Peritroptikos

25 Ekim 2016
Sayı 08 - Ocak 2011

Bir tek filozof kesin şeylerin kendilerini kopya eder; zirâ o şeylerin kendisini gözleyendir, onların kopyalarını değil. Güzel olmayan bir şeyin kopyası da güzel olamaz ve doğası gereği tanrısal ya da ebedi olmayan şeyin kopyası da ölümsüz ya da ebedi olamaz. Bütün zanaatkârlardan bir tek filozof öyle yaratılmıştır ki, sadece onun yasaları süreklidir ve sadece onun eylemleri doğru ve asildir. Zirâ bir tek o, bakışı hep doğaya ve tanrısal olana çevrili olarak yaşar. Tıpkı iyi bir gemi kaptanı gibi yaşamını ebedi ve sürekli olana bağlar. Ve orada demir atıp kendi kendisinin efendisi olarak yaşar.

Kim ki bizim bu söylediklerimizi sınama görevini üzerine alırsa, şunu açıkça bilmesi gerekir: Bir insan için iyi olan ve yaşam için faydalı olan her şey uygulamada ve eylemde yatar; sadece iyiyi bilmekte değil, yaşamayı algılama yetisine sahip olmak olarak. Yaşamamayı ise algılama yetisine sahip olmamak olarak ayırıyorsak ve algılama üzerinde iki anlamda, yani hem algılamanın bayağı anlamda kullanılmasından hem de algılama imkanından söz ediyorsak, o zaman bundan “yaşama” üzerinde de iki anlamda konuştuğumuz açıkça ortaya çıkar. Uyanık olandan gerçek ve asıl anlamda yaşıyor diye söz ederiz; uyuyandan ise onun, uyanık olma ve şeyleri gerçekten algılama özelliğini taşıyan eyleme geçme yetisine sahip olduğu için yaşıyor diye söz ederiz. Bu nedenden dolayı ve “edilgin ve etkin” arasındaki bu ayrımı göz önünde bulundurarak, uyuyanın yaşadığını söylemeye hakkımız vardır.

Aynı sözcüğü iki anlamda, bir yandan “burada ve şimdi etkin olma” anlamında, diğer yandan ise “bir durumda olma” anlamında kullandığımızda, sözcüğün asıl anlamını birincisinin daha iyi verdiğini söyleyebiliriz. Uyanık olanın uyuyandan ve ruhu ile etkinlik içinde olanın sadece ruha sahip olandan daha üst derecede yaşadığını söylemeye hakkımız vardır. Mantıksal önceliği göz önünde bulundurduğumuzda, söyleyebiliriz ki ikinci olarak sözü edilen, birincisi yaşadığı için yaşar; zirâ o etkin ya da edilgen yaşayacak bir yapıdadır. Etkin olmak şu demektir: Eğer birisi bir eylemi yapma yeteneğine sahipse, o zaman o kimsenin etkin olduğunu söyleriz. Eğer birkaç yeteneğe sahipse, bu yeteneklerden en değerlisini kullandığı zaman o kimsenin etkin olduğunu söyleriz.

Entelektüel Yaşam İnsanı Mutlu Eder Mi?
 

Mutlu yaşama neden olan ayrıntıları sırf gözden geçirmekle değil, sorunun içine daha derinlemesine girmekle ve yaşam mutluluğunu bütün olarak ele almakla da aynı sonuca ulaşırız. Entelektüel yaşamın yaşam mutluluğuna olan ilişkisi, onun kişiliğimizle olan ilişkisi gibidir. Yani bizim nasıl bir insan olduğumuzdur; değerli mi yoksa değersiz mi? Zirâ bütün insanlar, ya yaşam mutluluğuna götüren şeyi ya da yaşam mutluluğunun bir sonucu sayılan şeyi seçmeye değer bulurlar; ayrıca bizi mutlu kılan şeylerin bazıları zorunludur, bazıları haz vericidir. Yaşam mutluluğunu ya düşünme gücü ve bir tür bilgelik, ya erdemlilik, ya en yüksek derecede haz, ya da bunların hepsi olarak tanımlamaktayız.

Mademki yaşam mutluluğu düşünme gücüyle aynı şeydir, o zaman yaşam mutluluğuna yalnızca filozofların sahip olacağı açıktır. Eğer yaşam mutluluğu ruh mükemmelliği ya da haz dolu yaşam ise, o zaman buna yine ya öncelikle ya da sadece filozoflar sahiptir. Bizim içimizdekilerde en iyi şey, hükmeden şeydir. Hepsi teker teker birbirleriyle karşılaştırıldığında bunların en çok haz vereni ise, “düşünme gücü”dür. Biri yaşam mutluluğuna bunların hepsinin neden olduğunu iddia ettiği zaman bile, yine de düşünme gücünün en önemli öğe olduğunu söylemek gerekir. Bu yüzden becerebilen herkesin felsefe yapması zorunludur. Çünkü felsefe yapmak ya mükemmel yaşamın kendisidir, ya da ruhu oraya en çabuk götürendir. Herkes kabul eder ki hiçbir insan, en büyük servet ve en kudretli güçle donatılmış, ama elinden düşünme gücü alınmış ve akıl hastası olduğu bir yaşamı seçmek istemez; bunu en derin hazları yaşayabilecek ve bazı delilerin yaptıkları gibi yaşayabilecek olsa bile yapmaz. İnsanlar en çok, düşünme gücünden yoksun kalmaktan kaçınırlar; ancak göründüğü gibi düşünce gücünden yoksun olma, düşünme gücüne karşıttır ve bu iki karşıtın birinden kaçınılırken diğeri tercih edilir. Uyumak her ne kadar çok hoş ise de ve uyuyanın her türlü olası hazları tattığını düşünsek bile, hiçbir şekilde uyanık olmaya tercih edilemez.

Mutlu yaşam ister haz ve rahatlıktan, ister ahlaksal mükemmellikten, isterse akıl kullanmaktan ibaret olsun, bunların her birinde felsefe kaçınılmazdır. Bu konular hakkında açık seçik bir görüşe yalnızca felsefe aracılığıyla ulaşabiliriz. İnsan “bütün olarak” basit bir canlıdır ve insan olarak özelliği “akıl”a ve “tin”e sahip olmasından gelmektedir. O zaman en eksiksiz gerçeğe –bu demektir ki varolanlara dair gerçek bilgiye– ulaşmak dışında insan için başka hiçbir görev yoktur.

Yaşam, yaşam olmamaktan algılamayla ayrılır; yaşamı biz algılama yeteneğiyle tanımlıyoruz. Algılama yeteneği alındığında, yaşam yaşanmaya değmez olur; öyle ki, sanki yaşam toptan yok olur. Felsefi kavrayış ruh mükemmelliğinin ve mutlu yaşamın bir parçasıdır. İddia ediyorum ki, mutlu yaşam ya felsefi kavrayıştan çıkar ya da onun kendisi mutlu yaşamdır. Tam yetkinlikle yapılan ve engelsiz olan edimler kendiliğinden “haz” kaynağıdır. Felsefi etkinlik bu yüzden, bütün etkinliklerin en haz verenidir. Haz verici yaşamı, bu yaşamı sürenler için haz verici olduğundan, haz vericidir diye adlandırabiliriz. Yaşamda bir şeyden haz duyanların değil, yaşamın kendisinin onlar için haz olduğu ve yaşamın kendisinden haz alanların haz veren bir yaşam sürdürdükleri söylenebilir. Bu türden düşüncelere dayanarak uyanık olanın uyuyandan, düşünenin düşüncesiz olandan daha üst düzeyde yaşadığını söylüyoruz ve iddia ediyoruz ki, “yaşam hazzı, ruhu kullanmaktan gelmektedir; ruh etkinliği asıl anlamda yaşamaktır.”