Övün Çalış Güven

18 Kasım 2016
Sayı 39 - Ağustos 2013

*Bu makalede hatalı kullanılan bir terim yazarın kendisi tarafından tespit edilmiş olup, doğru içeriğiyle yazının sonuna bir düzeltme notu olarak eklenmiştir.

Atatürk’ün bu sözünün dizgesel olduğunu, yani belli bir amaca uygun olarak özenle sıralandığını ve sözcüklerin yerlerinin oynatılamayacağını düşünüyorum.

Oysa ilk akla gelen, “övün” sözcüğünün, henüz bir şey yapılmamış, bir şey başarılmamışken en başa konmasının sanki çok da yerinde olmadığıdır. Gerçekten de faaliyeti talep eden “çalış” sözü, “övün”den sonra gelmektedir. En sonunda, yani bir sürecin tamamlanmasının ardından söylenseydi acaba daha mı yerinde olurdu?

Henüz bir emek sarfetmemiş, bir sonuca ulaşmamışken neyle övünebiliriz ki? Başlangıçta, varlığımızdan ve bizi bugüne taşıyan geçmişten başka övünecek bir şey bulamayız. 

Geçmişin varlığı, her başlangıçta en başa dönmek zorunda olmadığımız, kimi bilgi ve değerlere zaten sahip olduğumuz anlamına gelir. Bizim için başlangıç olan her nokta, insanlığın ara noktasıdır. Her an tarihin birkimlerine yaslanıyoruz. Geçmişimize değer vererek onu kucaklamalı ve hürmet duymalıyız. Bu vefadır. Vefa, geçmişe şükranla, geleceğe sorumlulukla bağlar bizleri. Vefalı olmak gelecek için sorumluluğumuzu artırır. Başlarken övünmek “vefa”dır. Böylece geçmişin birikim ve enerjisiyle geleceğe borcumuzu ödemeye hazır oluruz.

Ayrıca “övün” sözcüğü, “yapabilirim” düşüncesini anlatır. Henüz bir şey yapmamışken, yapabilirim demek sadece bir inançtır. İnanmadan hiçbir şey yapamıyoruz. İrade seçiyor, karar veriyor, ancak inançla işe girişiyoruz. İnanç olmadığında irade gerçekleşemiyor, çöküyor, başka iradelere teslim oluyor. Bu noktada, inanç iradenin enerjisi olarak gözüküyor.  Övünen, inanan irade eyleme girişiyor. Tersi durumda özgürlük kayboluyor. Özgüven oluşamıyor. 

Övünmenin başa değil sona konması durumunda, taşıdığı duygusal içeriğe de uygun olarak kendini beğenmişlik tutumu ortaya çıkabilir. Oysa başta yer aldığında, duygusal içerik kişinin dışına çıkarak vefa olur. Vefa ise, bugünkü varlığın dünküne muhtaç olduğunun altını çizerek, günü mütevazı ve gerçekçi olarak kavramanın olanağı olur.

Güven sonda değil de başta yeralabilir mi? Bir eylemin, bir başarının haklı kılmadığı bir “güven”in anlamı, ister istemez boşalacak, en iyi olasılıkla “övün” sözündeki içeriği giyinecektir. Bu durumda dahi “güven”, kendine güven ise, bir şişinme duygusu yaratabilir. Başkalarına güvenden söz ediyor olduğumuzda ise, bu durum, “çalış” sözünde işaret edilen eylemi yapmaya teşvik etmez. Sonda yer alan “güven”, bir eylemin ardından geldiği ve eylemin ürünü olduğu için, başaran kişiyi ve özelliklerini aşar ve  ben abartısına neden olmaz. O tam bir özgüvendir, imandır.

İnancı eyleme dönüştürmek çok önemli gözüküyor. Eyleme dönüşerek kendini aşamayan inanç, özgüven olamayan övünme, imana varmayan inanç küpüne zarar veren sirke gibi oluyor. İşlevini yerine getiremediğinde, kendini eylemle tamamlayamadığında inanç taassuba dönüşüyor, asabiyet yaratıyor, sabit fikirli oluyor, saldırganlaşıyor.

Kendi geçmişimize bir göz atarsak görürüz ki, her başarılı sürecin başı inanç, ortası eylem, sonu özgüvendir.


Düzelti:

“Öğün” sözcüğünü, yanlış
bilgiyle ve dayanaksız yorumla “övün” sözcüğünün öncelerdeki yazım şekli olarak
değerlendirdim. Bu kanımı destekleyen birçok internet kaynakları da bulmuştum.
Ama aceleci bir kararla ve doğrululuğundan emin olmadan yazmaya giriştim. Beni
öncelikle heyecanlandıran ve edindiğim bilginin kontrolünü ihmal ettiren
yazmayı tasarladığım fikirdi. Sonuçta söylenen, öğün yerine övün olsaydı ne
anlatılmak istenmiş olabilirdi, içerikli bir yazı ortaya çıktı.  

Çok sonra öğrendim ki “öğün”
sözcüğü, tam da öztürkçe bir kök olan “öğ
den geliyor. Öğrenim, öğretmen, öğrenci, öğüt sözcükleri de aynı kökten
geliyorlar. Bu kök günümüzde yaygın olarak bilinmiyor ama meğer “akıl” demekmiş.

Gecikmeli ve kusurlu olarak öğrendim ki “öğün” aklını kullan, akıl
et anlamlarına geliyor. O zaman fark ettim ki Atatürk’ün sözü, anlamlandırma
çabasına gerek göstermeksizin kendini anlatıyor.

Akılını
kullanarak çalışırsan, hem kendine, hem ülkene demek ki yaşamına güvenle
bakabilirsin. Akıl ve çalışkanlığın semeresi özgüvendir: “Öğün çalış güven”

“Öğün”
öğüdünü, artık önüme koydum.

Yazımı
okumuş ve okuyabilecek olanlardan özür diliyorum.