetos ile konuşmaya başladığımıza göre, onunla devam et.

SOKRATES: Theaitetos! Theodoros’un neler söylediğini duydun. Bence onu dinleyeceksin. Hem bu kadar bilgili bir insanın sözlerini dinlememek olmaz. Şimdi bana bilgi denildiğinde senin bundan tam olarak ne anladığını söyle.

THEAİTETOS: Dediğini yapacağım Sokrates! Hata yaparsam beni düzelt.

SOKRATES: Elimden geleni yapacağım.

THEAİTETOS: Bana kalırsa Theodoros’tan öğrendiğim her şey, bilgidir. Örneğin geometri ya da biraz önce sıraladığın diğer konular. Öte yandan ayakkabıcılık ya da diğer zanaatlar da ister bir arada, ister ayrı ayrı incelensinler, birer bilgidirler.

SOKRATES: Ah, ne kadar da asil ve cömertsin. Ben senden sadece bir şey istedim, sen bana birçok şey veriyorsun. İstediğim basit bir şeydi, ama sen karşıma başka başka şeyler de getirdin.

THEAİTETOS: Anlamadım Sokrates?

SOKRATES: Şöyle söyleyeyim: Ayakkabıcılık dediğimiz şey, ayakkabı yapmaktan başka bir şey değildir, değil mi?

THEAİTETOS: Tabii ki sadece budur.

SOKRATES: Yine marangozluk denildiği zaman, ağaçların kesilmesi ve bunların işlenmesiyle elde edilen şeylerin yapılmasını kastediyorsun değil mi?

THEAİTETOS: Evet, sadece bunu kastediyorum.

SOKRATES: Yani bilgi neye aitse, ona göre bir tanımlama yapıyorsun.

THEAİTETOS: Doğru.

SOKRATES: Şimdi, benim sorum bilginin kaç türü olduğu değildi, sana bilginin neye ait olduğunu sordum. Amacımız bilgi türlerini sıralamak değil, BİLGİNİN ÖZÜNÜ ANLAMAK. Sence haklı mıyım?

THEAİTETOS: Çok haklısın.

SOKRATES: Şimdi biri gelip bize balçığın özü nedir diye sorsa, biz ona balçık türlerini sıralayıp testicinin, fırıncının ya da tuğlacının balçığı desek garip bir durum ortaya çıkmaz mı?

THEAİTETOS: Öyle görünüyor.

SOKRATES: Garip olur, çünkü balçık kelimesinin tanımına herhangi bir zanaatkârı da dâhil ettiğimiz zaman, verdiğimiz cevabın yeterli olduğunu zannediyoruz, ancak daha o şeyin özünü bilmeden tartışabilir miyiz?

THEAİTETOS: Tabii ki yapamayız.

SOKRATES: Bu durumda bilginin ne olduğunu bilmiyorsak, ayakkabıcı bilgisi lafından da bir şey anlamayız.

THEAİTETOS: Kesinlikle.

SOKRATES: Yani bilginin ne olduğunu bilmeyen bir insan, ayakkabıcılığın ya da başka bir zanaatın ne olduğunu da bilemez.

THEAİTETOS: Evet.

SOKRATES: Bu durumda bilginin özünü sorduğumuzda, zanaat isimlerini sıralamak doğru olmaz. Çünkü böyle bir yanıtta, sadece bilimin konusunun ne olduğu söyleniyor, ancak bize sorulan soru bu değildi.

THEAİTETOS: Haklısın.

SOKRATES: Hem böyle yanlışlık başka hatalara da neden olabilir. Biri bize balçık nedir diye sorsa, toprakla suyun karışımıdır diyebiliriz, ancak bize sorulan soru, onun kimin tarafından kullanıldığı değildir.

THEAİTETOS: Şimdi anladım Sokrates! Biraz önce adaşın Sokrates ile yaptığımız tartışmadaki sorunla benzer bir sorun ortaya çıkıyor.

* * *

SOKRATES: Belki de biraz önce konuştuğumuz bilginin özü konusunu fazla önemsemiyorsun, bunun sıradan bir iş olduğunu düşünüyorsun.

THEAİTETOS: Zeus adına yemin ederim ki böyle değil, hatta onun en önemli iş olduğunu düşünüyorum.

THEAİTETOS: O halde cesaretini topla, Theodoros’un sözlerinin doğruluğuna inan ve bilginin özünü bulmaya çalış.

THEAİTETOS: Sokrates! Bunu denemeye hazırım.

SOKRATES: Peki, biraz önceki çaban yerindeydi. Çarpımlar söz konusu olduğunda tanım yapabilmek için çok fazla sayıda sayıyı incelediğin gibi, aynı şekilde çeşitli bilgileri de tanım yapabilmek için bir araya getir.

THEAİTETOS: Sevgili Sokrates! Daha önce de bana sorduğun bu soruların üzerine düşündüm ve bunları yanıtlamak için çaba harcadım. Ancak bulduğum çözümler yetersizdi, diğer insanların anlattıkları da aynı şekilde. Ancak içimdeki öğrenme arzusundan da hiçbir şey kaybetmedim.

SOKRATES: Theaitetos! Bu acının nedeni, BİLEMEMEK DEĞİL, ÖĞRENMEK üzere olmaktır.

THEAİTETOS: Bilmiyorum Sokrates! Ama duygularım bu şekilde.

SOKRATES: Sen benim çok ünlü ve asil bir ebe olan PHAİNARETES (yun: “erdemin fenomeni” ) tarafından doğrulduğumu bilmiyor musun?

THEAİTETOS: Biliyorum.

SOKRATES: Benim de aynı işi yaptığımı bilmiyor musun?

THEAİTETOS: Hayır.

SOKRATES: Evet öyle ama sen bunu kimseye söyleme. Çünkü benim böyle bir sanata sahip olduğumu kimse bilmiyor. İnsanlar bunun bilmezler, ancak garip bir insan olduğumu ve kafalarını karıştırdığımı söylerler. Peki, bunu duymuş muydun?

THEAİTETOS: Duymuştum.

SOKRATES: Peki, neden biliyor musun?

THEAİTETOS: Hayır, lütfen.

SOKRATES: Ebelik sanatında neler vardır? Bunları düşünürsen sana ne söylemek istediğimi çok daha iyi anlayacaksın. Ebeler aslında doğurganlık zamanları geçmiş kadınlardır, bir kadın kendisi doğurabilecek yaştaysa ebelik yapmaz, sadece doğuramayacak durumda olanlar ebelik yaparlar.

THEAİTETOS: Doğru.

SOKRATES: Aslında hikâyeye göre bu, Artemis’ten kaynaklanan bir âdet. Artemis hiçbir zaman doğurmadığı için doğum işleriyle ilgilenmek istemiş. Ancak bu işi öğrenebilmek için aynı zamanda bu konuda bilgi sahibi de olmak gerekiyor, işte bu nedenle asla doğurmamış olanların bu işi yapmaları yasaklanmış. Öte yandan yaşı geçkin olup doğurmayanların da sırf kendilerine iyilik olsun diye bu işi yapmalarına izin veriliyordu.

THEAİTETOS: Evet.

SOKRATES: Hem bir kadının hamile olup olmadığını, ebeler diğer insanlardan daha iyi anlarlar değil mi?

THEAİTETOS: Tabii ki.

SOKRATES: Ebelerin gerekirse çocuğu doğurtmama ya da ilaçlarla ve büyülerle kadını sakinleştirme ve zorlu durumlarda doğumu gerçekleştirme şansları vardır değil mi?

THEAİTETOS: Evet.

SOKRATES: Bu arada ebeler aynı zamanda en güzel çocukların doğması için hangi erkeklerle hangi kadınların birlikte olmaları gerektiği konusunda da epeyce bilgilidirler.

THEAİTETOS: Bunu duymamıştım.

SOKRATES: Ebeler bu konuda başarılı olmayı, çocuk doğurma konusunda başarılı olmaktan daha fazla önemserler. Hem söyle düşünebilirsin: Toprakta yetişen ürünleri bilmek ve hangi toprakta ne tür ürünler yetişeceğini bilmek farklı sanatlar mıdır yoksa bu ikisi aynı sanat mıdır?

THEAİTETOS: Elbette aynı sanattır.

SOKRATES: Peki kadınlar söz konusu olduğu zaman, tohum ekme ve yetiştirme sanatları birbirinden farklı mıdır?

THEAİTETOS: Yok, hayır zannetmiyorum.

SOKRATES: Haklısın. Tabii ki ebeler namuslu insanlar olmak istedikleri için kadınları ve erkekleri uygun olmayan yollarla birleştirmek gibi bir yola sapmıyorlar. Çünkü sanatlarını icra ettikleri zaman, bu şekilde suçlanma ihtimalleri bulunmakta. Fakat bana kalırsa gerçekten ebe olanlar, bu konuda aracılık yapma şansına sahiptirler.

THEAİTETOS: Haklı gibisin.

SOKRATES: Evet ebeler bu kadar çok iş yaparlar, ben ise onlardan daha fazla iş yaparım. Çünkü kadınlar her zaman çocuk doğurmazlar, bazen de yalancı ceninler ortaya çıkarırlar. Bunları fark etmek kolay bir şey değildir. Ebelerin yaptıkları şeyler arasında en güzeli, doğru ve yanlış olanı birbirinden ayırt edebilmektir. Bu konuda sen ne düşünüyorsun?

THEAİTETOS: Haklısın.

SOKRATES: Benim ebeliğim ise biraz farklı. Ben kadınları değil, erkekleri doğurtuyorum ve doğumda erkeklerin bedenlerine değil, ruhlarına hitap ediyorum. Benim sanatımdaki en önemli nokta, gençlerin söyledikleri şeylerin mutlak doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu araştırmaktır. Bu anlamda bakıldığında, ebeler ile aramda büyük benzerlikler var, ben de bilgelik bakımından yetersizim. Hiçbir zaman kendi düşüncelerimi anlatmam ve her zaman diğer insanlara sorular sorarım, bu nedenle de bilge olduğumu iddia etmiyorum. Böyle davrandığım için bazıları beni suçluyorlar ve bu suçlamalarında haklılar. Ancak tanrılar benim başkalarını doğurtmamı istiyorlar, buna karşılık bana DOĞURMA YETİSİ vermemişler. Bu nedenle bilge bir insan değilim, benim ruhumun ortaya koyabileceği herhangi bir yenilik yok. Öte yandan karşıma çıkan insanlar, ilk başta sanki hiçbir şey bilmiyor gibidirler, fakat zamanla tanrıların da yardımıyla ne kadar fazla ilerleme kaydettiklerini görürler. Ancak yine de hiçbir şey öğrenmedikleri de ortadadır. Onlar sadece kendi içlerinde var olan şeyleri ortaya dökmektedirler. Sadece Tanrı ve ben doğurtabiliriz.

Söylediğim şeyi şu şekilde açıklayayım: Söylediğime inanmayanlar ya da doğurmalarında benim bir etkim olmadığını düşünen insanlar ya kafalarında kendi düşünceleriyle ya da başka insanların düşüncelerinden etkilenerek yanımdan ayrıldılar. Fakat kötü dostlar edindikleri için, hem ruhları daha kötüye gitti, hem de sayemde yaptıkları doğum sonucunda elde ettiklerini de kaybettiler. Yaptıkları şey, doğru olmayan şeyleri doğru olanlardan daha üstte görmekti, işte bu nedenle gözlerinde cahil insanlar haline geldiler. Bir örnek verecek olursak, Lysimakhos’un oğlu Aristeides’ten söz edebiliriz, aynı şekilde başkaları da var.

Kimileri bazen akıllarını başlarına toplar ve yeniden benimle iletişim kurmaya çalışırlar; DAİMON bu insanların bazılarıyla yeniden iletişim kurmamı yasaklarken, bazılarına izin verir.

İzin verdikleriyle yeniden araştırma yapmaya başlarız. Yanımda bulunan insanların doğum yapan kadınlarla ortak özellikleri vardır, onlar da acı içindedirler, kadınlardan daha fazla acı çekerler, sürekli acı içinde kıvranırlar. Ben bu acıları artırabileceğim gibi azaltabilirim de.

Theaitetos! Bazılarının ise doğum yapmayacaklarını önceden anlarım, bu insanlara herhangi bir yararım olamaz. Kendilerine yine iyi davranırım, ancak onlara başka kimin yardımcı olabileceğini de söylerim. Bu tür insanları Prodikos’a (Yunan sofist düşünür) ya da Tanrı’dan yardım görmüş diğer bilge insanların yanına gönderiyorum.

Sana bunlardan söz etmemin nedeni, senin de anladığın şekilde düşüncelere gebe olduğunu ve acı çektiğini görmemdir.

Bu nedenle benim bir ebenin oğlu olduğumu, kendimin de bir ebe olduğunu bilerek yanıma gel ve elinden geldiğince sorularıma yanıt vermeye çalış.

Bazı düşüncelerinin yanlış olduğunun farkına varırsam ve bunları yanlış olmalarından dolayı yok sayarsam, yeni doğurmuş ve çocuğundan korkan kadınlar gibi öfkelenmemelisin.

Bazılarını içinde bulundukları kötü durumdan çekip çıkardığım zaman, bana vahşi hayvanlar gibi saldırdılar, çünkü onlara iyilik yaptığıma inanmıyorlardı. Onlar, tanrılardan hiçbirinin insanların kötülüğünü istemediklerini bilmiyorlardı. Ayrıca davranışlarımın nedeninin benim kötü niyetim olmadığının, sadece yanlış yapmanın Tanrı’nın izin vermeyeceği bir şey olduğunun farkında değillerdi.

Buradan yola çıkarak konuyu tekrar düşünmelisin ve BİLGİNİN ÖZÜNÜN ne olduğunu söylemelisin. Öte yandan sakın bunu yapamayacağını söyleme, çünkü Tanrı isterse ve sen de aynı yönde çaba harcarsan bunu başaracaksın.

THEAİTETOS: Sokrates! O kadar istekle bunu öneriyorsun ki içimden geçenleri söylememem olmaz. Bence bilgili insan, bildiği şeyi algılayan insandır, evet bilgi algıdır.

SOKRATES: Evet kesinlikle bu şekilde davranmalısın, düşüncelerini bu şekilde net olarak ifade etmelisin. Şimdi bu düşüncenin ne kadar doğru olduğunu inceleyelim, bilgi algıdır diyorsun değil mi?

Kaynak: Platon, Theaitetos, çev. Furkan AKDERİN, Say Yayınları. S.28-39